Salgın, devletlerle kimliksiz sermayenin çatışmasını tetikledi

04:0020/04/2020, Pazartesi
G: 19/04/2020, Pazar
Selçuk Türkyılmaz

Büyük Harp ya da sonradan verilen adla Birinci Dünya Savaşı’nın yaklaşmakta olduğunu gösteren birçok işaret ortaya çıkmıştı. Özellikle Batı Avrupa ülkelerinin rekabeti üzerine yazılan kitaplarda, bu işaretlere odaklanılmış ve 1870’lere kadar gidilerek uzun sayılabilecek sürecin farklı açılardan analizi yapılmıştır. Çalışmaların çoğu Avrupa merkezli bir bakış açısına göre yapıldığı için hadiseleri kendimize göre değerlendirmek zorlaşmıştır. Bizdeki çalışmaların azlığı da süreci anlamamızı engellemektedir.

Büyük Harp ya da sonradan verilen adla Birinci Dünya Savaşı’nın yaklaşmakta olduğunu gösteren birçok işaret ortaya çıkmıştı. Özellikle Batı Avrupa ülkelerinin rekabeti üzerine yazılan kitaplarda, bu işaretlere odaklanılmış ve 1870’lere kadar gidilerek uzun sayılabilecek sürecin farklı açılardan analizi yapılmıştır. Çalışmaların çoğu Avrupa merkezli bir bakış açısına göre yapıldığı için hadiseleri kendimize göre değerlendirmek zorlaşmıştır. Bizdeki çalışmaların azlığı da süreci anlamamızı engellemektedir. Hâlbuki bugün çokça konuşulduğu gibi “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin benzerini Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Almanya-Osmanlı ittifakı hayata geçirmekteydi. Berlin’den yola çıkan bir trenin kesintisiz bir şekilde Basra’ya ulaşması hedeflenmişti. İngiltere’nin denizlere hâkim olduğu bir dönemde Almanya-Osmanlı ittifakı kara üzerinden kıtaları birbirine bağlama hedefindeydi. Hattın Basra’ya ulaşmasına izin verilmediği için adı Bağdat Demir yolu olarak kaldı. Hattın bir kolu da Hicaz’a uzandı.

Projeyi yürüten Almanlar para bulmak için uluslararası alana yöneldi. Onlar millî hedeflerine ulaşmak için uluslararası (küresel) sermayeyi çekmeye çalışmışlardı. Fransa’da sermaye çevrelerindeki hareketlilik Fransa devletinin dikkatini çekmiş, sürece müdahale edilmişti. Sermayenin kimliksizleşmesi Fransa’yı millî hedefleri açısından endişelendirmiştir. Fransa’nın müdahalesiyle Almanların, Bağdat Demir Yolu’nun yapımı için Fransa’dan sermaye çekme girişimi başarısız olmuştur. Demir yolu Osmanlı’nın millî menfaatleri açısından da çok önemliydi. Hem Osmanlı coğrafyası yeniden merkez olacak hem de devlet egemenliğinin tesis edilmesi sağlanacaktı. Osmanlı coğrafyasına yönelen yabancılara karşı da devlet manevra kabiliyeti kazanacaktı. Almanlar da millî menfaatler açısından bu projeye önem veriyordu.

Fransa’nın sermaye üzerinde kurduğu egemenliği Amerika’nın ne oranda kurabildiği tartışma konusudur. Fakat sürecin yüz yıl öncesiyle benzerlikler arz ettiğini düşünüyorum. Çin de sermayeyi ülkesine çekerek onu kimliksizleştirmeye çalıştı. Benzer bir süreç çok daha önceleri İngiltere için geçerliydi. Onlar da Hollanda’da yoğunlaşan sermayeyi Britanya’ya çekmişlerdi. Amerika’nın, sermayeyi Çin’den uzaklaştırmaya çalışmasının meydana getirdiği krizler daha da artacaktır. Salgından sonra dünya eskisi gibi olmayacak, sözünü önemsemek gerekiyor. Fransa, sermaye hareketliliğini veya sermayenin kimliksizleşmesini önledikten kısa bir zaman sonra Büyük Harp patlak verdi.

Osmanlı’yı yani kendimizi içeriden bir bakışla görememek bizi körleştirdi. Bu, başlı başına bir sorun iken kuşaklar üzerindeki tesirleri de yıkıcı oldu. Demir yolu girişimini Alman emperyalizminin coğrafyamızdaki kazanımları gibi edilgen bir bakışa indirgemek, millî olan çabanın görülmesini engelledi. Bu durum bugün için de geçerlidir. Türkiye, bağımlılık üretmeyecek yeni siyasî yaklaşımları hayata geçirirken farklı çevrelerin, klasik alışkanlıkları ile hareket ettiğini söyleyebiliriz. Sermayenin kimliksizleşmesi örneğinde olduğu gibi küresel ağların güvenli ortamında şekillenen zihniyet dünyasının muhafazakâr tepkiler üreterek millî olana yabancılaşması, sorunun önemine işaret eder.

Türkiye, uzun zamandır küresel ilişki ağları içinde şekillenmiş yapılarla mücadele ediyordu. Erdoğan, Türkiye’deki gayr-i millî unsurları destekleyen ülkeleri birçok defa uyardı. Amerika, İngiltere, Fransa’nın salgın karşısında çaresiz kalması, devletler ile sermaye arasındaki mücadelenin boyutlarını gösterir. Sorunları başka ülkelerin üzerine yıktıkları zamanlarda dışarıdan seyretmenin keyfini yaşadılar. Fakat saldırı bilinmeyen bir yerden kendi merkezlerine taşınınca çözüm üretemediler. Bir dönem kendi sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalacaklardır. Fakat Çin’e yönelik sert eleştirilerde görüldüğü gibi uluslararası rekabetin şiddetleneceği de açıktır.

Yerlilik ve millîlik kavramlarını, dönemin eğilimlerini anlamak açısından önemsemek gerekir. Yeni ve güçlü fikirler, uzun soluklu oluşumların sonucunda ortaya çıkıyor. Bu fikirlerin kendi zamanına damga vurması için birçok faktörün devreye girmesi gerekir. Eğer ısrarlı bir şekilde takip edilmezse o fikirlerin önemi azalır. Türkiye 2011’den sonra gayr-i millî yapılara karşı çok etkili bir mücadele yürüttü. Bu mücadelenin hem Anadolu’da hem de yakın coğrafyamızda sonuçlar ürettiği açıktır. Gayr-i millî yapıların yakın coğrafyamızda etki ürettikleri de biliniyor. Kurumlarımızın sürece aktif katılımı ile üretilen yeni fikirlerin kıymeti de artacaktır.

#Yerli
#Fransa
#Milli
#Salgın
#Devlet