
Çin aşısının ikinci partisi 25 Ocak’ta İstanbul’a getirildi. Türkiye’ye getirilen aşı miktarının on milyona ulaşmasıyla salgın sürecinde yeni bir aşamaya geçtik. Salgın süreciyle ilgili konuşmalarda belirsizliğin, muğlaklığın yerini öngörüler almaya başladı. Artık daha sağlıklı tahminler yapılabiliyor. Kuşkusuz bu aşamada kimse çok kesinleşmiş tarihler veremiyor fakat birtakım olumlu beklentilerin gündeme getirilmesi salgın sürecinde kontrolü kaybetmediğimize işaret ediyor. Tedarik edilen aşıların salgının durdurulması ve geriletilmesinde rol oynamaya başlamasıyla sürecin kontrolü daha da güçlenecektir. Bunun da salgın sürecinin en az hasarla atlatılması anlamına geleceğini tahmin etmek zor değil.
Salgın döneminde alınan önlemler çerçevesinde Türkiye’de yerli ve millî aşıların üretimine de önem verilmişti. İlk vakaların görülmesiyle birlikte aşı çalışmalarına başlanmıştı. Geçen yıl aşıyla ilgili çalışmalarda kayda değer bir mesafe kat edilmesi ve yaygın üretimle ilgili olarak bahar aylarının işaret edilmesi oldukça önemlidir. Fakat bunlar kadar önemli olan başka bir gelişme de bu dönemde genel olarak aşı çalışmalarıyla ilgili bir altyapının oluşturulmasıdır. 28 Şubat Süreci’nde yapılan müdahalelerle aşı üretimi sekteye uğramış ve zamanla bu alanda büyük bir zaaf oluşmuştu. Salgın döneminde altyapı çalışmalarıyla bu zaafların da giderildiği anlaşılıyor. Hızlı ve etkili kararlar alınabilmesi bu dönemde en önemli kazanım olarak karşımıza çıkıyor. Altyapı çalışmalarının önemi koronavirüs aşılarının yaygın üretimi ile daha iyi anlaşılacak. Zira bu aşıların birçok ülkede salgınla mücadele için en önemli araç olabileceği anlaşılıyor. Çünkü gelişmiş ülkeler maske savaşlarında olduğu gibi şimdi de acımasız bir aşı savaşına girişmiş durumdadır.
Aşı savaşını çok boyutlu olarak düşünmek gerekiyor. Aşı karşıtlığını da bu savaşın içine dâhil etmek gerekir. Salgının başladığı ilk günlerden itibaren küresel sorun karşısında ulusal mücadelenin öne çıkması gerektiği anlaşılmıştı. Küresellik kavramı yaygın bir kullanıma sahip olsa da şirketlerin belirleyici olduğu küresel alanlarda sorumluluğu üstlenecek herhangi bir makamın olmadığı ortaya çıktı. Hatta bir ağ gibi bütün bir yerküreyi kuşatan şirketlerin, sorumluluk üstlenen devletleri hareketsiz kılmak için yürütülen kampanyalarda rol aldığı görüldü. Salgın döneminde aynı fikirler bütün dünyayı bir anda etkisi altına alabildi. Aşı karşıtlığı bağlamında ileri sürülen fikirlerin doğudan batıya, güneyden kuzeye büyük benzerlik taşıması üzerinde durulmalıdır. Küresel, küreselci, uluslarüstü, uluslararası, devlet, yerli ve millî kavramları sözlük anlamlarıyla sınırlandırılamayacak kadar canlı ve hareketli bir sürece karşılık gelmektedir.
Muhaliflik kavramını da canlı ve hareketli süreci göz önünde bulundurarak tartışmak gerekiyor. Gelişmiş Avrupa devletleri ve ABD’nin aşı stokçuluğu ile suçlanması iktisadî ilişkilere haddinden fazla bağlı özgürlük vb. kavramların yeniden düşünülmesini zorunlu hâle getirmektedir. Özgürlükler, sermayenin hareket kabiliyetine göre şekillenmişti ve liberal hukuk anlayışı da bu kabiliyete göre düzenlenmişti. Devletlerin somut varlığı karşısında şirketlerin uçuculuğu sorumluluk meselesini doğrudan etkilemektedir. Karar verme makamında sadece siyasîlerin olmadığını yaşayarak gördük. Muhafazakâr ya da laik, milliyetçi ya da ümmetçi herhangi bir aydının sermayenin yeni örgütlenme biçimleri karşısında sessiz kalması sadece entelektüel körlükle izah edilmez. Muhaliflik kavramının arkasına saklanmakta bir sakınca görmeyen aydınların küresel güç merkezleri karşısındaki suskunluğu oldukça anlamlıdır. Devletlerin coğrafya, İslam âlemi, Türk dünyası, millet ve ümmet gibi olgularla ilgili olarak sorumluluk üstlendiği bir ortamda muhaliflik gibi öğrenilmiş davranışlara mahkûm olmadığımız açıktır.
Aşıların yaygın bir şekilde kullanılması ve salgına karşı etkili olmaya başlamasıyla birlikte bahar aylarında rahatlayacağımız dile getiriliyor. Aynı dönemde yerli ve millî aşıların yaygın üretimi de başlayacak. Bunun Türkiye’ye umut bağlayan ülkelerde ve coğrafyalarda da bir karşılığı olacaktır. “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü ile ayakları yere basmayan romantik bir iddia dile getirilmiyor. Devletler, küresel şirketler, sermaye, yerli ve millî gibi kavramlarla birlikte aydınlar ve vatan kavramlarının da tartışmaya açılması nesnel bir durumdur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.