
Bugün bütün dünyanın ilgisini çeken ve üzerine çokça konuşulan konulardan biri Bir Kuşak Bir Yol projesidir. Haklı olarak birçok yazar, araştırmacı, akademisyen konuyla yakından ilgilenmektedir. Çin devlet başkanı projenin tanıtımını yaptı. Onlarca ülkeyi ilgilendiren proje 1500’li yıllardan bu tarafa bütün dünyayı ilgilendiren en önemli değişimlerden biri olarak değerlendiriliyor. Doğu Akdeniz merkezli büyük sancı ve gerilimleri göz önünde bulundurursak bu değerlendirmelerin afakî olmadığı görülür.
16. yüzyıl Türk asrı olarak bilinir. Doğu’dan Batı’ya, Asya’dan Afrika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya bütün ticaret yolları Türk egemenliğindedir. Kuşkusuz Avrupalılar Hind’e ulaşmak için Türk egemenliğindeki bölgeleri bypass etmek istemişlerdi. Nihayetinde bu amaçlarına ulaştılar. Ticaret yolları değişti ve Asya’nın, Doğu’nun çöküş yılları başladı. Zenginlik Doğu’dan Batı’ya doğru kaydı. Dünyanın merkezi değişti. Osmanlı, bu değişimi çok erken bir dönemde fark edip Aden Körfezi’ne kadar ulaşmış olsa da Seydi Ali Reis’in donanması, okyanus sularına çarpa çarpa kıyılara vurdu.
Avrupalılar Hind’e ve Çin’e ulaşmak, oradaki zenginliklerden faydalanmak istiyordu. Ruslar da aynı istekle Doğuya doğru hareket ettiler. Çok erken bir dönemde, 1552’de Kazan’ı istila edip Sibirya’yı ele geçirmiş olsalar da Hind ve Çin ile doğrudan ticaret yapmanın imkânı yoktu. Rusların Türkistan’ı aşması gerekiyordu. Bunu başaramadıkları için iki yüz elli sene baskı altında tuttukları İdil Boyu Türklerinin üzerindeki ticaret yasağını kaldırdılar. II. Katerina, Doğu-Batı ticaretinde rol oynayabilmek için Kazan Türklerine kısmî serbestlik tanıdı. Kazan Türkleri de bu fırsatı değerlendirdi, Doğu-Batı ticaretinde etkili bir konum elde edip İslam burjuvazi sınıfını oluşturdu. Herhâlde Türk-İslam dünyasında milli burjuvazinin tek örneği Rusya Türkleri arasında ortaya çıkmıştır. 19. yüz yıla damgasını vuran Trans Hazar demir yolu bu gelişmelerin sonucudur. Batılıların Ümit Burnu’nu geçmelerinden sonra Doğu-Batı arasında karasal bağlantıyı ilk defa Ruslar kurar.
Deniz egemenliği İngilizlerin elindeydi. Diğer Batı ülkeleri de denizler üzerinde hatırı sayılır bir güce sahipti. Bu ülkeler 1884-85 yıllarında, dünyanın yeniden paylaşılması için Berlin’de bir araya gelip taksim müzakereleri yaptı. Emperyalizmin en büyük saldırısı bu tarihten sonra başlar. 1877-78’de, yani 93 Harbi’nde yaşadığımız acı mağlubiyet sonrası Osmanlı topraklarının paylaşılması yönünde şartlar oluşmaya başlar. Osmanlı borç içerisindedir, buna rağmen Berlin müzakerelerini yakından takip eder.
Osmanlı’nın son büyük sultanı Abdülhamid, bugünkü “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin ilk örneğini işte bu şartlar altında hayal eder. Doğu ile Batı arasında, kara üzerinden çok daha elverişli şartlarda yeni bir ticaret yolu yapmaya karar verir. Bu, elbette demir yolu olacaktır. Rusların Uralları ve Sibirya’yı aşarak inşa ettiği demir yolunu, yani demir ipek yolunu, Anadolu’yu merkeze alarak yapmak ister. Fakat bu; bilgi, teknoloji, insan ve para gücü bakımından Osmanlı’nın kendi başına başarabileceği bir şey değildir. İngiltere ve Fransa’nın desteğini alarak böyle bir işe kalkışmanın da bir anlamı yoktur. Zira Abdülhamid, bizzat bu iki emperyalist devlete karşı yola koyulmayı tasarlamıştır. Bunun için Almanlarla yakın ilişkiler kurar.
Bağdat Demir Yolları projesinin hikâyesi çok ilginçtir. Bilindiği gibi daha sonra Hicaz Demir Yolları da hayat bulacaktır. İlk başlarda İngiltere ve Fransa gibi ülkeler Almanların desteğiyle yapılacak bu hatta çok önem vermezler fakat demir yolu ortaya çıkmaya başladıkça adeta kıyamet kopar.
Biz bu hikâyeyi unutmuş olsak da zaman ve olaylar onu tekrar hatırlatıyor. Erdoğan, Anadolu’yu yeniden merkez yapmak isteyince de kızılca kıyamet koptu. Çok değil, sadece beş yıl önce yaşadıklarımız tarihin tekrarından ibaretti. Ama bu defa İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika doğrudan karşımıza çıkmadı. Onların destek ve yönlendirmesiyle hareket eden gönüllü işbirlikçi güruh İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerimizin altını üstüne getirdi. Hava, kara, deniz ve demir yolları yapmayacaksınız dediler.
Abdülhamid’e “kızıl sultan”, Erdoğan’a “diktatör” diyen aynı iradedir. Her iki lider de bu coğrafyanın kaderini değiştirmek istedi. Osmanlı sonuna kadar direndi, muhteşem bir mücadele ile tarih sahnesinden çekildi. Fakat Allah’ın izniyle, Türkiye’nin başarısından hiç kimse kuşku duymasın.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.