Yazarlar Tunusta Batıyı hoşnut etmeyen adamlar

Tunus’ta Batı’yı hoşnut etmeyen adamlar

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı

Akdeniz’i kuşatan İslam coğrafyası dinamik bir dönem yaşıyor. Arap Baharı Tunus’ta başlamıştı. Daha ilk günden itibaren çok önemli bir döneme girdiğimizi biliyorduk. Peşin yargılar tarihin çöplüğüne atıldı. Çoğu kimse Tunus’ta başlayan olayları büyük bir kurgunun parçası olarak görmekteydi. Tarihe kim ne kadar müdahale edebilir sorusuna farklı cevaplar verilebilir fakat Doğu ve Batı ilişkileri bakımından ele aldığımızda Tunus’ta başlayan olaylardan sonra tahmin edilmeyen sonuçların ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Batılı değerleri pazarlayarak Doğu üzerinde hegemonya kurma dönemi bu olaylarla birlikte sona erdi. Daha önce de Cezayir’in Fransa’ya direnişi ile büyük bir değişimin kapıları aralanmıştı. Dünyayı sarsan 68 Mayıs’ındaki olayların kökeninde Cezayir bağımsızlık savaşı da vardı. Cezayir’de Fransız kolonyalizmi mağlup edilmişti ve bu başarı bütün dünyayı etkiledi.

Tunus için de benzer fikirler ileri sürebiliriz. Türkiye’nin müstemleke aydınları Tunus’taki İslamcı yönetime karşı ayağa kalktığını zannediyor. Bu sebeple Tunus’un yerle bir edilmesinde sakınca görmüyor. ABD ve diğer emperyalist devletler Irak’ı işgal ettiğinde de içten içe sevinmişlerdi. Tunus’ta darbe ile “Batı’yı hoşnut etmeyen adamlar” iktidardan uzaklaştırılınca sevinçlerini daha açık gösterdiler. Emperyalist devletleri hoşnut etmeyen adamlar Türkiye’de konuşlanmış müstemleke aydınları için de sorundu. Fakat ilk işaretler onları memnun etmeyecek düzeydedir. Tunuslular açıktan 15 Temmuz’da Türk milletinin ortaya koyduğu iradeyi örnek aldıklarını söylemeye başladılar.

Haklı olarak 15 Temmuz’un önemi üzerinde duruyoruz. Coğrafyamız açısından 15 Temmuz’un da dinamik bir süreci tetiklediğini söyleyebiliriz. 15 Temmuz’da darbe ve devrim gibi olguların yerini alacak yeni toplumsal hareket tipi ortaya çıktı. Türkiye’nin bağımsızlıkçı adımları, bağımlı yapılar tarafından durdurulmak istendi. İçeridekiler dışarısı ile birlikte hareket ederek yerli ve millî olana savaş açtı. Bunun karşısında da millî iradenin farklı bir tezahürü ile karşılaştık. Darbe ve devrim kavramları ile tanımlanmayacak yeni bir hareket tipi ile millî iradenin farklı tezahürünü kastediyoruz. Tunus’tan gelen ilk işaretler de millî iradenin tezahür edeceğine işaret ediyor.

Tunus’ta da Türkiye’de olduğu gibi “fondaş medya ve siyasetçi”lerin iş başında olduğu açıktır. Türkiye’de öteden beri sivil toplum kurumlarının Batı tarafından fonlandığı biliniyordu. Fonlananlar arasında muhafazakâr dindar grupların adı da geçiyordu. Çok meşhur muhafazakâr yazar ve siyasetçiler, el birliği ile emperyal merkezlerden medya gruplarına para akıtılmasını sıradan ve önemsiz bir hadise olarak gösterme yarışına girdi. Bu şaşırtıcı bir sonuç değil. Zira orada da BAE gibi emperyalizmin aracı devletleri tarafından fonlanan gruplar var. Bu çevreler 15 Temmuz’da da açık bir tavır içinde değillerdi. Bunun Akdeniz’i kuşatan İslam coğrafyası açısından yapısal bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Tunus’ta Batı’dan fonlanan çevreler millî ve yerli olana savaş açmıştır. BAE gibi emperyalizme aracılık eden devletimsi yapılarla sivil toplum görünümlü bağımlı yapılar arasındaki ortaklık coğrafyamızın geneli açısından büyük bir tehdide dönüşmüştür.

Fakat Türkiye nasıl başardıysa Tunus da başaracaktır. Raşid el-Gannuşi gibi 1980’lerden itibaren yükselişe geçen postkolonyal eleştirinin yüz akı entelektüel siyasetçilerin ilk açıklamaları soğukkanlı bir duruşa işaret etmektedir. Belki sonraki yıllarda kapsamlı bir bakışa sahip olduğumuzda Gannuşi gibi yeni tip siyasetçilerin Batı karşısındaki tavrını daha iyi yorumlayabiliriz. Bugün Cezayir ve Tunus gibi Akdeniz’in güneyinde yer alan ülkelerin birikimi üzerinden birtakım genellemeler yapabiliriz. Libya, Tunus, Cezayir ve hatta Mısır’ın gerçek dinamiklerini temsil eden gruplar, Türkiye ile birlikte yeni güç merkezleri oluşturmak için büyük bir gayret sarf ediyor. Artık Türk ve İslam coğrafyası için yeni bir siyasetçi ve entelektüel tipinden bahsediyoruz. Bu dönemi basite almamak gerekir. 15 Temmuz’un coğrafya üzerinde değiştirici etkisi gözle görülür hâle geldi. Bu sebeple bütün gayr-i millî yapılar ayağa kalktı.

İslamcı düşmanlığı bir maskedir. Esas konu başlığımız kolonyalizmdir. Akdeniz’i kuşatan İslam coğrafyasında bağımsızlıkçı düşüncenin ve siyasetin güçlenmeye başladığı bir dönemdeyiz. Emperyalist Batı’dan fonlanmayı maharet zanneden bağımlı yapılar, yerli ve millî olan karşısında coğrafyamızın genelinde harekete geçmiştir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.