Türk askerine emperyalist diyen ya Amerikancıdır ya da İngilizci

04:0013/01/2020, Pazartesi
G: 13/01/2020, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Hadsizin biri Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesini emperyalizm olarak adlandırmış. Buna cevap verip Türk askerinin Libya yolculuğunun emperyalist bir faaliyet olmadığı izah edilmeli fakat bu davranış cevap yetiştirme gayreti olarak da görülmemeli. Çünkü o zaman tezviratların önü alınmaz ve sadece cevap yetiştirmekle meşgul olabiliriz. Eğer sorun hadsiz birinin cehaletinden kaynaklansaydı önem vermemekle gereken cevap verilmiş olurdu. Ne yazık ki ana muhalefet parti başkanı ve muhafazakâr muhalefet

Hadsizin biri Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesini emperyalizm olarak adlandırmış. Buna cevap verip Türk askerinin Libya yolculuğunun emperyalist bir faaliyet olmadığı izah edilmeli fakat bu davranış cevap yetiştirme gayreti olarak da görülmemeli. Çünkü o zaman tezviratların önü alınmaz ve sadece cevap yetiştirmekle meşgul olabiliriz. Eğer sorun hadsiz birinin cehaletinden kaynaklansaydı önem vermemekle gereken cevap verilmiş olurdu. Ne yazık ki ana muhalefet parti başkanı ve muhafazakâr muhalefet unsurları da benzer fikirlere kapı aralayabilecek sözler sarf ettikleri için olay, cehalet meselesi olmaktan çıkıyor. Türk askeri için yapılan lejyoner yakıştırması, aynı zamanda dilin namusuna yönelik bir saldırıdır. Bu tür yakıştırmaların kasıttan kaynaklandığı konusunda herhangi bir şüpheye mahal yok.

İşgal, istila, kolonyalizm, manda yönetimi, sömürgecilik, emperyalizm gibi kavramların uluorta kullanılması gerçekliğin üzerinin örtülmesi ve zihnî bulanıklık meydana getirilmesine hizmet eder. Özellikle Libya örneğinde olduğu gibi acze düşen bir ülkeye yardım amaçlı müdahaleyi emperyalizm şeklinde tanımlamak için hakikaten emperyalistlerle birlik olmak gerekir. Bunu basit bir söz oyunu olarak göremeyiz. İşgal, istila, koloni ve manda yönetimi gibi birtakım aşamaların geçilmesiyle biriken güç; iktisadî, siyasî, kültürel vs alanlarda bir hâkimiyet ve bir hegemonyanın oluşmasını sağlar. Emperyalizmi tarif etmek ve ilişki biçimlerini anlatmak elbette bu yazının işi değildir fakat bizatihi emperyalizmle mücadeleye adanmış girişimleri emperyalist olarak tanımlayanların da birçok aşamayı geride bırakmış olmaları gerekir. Yine de bu vesile ile sömürgeciliğin orta öğretim kurumlarında ders olarak okutulmasını bir daha hatırlatmak gerekiyor.

İki asırdır düşünce dünyamızın Batı’ya göre şekillendiği açıktır. Batı edebiyatı, sanatı, felsefesi, bilimi gerçeklikten soyutlanarak anlatıldı. Çoğu kavramın zihin dünyamızda karşılık bulmaması bize ait bir kusur değildir. Sömürgecilik ve emperyalizm gibi son derece önemli bir sorunu, Marksist bir kavramsal çerçeveye hapsetmek gerçeklikten uzaklaşmaya yol açıyor. Bunu fiilen yaşıyoruz. Avrupamerkezci düşünme biçiminin zannedilenden daha derinlere nüfuz ettiğini görmek gerekiyor ve bunun için farklı düşünme biçimlerini inşa etmek zorunludur. Edmund Burke ve Adam Smith’in sömürgecilik ve kolonyalizm ile ilişkisini belirlemek bile onları anlamak için yeterli değildir. Esasen Amerika’nın yerli halklarını yok sayan düşünürlerden bahsediyoruz. Köleliği iktisadî şartlar içinde bir mesele olarak gören kişilerin düşüncelerini gerçeklikten bağımsız olarak ele aldığımızda geriye bu şahısların aforizmaları kalır. Bu şartlarda, komşusu açken tok yatan bizden değildir, deyip dünyanın her bir tarafına yardım götüren bir milletin evlatlarına emperyalist demek kolaylaşır.

“Haçlılar size zarar vermez” diyen biri, din adamı; Libya’ya giden Türk askerine emperyalist diyen biri, televizyoncu; aynı askere lejyoner diyen biri, siyasetçi olabiliyorsa irkilmek gerekirdi. Emperyalist denilince sadece İngiliz ve Amerikan vatandaşı mı olmak gerekir diyen birinin gerçekliği bulanıklaştırmaktan başka amacı olamaz. Yakın coğrafyamızda İngiltere’nin ve Amerika’nın yol açtığı kalıcı sorunları ve ilişkileri gözlerden uzak tutmak ve kavram kargaşası meydana getirmek için bundan daha elverişli bir yaklaşım olmaz.

Araplarda “Yeni Osmanlı” endişesi oluşturmak, Libya’da Türk korkusu meydana getirmek ve içeride de sömürgecilik algısına yol açmak coğrafyanın “yerli ve millî” mücadelesini boğmak anlamına gelir. Türkiye’nin Libya’yı, Tunus’ı, Cezayir’i ve Mısır’ı kendi ayakları üzerinde durabilen bölgesel güçler olarak hayal etmesi kadar tabiî ne olabilir? Bu, Türkiye için son derece önemlidir. Bu bölgelere Batılı istila orduları yöneldiğinde Türkiye yardım elini uzatmıştı. Dün Osmanlı emperyalist değildi, bugün de Türkiye emperyalist olmaz. Osmanlı klasik imparatorlukların son temsilcisiydi. Tarihe karışmasının en önemli sebeplerinden biri de buydu. BAE-Suud ile Amerika-İngiltere yörüngesinde siyaset ve duruş belirleyerek Türkiye’ye ayar vermenin kitaptaki yerini bilmeyen yoktur.

Müslüman coğrafya üzerinde emperyalist hayaller kuran bir Türkiye’yi ima etmek bile Amerikancı veya İngilizci olmaya yeter. Klasik emperyalizmin yenilenerek karşımıza çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Bütün zenginliklerimize yeniden çökmek istedikleri anlaşılıyor.

#Türkiye
#Libya
#Mısır
#Tunus
#Osmanlı Devleti