Yazarlar Türkiye, 14 Haziranda ABD hegemonyasına boyun eğmeyecek

Türkiye, 14 Haziran’da ABD hegemonyasına boyun eğmeyecek

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı

Türkiye’nin ABD’ye yakınlaşması ve giderek bir hegemonya sistemine dâhil olmamız kabaca İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraya tekabül eder. ABD’nin coğrafyamıza ilgisi çok daha önce başlamıştı. Osmanlı coğrafyasında açılan okullar ABD’nin nüfuz alanları açısından önemliydi. Ermeni milliyetçiliğinin yükselişinden ayrılıkçı etnik hareketlere, iktisadî kuruluşlardan baskı gruplarına ve dinî yapılara kadar uzanan çeşitli bağımlı yapılar ABD hegemonyasının dayanakları arasındaydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin küresel hâkimiyeti ile birlikte yeni dönem başladı. ABD hâkimiyeti 1990’larda yeni bir boyuta taşındı.

ABD hâkimiyetini dönemlere ayırmak ve kritik tarihleri tespit etmek çok önemlidir fakat süreci etkileyen kişi, yapı ve olaylar üzerinde de durmak gerekir. Hem geçmişten başlayarak günümüze kadar gelmek hem de bugünden geriye doğru izleri takip etmek gerekiyor. Pazartesi günü yayımlanan yazıda CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’in hem CHP’de hem de FETÖ’nün ortaya çıkma sürecinde önemli bir role sahip olduğunu belirttik. Doğu-Batı ilişkilerinde ABD ve Avrupa merkezli bir hegemonya sistemi kurulmuştu ve sistemin ayakta kalmasında anlam belirsizliği büyük bir öneme sahipti. Düşman kardeş kavramı boş yere çıkmış değildi fakat bunu Türkiye ile ilişkilendirmek neredeyse imkânsızdı.

Erdoğan döneminde Türkiye, ABD hegemonyasından uzaklaşma mücadelesini kararlılıkla yürütürken tartışma konularının ve kavramların, bakış açısının önemli bir değişime uğradığını görüyoruz. Örneğin Türkiye’nin coğrafyaya bakışında sert bir değişim yaşanıyor. Artık Türkiye, kendisiyle birlikte yakın coğrafyasında da büyük bir değişime yol açıyor. Türkiye, yaklaşık on yıldır ABD hegemonyasından uzaklaşma yönünde kararlı adımlar atıyor. Bu mücadelenin tahmin edilmeyen sonuçlarını da görmek gerekir. Bunları özellikle anlam belirsizliği açısından da ele alabiliriz.

Erdoğan, ABD hegemonyasından uzaklaşma yönünde kararlı adımlar atarken ilk tepkilerin yerli uzantılardan gelmesi oldukça önemlidir. Fakat burada özellikle vurgulamamız gereken hususlardan biri ABD hegemonyasından uzaklaşma mücadelesinin anlık bir duruma karşılık gelmediğidir. Yaklaşık on yıllık fiilî mücadelenin Türkiye açısından karşılığı da uzun bir geçmişe tekabül ediyor. On yıllık fiilî mücadele kişileri, grupları, yapıları, kurumları ve ideolojileri derinden sarsıyor. Kabaca ifade edersek siyasî gruplar, ideolojiler, partiler ikiye bölündü. Geçmişte bir araya gelmesi hayal edilemeyen grup ve yapıların, siyasî anlayışların telif edildiğini görüyoruz. Eğer Erdoğan, ABD hegemonyasından uzaklaşma yönünde kararlı adımlar atmasaydı bu ayrışma yaşanmayacaktı. Türkiye ikiye bölünmüş gibi gözüküyor fakat bu, yeni bir kamplaşma örneği değildir.

ABD hegemonyasından uzaklaşma mücadelesi kararlı bir tutumun yansımasıdır. Zaten kamplaşma olarak sunulan durum da bu kararlı tutumun sonucudur. Türkiye, kararlı tutumunu devam ettirirse kamplaşma olarak tanımlanan çatışma durumu devam edecektir. Bu da çok daha ilginç birlikteliklerin görülmesine yol açabilecektir. Şu ana kadar en sert kamplaşma veya çatışma sağ ile sol arasında yaşanmamıştır. 15 Temmuz gecesini farklı açılardan incelemek anlam belirsizliğinin giderilmesi açısından da önemlidir. O gece Türkiye’de en sert ayrışmanın “dindarlar” arasında yaşandığını gösterir. AK Parti ve MHP kendi içlerinde hem çok sert hem de zamana yayılan bir ayrışma yaşadı. CHP’nin böyle bir çatışma yaşamadığını görüyoruz. Yerlilik ve millîlik kavramları etrafında oluşan fikirleri Türkiye’ye özgü bir arayış olarak düşünmemek gerekir. Kasım Gülek’in CHP ile FETÖ açısından önem arz ettiğini ifade ettik. CHP siyasî elitleri ve medya ayağı FETÖ ile yeni bir belirsizlik alanı oluştururken yerli ve millî kavramları etrafında da yeni ittifak oluşmuştur. Türkiye’nin geleceğini bu “iki kamp”ın mücadelesi belirleyecektir.

14 Haziran tarihli Erdoğan ve Biden görüşmesi tarihî bir öneme sahiptir. Biden, Türkiye’yi içerideki muhaliflerle durduracağını düşünüyor. Bu da muhaliflerin kimlerden ibaret olduğu sorusunu akla getiriyor. Bunlar önemli ölçüde belli olsa da sürecin onlar açısından da çok sancılı olacağını söyleyebiliriz. Türkiye, ABD hegemonyasına teslim olmak istemediğini hem beyan etti hem de gösterdi. 14 Haziran’da çok sert bir ayrışma olmayabilir. Türkiye’nin kararlı tutumu devam edecek. Bu da içerideki ayrışmayı belirgin hâle getirecektir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.