Yaklaşık on yıldır Türkiye farklı bir bağlamda içeriden yöneltilen saldırılarla mücadele ediyor. Bununla kastedilen liberal muhafazakârlık ideolojisi etrafında kümelenen farklı grupların birlikteliğidir. Türkiye geçmişte de kendi içinde grupların çatışmasına sahne olmuştu. Özellikle 1960’larda iyice gün yüzüne çıkan gruplar, ideolojileri bir dünya görüşü seviyesinde benimsemişlerdi fakatbu grupların kendi aralarındaki çatışmalar nihaî amaç için birer araç konumundaydı. Türkiye’nin yakın coğrafyasından
Yaklaşık on yıldır Türkiye farklı bir bağlamda içeriden yöneltilen saldırılarla mücadele ediyor. Bununla kastedilen liberal muhafazakârlık ideolojisi etrafında kümelenen farklı grupların birlikteliğidir. Türkiye geçmişte de kendi içinde grupların çatışmasına sahne olmuştu. Özellikle 1960’larda iyice gün yüzüne çıkan gruplar, ideolojileri bir dünya görüşü seviyesinde benimsemişlerdi fakat
bu grupların kendi aralarındaki çatışmalar nihaî amaç için birer araç konumundaydı
. Türkiye’nin yakın coğrafyasından yalıtılması, içerideki çatışmaların belirli ideolojiler etrafında yeniden şekillendirilmesini kolaylaştırdı. Çeşitli Avrupa ülkeleri birer emperyal merkez olarak zaten çok güçlü bir kaynaktı ve bizdeki grupları da besliyordu fakat artık bu merkezlerin önünde herhangi bir engel kalmamıştı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurumlarda da güçlü bir şekilde temsil edildikleri için gayr-i millî yapıların güçlenmenin önüne geçmek kolay değildi.
1980 sonrasında liberalizmin etkisi ile Türkiye’de gruplar arasındaki çatışma neredeyse sona erdi. Fakat I. Körfez Savaşı’ndan sonra ABD’nin askerî varlığı, bölgemizde bütün dengeleri değiştirdi. Bu durum Türkiye’de etkili olan gruplar üzerinde de kalıcı bir etki meydana getirdi. 1960’ların çatışan grupları arasında yeni bir dayanışma modeli oluşturuldu. ABD merkezli liberalizmin Türk ve İslam coğrafyası üzerindeki etkilerini, neokolonyalizmin veya emperyalizmin ideolojisi olarak ele aldığımızda daha geniş bir çerçeveye ulaşırız. FETÖ’nün bir örgüt ya da grup olarak 1980’lerdeki çok hızlı yükselişi yeni döneme işaret etmekteydi. Liberal muhafazakârlık ilk defa tabanda çok hızlı bir şekilde güçlenmişti. Bunun da bir sonucu olarak 1990’larda laiklik ve dindarlık yeni bir fay hattı olarak inşa edildi. Bu dönem 15 Temmuz’a kadar devam etti.
GRUPLAR ARASINDAKİ ÇATIŞMALAR TÜRKİYE’Yİ MÜDAHALELERE AÇIK HÂLE GETİRDİ
Özelliklerini en kaba hatlarıyla belirlemeye çalıştığımız iki ayrı dönemde Türkiye, dışarıdan müdahalelere açık hâle gelmiştir. Türkiye’de büyük sermayenin gayr-i millîlik vasfını özellikle vurgulamak zorundayız. Örneğin 1980’lerin sonunda İstanbul ve İzmir gibi şehirlerdeki gayr-i millî sermaye çevrelerinin FETÖ’nün çok hızlı yükselişindeki rolü üzerinde durulmamıştır.
Liberal muhafazakârların hem tabanda hem de sermaye çevrelerinde aynı anda yükselişe geçmesini,
iç dinamiklerle açıklamanın anlamlı bir tarafı yoktur. Bu, yeni ve daha büyük bir kamplaşmanın ya da çatışmanın hangi dinamikler üzerinde yükseldiğini görmemiz açısından oldukça önemlidir. Türkiye’nin Avrupamerkezci eksenden çıkıp çıkmayacağını belirleyecek olan da bu yeni kamplaşma idi. Bir tarafta gayr-i millî sermaye tarafından yönlendirilen gruplar diğer tarafta oluşum hâlinde yerlilik ve millîlik eksenli siyasî bir hareket vardı. Bu yeni bir durumdu ve klasik anlamdaki siyasî kavramlar geçerliliğini kaybetmeye başlamıştı.
15 Temmuz, bir grubun diğer bir grup ile çatışması olarak görülemez. Türkiye’de sağ ve sol gibi kavramların siyasî tarihimiz açısından açıklayıcı olmadığı bilinen bir durumdur. Bunu 15 Temmuz sonrasında yaşadığımız olaylar da gösterdi
. CHP, İP, DEVA, GELECEK, SAADET ve HDP arasındaki birliktelik geçmişte yaşanan ve Türkiye’yi dışarıdan müdahalelere açık hâle getiren çatışma durumundan farklı değildir.
Bu birlikteliğin bir günde oluşmadığını tespit etmek durumundayız.
Türkiye’nin son finansal saldırıyı başarıyla püskürtmesini sadece yeni ekonomik model ile açıklamak çok doğru bir yaklaşım değildir. Yeni ekonomi modelinin sistemli bir bakışın eseri olduğu çok açık fakat finansal saldırının püskürtülmesi çok daha kapsamlı bir yaklaşımın neticesidir.
Yerlilik ve millîlik eksenli bakışın kimliğe dönüşmekte olduğunu söyleyebiliriz.
Farklı sahalarda birbirini tamamlayan oldukça sarsıcı gelişmelere tanık oluyoruz. Yaklaşık on yıldır yaşadığımız ve derin sarsıntılara yol açan hadiselerin siyasî, sosyolojik, entelektüel, askerî, dinî, coğrafî sahalarda birbirinin tamamlayan sonuçlara yol açtığı çok açıktır. En kalıcı sonuçlardan birinin yakın coğrafyamızda meydana gelmesini özellikle fikrî hayatımız üzerindeki tesirler bakımından ele alabiliriz. 1990’larda yakın coğrafyamızda ABD hâkimiyeti ile birlikte liberal muhafazakârlık da yükselişe geçti. Aynı coğrafyanın kendi dinamiklerinin harekete geçmesini bugünkü başarıyı açıklayan bir faktör olarak görebiliriz. Bu da tamamlayıcı unsurların mahiyeti hakkında bir fikir everir. Yerlilik ve millîlik düşüncesinin karşıtlık oluşturması bu bakımdan önemlidir.
“Türkiye ekseni” kavramının tarihî derinliği yaşadığımız karşıtlıkları izah etmek için çok önemlidir.