Türkiye ile birlikte Türk ve İslam coğrafyası da yükselecektir

04:004/04/2022, Pazartesi
G: 3/04/2022, Pazar
Selçuk Türkyılmaz

1991’de Irak’ın işgali ile başlayan dönemin İslam coğrafyasıyla ilgili ne türden sonuçlara yol açtığı enine boyuna tartışılmalıdır. ABD ve birtakım Batı Avrupa ülkeleri, Irak’a askerî müdahalede bulunarak İslam coğrafyasının yeniden istilasının önünü açmıştı. Bu müdahalenin istila girişimi olarak tanımlanması boşuna değildir. Koca bir ülke hem işgal edilmiş hem de parçalara bölünmüştü. 2003’te ABD ve İngiltere öncülüğünde Batı ülkeleri Irak’a yeniden saldırdığında, dönemin ABD başkanı Haçlı Seferlerine

1991’de Irak’ın işgali ile başlayan dönemin İslam coğrafyasıyla ilgili ne türden sonuçlara yol açtığı enine boyuna tartışılmalıdır. ABD ve birtakım Batı Avrupa ülkeleri, Irak’a askerî müdahalede bulunarak İslam coğrafyasının yeniden istilasının önünü açmıştı. Bu müdahalenin istila girişimi olarak tanımlanması boşuna değildir. Koca bir ülke hem işgal edilmiş hem de parçalara bölünmüştü. 2003’te ABD ve İngiltere öncülüğünde Batı ülkeleri Irak’a yeniden saldırdığında, dönemin ABD başkanı Haçlı Seferlerine kaldıkları yerden devam ettiklerini ifade etmişti. Aynı yıllarda FETÖ elebaşının Haçlıların İslam dünyasına zarar vermediği yönündeki konuşmaları da Haçlı Seferleri tanımının tesadüfî olmadığına işaret etmekteydi. Bu dönemin ilgi çekici gelişmelerinden biri işgal ve istila girişimlerinin Haçlı Seferleri olarak tanımlanmasına rağmen ABD başkanlarının Ramazan ve bayram tebriklerine başlamalarıydı. Oruçlu günlerin yeniden hayatımızı kuşattığı şu zamanlarda Batı’nın istila ve tebrik parantezleri arasındaki coğrafî, siyasî, iktisadî ve kültürel arzularının yol açtığı sonuçlar çok yönlü olarak ele alınmalıdır.

1991’den bugüne kadar geçen zamanın Müslümanlar açısından doğru bir zeminde tartışıldığını söyleyemem. Ne yazık ki Ukrayna Savaşı çıktığında da olaylar doğru bir zeminde tartışılmadı. Çoğunluk demokrasi ve totaliter rejimler gibi karşıtlıklar üzerinden yorum yapmayı tercih etti. Bu yapay karşıtlıklar otuz yıl önce İslam coğrafyası için de geçerliydi. Bu durum bağımlılık ilişkilerinin düşünce dünyası üzerindeki etkilerinin zannedilenden çok daha derinlere işlediğini gösterir. Geçen yüzyılları tanımlamak için kullanılan oryantalist kavramların son otuz yılı da kapsadığı anlaşılıyor. Bağımlılık ilişkileri içinde olanlar bu günleri de aynı bakış açısıyla yorumluyorlar. Onlar da İslam dünyasının gerileme sebeplerini tartışmak gibi edilgen bir tutumu benimsediler. Bu kesimin otuz yıl sonra ABD’nin Afganistan’dan çekilme sebeplerini ve muhtemel sonuçlarını yorumlaması elbette beklenemezdi. Fakat bağımlılık ilişkisi içinde olmayan çevreler de benzer bir sorun yaşıyor. Onlar da gerilemenin sebepleri merkezli bir bakış açısına karşıtlık üretmekten imtina ettiler.

Hâlbuki otuz yıl bütün şiddetiyle devam eden Haçlı Seferlerinin yol açtığı tahribata rağmen İslam’ın merkez coğrafyasının çözülmemesi dahi başlı başına ilgi konusudur. Haçlı Seferleri başladığında İslam coğrafyasının çöküşü ve çözülmesi beklenmişti. Geleceğe yönelik potansiyeli olan devlet yapılarının ortadan kaldırılmak istenmesini bir veri olarak almamız gerekir. Buna Türkiye de dâhildir. Coğrafyamızın kaç parçaya bölüneceğini gösteren harita taslakları havada uçuşmuştu. Güçlü devlet yapıları parçalandıktan sonra ortaya çıkan küçük devletler bağımlı yapıların kontrolüne geçecekti. Fakat İslam’ın merkez coğrafyası çökmedi ve çözülmedi. Türkiye hem çöküşe giden sürecin durdurulmasında hem de çözülmenin engellenmesinde tol oynadı. Türkiye, ayrılıkçı ve bağımlılık ilişkisi içindeki yapılara teslim olmadığı gibi coğrafyanın geneli için bir dayanak noktası oldu. Bu dönemin sonunda beklenmeyen bir şey daha oldu ve Batı merkezli dünya ciddî olarak sorgulanmaya başlandı. Farklı güç merkezleri ortaya çıktı ve Batı’nın eski gücünde olmadığı anlaşıldı. Batı Avrupa ülkeleri ve ABD’nin İslam coğrafyasıyla ilgili planları çöktü.

Farklı güç merkezlerinin ortaya çıkmasında belirleyici olan faktörlerin analizi oldukça önemlidir. Fakat İslam coğrafyasının dinamiklerini ve Türkiye’nin rolünü belirleyebilmek için yeni soruların gerekli olduğunu da görmemiz gerekir. Örneğin tek kutuplu dünyanın çöküşünde İslam coğrafyasının çözülmemesinin bir etkisi var mıdır? Eğer böyle bir etki var ise yeni bir coğrafya algısını inşa etmek mümkün müdür? Bu sorulara afakî cevaplar bulmaya çalışmanın bir gereği yok. Mali, Libya, Bosna Hersek, Karabağ, Somali gibi ülkelerin nice umutsuzlukların içinden çıkıp geldiği bilinmektedir. Daha on-on beş yıl önce neredeyse İslam coğrafyasının tamamı terör parantezine alınmıştı. Çok güçlü bir direnç olduğundan şüphe duymamak gerekir. Bunun değişim arzusunu tetiklediğini de tespit edebiliriz. Ezberlerin bozulduğu bir dönemden geçiyoruz.

Türkiye 21. yy.’ın hemen başında sürpriz bir yükseliş yaşıyor. Bu, Türk ve İslam coğrafyası için de geçerli olabilir.

Ramazan mübarek olsun!

#Irak
#ABD
#FETÖ