
Suriye’nin adım adım iç savaşa sürüklenmesinde Batı Avrupa ülkeleri ve ABD birinci derecede rol oynamıştı. Bir taraftan muhalifleri kışkırtmışlar, diğer tarafta ise rejimin uyguladığı şiddete sessiz kalmışlardı. Olaylar başlamadan önce Türkiye’nin Suriye ile ilişkileri belki de hiç olmadığı kadar iyi bir durumdaydı. Fakat iç savaş hem iki ülke arasındaki iyi ilişkileri sonlandırdı hem de coğrafyamızın çözülmesine yol açtı. Türk ve İslam coğrafyasında büyük devletlerin parçalanması isteniyordu. Suriye Savaşı, Türkiye’nin birçok ülke ile ilişkilerini bir daha eskisi gibi olmayacak hâle getirdi. Eş zamanlı olarak Türkiye kendi içinde de büyük bir değişim yaşadı.
Türkiye’nin kendi içindeki büyük değişimine bağlı olarak Batı Avrupa ülkeleri, ABD, İsrail, İran, Rusya ve birtakım Arap ülkeleriyle ilişkilerinin sarsıcı bir değişim yaşamasını, olayların birbirini etkilemesi olarak görebiliriz. Fakat bu, Türkiye gibi ülkelerdeki bağımlı yapıların emperyal merkezlerin temsilcileri olarak hareket ettikleri gerçeğini görünmez kılar. Bu yapılar, yaşadıkları ülkeleri belirli bir eksen doğrultusunda tekrar teker düzene sokmakta aktif rol oynamışlardır. Bu açıdan yaklaşık on yıldır karşılaştığımız müdahaleleri de Türkiye’nin yeniden Batı ekseninde düzene sokulma düşüncesinin yansımaları olarak görmemiz gerekir. Fakat Türkiye ilk defa her müdahaleden biraz daha güçlenerek çıkmıştır. Bu, yeni bir duruma işaret etmektedir. Liberal muhafazakârların Türkiye’nin her müdahaleden biraz daha güçlenerek çıkmasına tahammül edememeleri de yeni durumla ilişkilidir. Erdoğan düşmanlığının giderek artması ve bunda öncülüğü muhafazakâr bağımlı yapıların üstlenmesi üzerinde tekrar tekrar düşünmek gerekir.
Suriye iç savaşında Türkiye’nin yalnız kalmasını istediler. Çünkü coğrafya ile birlikte Türkiye de çözülecekti. Türkiye’nin coğrafyanın tamamını göz önünde bulundurmak zorunda kalması hamilik isteği ile açıklanamaz. İçerideki müdahalelerin Suriye Savaşı ile birlikte başlaması tesadüf değildir. Bu sebeple 2013’ten itibaren Türkiye çok güçlü müdahalelerle sarsıldı. Bağımlı yapıların harekete geçirilmesinin en önemli gerekçesi Türkiye’nin eksen arayışında olması değil, eksen olma yolunda ilerlemesiydi. 17-25 Aralık’tan hemen sonra 2014’ün başında MİT TIR’ları hadisesi bağımlı yapıların amacını tam olarak ortaya koymuştur. Türkiye hem Suriye olaylarına müdahale edemez hâle getirilecek hem de içeriden kuşatmanın boyutu değişecekti. Fakat bu müdahale ile de hedeflerine ulaşamadılar. Hukuk darbesi ile başlayan bürokratik müdahaleler serisi Erdoğan’ın kararlı tutumu ile püskürtüldü. Bağımlı yapıların hesapları altüst olmuştu. Fakat bu olaylarla Türkiye, Suriye Savaşı’nı durduramayacak derecede etkisizleştirildi. Böylelikle Rusya ve İran da dâhil olmak üzere bölge dışı aktörler yani “dış güçler” Suriye’de çok daha etkili oldular. Nitekim Kasım 2015’te Türkiye ve Rusya arasında Suriye sebebiyle gerilim en üst seviyeye çıktı. Türkiye’nin Mart 2016’ya kadar aylarca PKK ve onun Suriye’deki uzantılarıyla mücadele etmesi de dönemin anlaşılması açsından oldukça önemlidir. Türkiye bu olaylardan da güçlenerek ve elbette değişerek çıktı. Fakat bağımlı yapıların müdahalelerinde nihaî aşamaya henüz geçilmemişti. 15 Temmuz 2016 tam olarak bir zirve ve dönüm anına işaret eder.
Batı etkisinde kalan herhangi bir ülkede içerideki bağımlı yapılarla bizdeki gibi mücadele edildiğini söyleyemeyiz. Buna Ukrayna da dâhildir. Türkiye gibi uzun dönemler boyunca Batı etkisinde kalmış bir ülkede yaşanan büyük ve kapsamlı çatışma, geleneksel manada ideolojik bir kamplaşmaya mı işaret ediyor yoksa içerideki yapıların dışarıyla bağlantısından kaynaklanan bir satıh mücadelesi içinde miyiz? Bu durumu çok da yanlış olmayan bir tanımlama ile küreselciler ve millî devlet taraftarları arasındaki amansız bir savaş olarak da görebiliriz. Yeni zamanların fikirlerini veya eğilimlerini içinde bulunduğumuz eksen belirleyecektir. Bu eksenin dünyanın birçok bölgesini etkileme kapasitesine sahip olduğunu da görmemiz gerekir. Emperyalist çağdan bu tarafa Batı karşısında sadece Türkiye ekseninde ideoloji inşa edilebilmiştir. Bugün Sayın Erdoğan’ın on yıllık dönemde karşılaştığımız büyük müdahalelerden başarıyla çıkmasının verdiği özgüven ile Ukrayna Savaşı’nı durdurmak için çabalayan tek ülke olmamız çok önemlidir. Büyük tecrübelerin bizi farklı bir yere taşıdığı çok açıktır.
Türkiye’nin barış için masa kurmasını kimse hafife almamalıdır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.