
Türkiye, Ukrayna Savaşı’nda çok yönlü bir siyaset takip etmektedir ve bunun muhakkak farklı sonuçları olacaktır. İçeride muhalefet gerekçesiyle farklı tutumlar takınan ve bu çok yönlü siyaseti görünmez kılan çevrelerin temelde Avrupa-merkezli bir bakışla hareket ettiği biliniyor. Onlar bu savaşı da liberal kavramlara indirgemekte bir sakınca görmedi. Fakat Ukrayna Savaşı da bütün savaşlar gibi çok yönlüdür ve Türkiye çok doğru adımlar atmaktadır. Türkiye’nin, özellikle, savaş başladıktan sonraki siyasî tutumu ve bu çerçevede attığı adımlar uluslararası camiada ve savaşın fiilî tarafları nezdinde takdirle karşılanmaktadır. Antalya Diplomasi Forumu’na katılımın üst düzeyde olması bunu açıkça göstermiştir. Fakat bu siyasî tutumun güven vermesi kadar önemli olan diğer bir husus, savaşın mağdurlarıyla ilgili insanî tutumdur. Çok yönlü siyasî tutumunun yanında Türkiye’nin insanî faaliyetlerine de değinmemiz gerekir.
Öncelikle insanî yardım kavramının tartışmalı bir mesele olduğunu tespit etmemiz gerekir. Gelişmiş Avrupa ülkeleri ve ABD’nin yakın coğrafyamızdaki faaliyetlerini, insanî yardım veya sadece yardım kavramı çerçevesinde ele aldığımızda çok sorunlu bir alana girdiğimizi fark ederiz. Bu, Avrupa hegemonyasının yayıldığı bütün coğrafyalar için geçerli bir durumdur. Sağlık hizmetleri ve okul ağları gibi farklı alanlarla özdeşleşen yardım faaliyetlerini, etki alanı oluşturmak ve dolayısıyla coğrafyaya sokulmak amacından uzak düşünmek mümkün değildir. Ne yazık ki tarihte bunun örnekleri çoktur. Bu faaliyetler hegemonyanın doğrudan bir parçası olarak işlev görmüştür. Muhtemelen miraslarının da etkisi ile ABD’de neocon çevreler, Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki dayanışma temelli faaliyetlerini ideolojik bir çerçeveye oturtmak istemişti. Bu kapsamda daha düne kadar Erdoğan’a yönelik suçlayıcı ifadeler bolca kullanılıyordu. Bugün İsrail’de olduğu gibi aşırılıkçı tutumlarıyla meşhur olan basın çevrelerinin Türkiye hakkında hâlâ suçlayıcı bir dil kullanmaya devam ettiği de biliniyor. Oysa Türkiye yakın coğrafyasındaki dayanışma faaliyetlerini din ve milliyet eksenine oturmuş değildi. Türkiye bu tutumunu Ukrayna Savaşı’nda tarafların din ve milliyet özelliklerine bakmadan sürdürmüştür. Türkiye, dayanışma veya yardımlaşma faaliyetlerinin kapsamını Karadeniz’in kuzeyine doğru genişletmekte tereddüt etmemiştir. Türkiye’nin bu açık siyasî ve insanî tutumunun sahada yansımaları olacaktır.
Siyasî karşıtlık bakımından hem içerideki hem de dışarıdaki suçlayıcı yaklaşımların ortadan kalkacağını iddia etmek için gerçeklerden uzak olmak gerekir. Türkiye’yi ideolojik tutum takınmakla suçlayan bu çevrelerin belirli önyargılara göre hareket etikleri dün de biliniyordu. Hâlbuki Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı gibi oldukça kapsamlı ve coğrafyamız açısından umut verici girişimlerde ve İslam coğrafyasına yönelik faaliyetlerinde ideolojik tutum takınmış değildi. Bu türden faaliyetleri anlamak için muhakkak tarihe yönelmek gerekir. Örneğin Almanya’nın tarihinde kapsayıcı ve kuşatıcı bir siyaset takip edebileceğine dair herhangi bir örneğe rastlayamazsınız. İngiltere’nin tarihi Almanya’ya göre çok daha rahatsız edici örneklerle doludur. Aynı şekilde Fransa veya Belçika gibi ülkelerin tarihlerinde de kapsayıcı ve kuşatıcı bir siyasetle karşılaşmak neredeyse mümkün değildir. İsrail’i anmaya bile gerek yok. Buna rağmen dışarıda neocon çevreler Türkiye’yi ideolojik davranmakla suçlamaya devam edecektir. İçeride de başta liberal muhafazakârlar olmak üzere Türkiye’nin eksen değiştirdiği ve Batı eksenine yeniden dâhil olması gerektiği gündeme getirilecektir.
Sadece Osmanlı dönemi dahi kapsayıcılık ve kuşatıcılık açısından bugün bizim için hâlâ bir iftihar vesilesidir. Osmanlı sahasında hem dinler hem diller hem de kültürler yaşama imkânı bulmuştu. Buna rağmen geçen yüzyılda tarihimize haksızlık edilmişti. Kendi okullarımızda tarihimize düşmanlar yetiştirildi. Avrupa ülkelerinin coğrafyamıza sokulmasının sonuçlarını bir de tarihimize düşman yetiştirilmesi bağlamında düşünebiliriz. Açıkça söylemekte bir sakınca yok, bugün hâlâ farklı gerekçelerle tarihimize düşman nazarlarıyla bakan insanların sayısı ürkütücü boyutlardadır. Bugünkü faaliyetleri anlamak için tarihimize bakmanın yeterli olacağı açıktır.
Türkiye’nin “imparatorluk aklı” denildiğinde kastedilenin ne olduğu da ancak bu şekilde anlaşılabilir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.