
Saldırganın açık kimliği, kişiliği, dini, milliyeti, yetişme tarzı elbette birtakım genellemelere yol açmamalı. Fakat katliamdan sonra birtakım çevrelerin gözlerini yine suçlamak için İslam dünyasına çevirmesi sorunun tanımlanmasını engelleyecek bir gelişmedir. Olağanüstü bir katliam yaşandı ve katillerin geride bıraktığı mesajlarda Müslümanlara, ülkemize, milletimize, vatanımıza ve elbette Erdoğan’a yönelik tehditler var.
Bu katliamın örgütlü bir eylem olmaması büyük bir sorun, örgütlü bir eylem olması başka büyük bir sorun. Adam herhangi bir çatışma ortamında olmadığı ve sükûneti ile övünen bir ülkede bulunduğu hâlde sadece ibadet eden Müslümanları camide katlediyor. Bu ülkede herhangi bir gruplaşmanın çatışma veya geriliminden bahsedilmiyor. Katliamı ırkçılık, İslam düşmanlığı, İslamofobi, yabancı düşmanlığı gibi genel kavramlarla tanımlamak doğru değil. Bireysel ve yaygın bir çatışma ortamından bahsetmiş olsaydık bu doğru bir tanımlama olabilirdi. Bu türden tanımlamalar İslam ve Hıristiyan zıtlığını mutlak bir veri seviyesine çıkarmış olurlar. Huntington tam da bunun için medeniyetler arasında bir çatışmadan bahsetmişti. Huntington, doksanlı yıllardan itibaren Amerika’nın ve İsrail’in bütün cinayetlerine şemsiye olabilecek bir kavram üretti. Hâlbuki medeniyetler arası bir savaş söz konusu değildi. Ne Bosna’da ne Irak’ta ne de başka bir buluşma yerinde karşıtlıktan kaynaklanan bir savaş vardı. Yeni dönem emperyalist istila vardı. Onun için Amerika’nın Venezuela’ya yönelik saldırıları karşısında Türkiye sessiz kalmadı. Sırf bu olay bile Huntington’un tezini geçersiz kılar.
Eğer ikinci bir şıktan bahsediyorsak durum o zaman gerçekten vahim demektir. Örgütlü bir katliamdan bahsediyorsak medeniyetler savaşı zaten gündemde yok demektir. Örgütlülük hâlinde istihbarat örgütleri ve elbette devletler katliamın karar vericileri konumundadır. Bu şartta katillerin devletler düzeyindeki ilişkileri hiçbir zaman ortaya çıkmayacak demektir. Fakat bu düzeyde büyük sonuçlar doğuracak bir hadisenin içinde devlet politikalarını bile etkileyecek “üst akıl”dan bahsetmek hiç de yabana atılacak bir iddia değildir. Yeni Zelanda devleti ve hükümetiyle Müslümanlar arasında bir husumetten bahsedilmiyor. Göçmenliğin bu ülkede büyük bir sorun olarak işlenmesi de söz konusu değil. Başka birileri Yeni Zelanda üzerinden genel olarak İslam dünyasına ve elbette özelde Türkiye’ye ve Erdoğan’a mesaj veriyor.
Katliamdan hemen sonra Türkiye’de bazı siyasî figürlerin ve aydınların konuyu genelleyerek işin içinden çıkmaya çalıştıklarına şahit olduk. Bazı gazetelerde Müslümanlara ve Türkiye kamuoyuna rövanşist yaklaşımın sakıncaları anlatıldı. Bu katliamı dinci bir terör olarak tanımlamamalıymışız, çünkü bu tanım gelip bizi vururmuş. Dünyanın farklı merkezlerinde Hıristiyanlar ve Yahudiler, Müslümanları korumak için ibadethanelerde bekçilik yapıyormuş, falan filan. Bu tarz yaklaşımlar olanı analiz etmekten ve tanımlamaktan uzaklaşma gayretini gösterir ve Batı’da üretilmiş Müslümanlara yönelik terör yakıştırmasını zihnen kabul etmek manasına gelir. Hâlbuki coğrafyamıza yönelik yeni bir talan var ve Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaşananlar hâlâ Amerika ve İngiltere gibi devletlerin utancı olarak duruyor. Bugün Amerika, İngiltere, Fransa ve İsrail gibi devletlerin uyguladığı devlet terörünü dinî bir kavramla izah edemeyeceğimiz açıktır. Müslümanlar olarak dinimizden şüphemiz yok. Bahsi geçen devletler ve onların güdümündeki işbirlikçiler düşünsün. Bizim dinimiz haksız yere insan öldürmeyi emretmez. Buna rağmen bazı gazetecilerin ısrarlı bir şekilde Yeni Zelanda’da yapılan büyük katliamda Müslümanları taraf olarak göstermeleri masum bir davranış değildir.
Eski başbakanlardan biri katliamı “İslamofobi, ırkçılık, yabancı düşmanlığı” olarak tanımladı. Muhalefet lideri ise bu katliam dolayısıyla İslam dünyasını suçlu gösterdi. Muhalefet lideri, İslam dünyasının terör ürettiğini ve bu olayın da bir karşılık olduğunu düşündü herhâlde. O da bir ölçüde Huntington’un laboratuar ortamında üretilmiş tezine yaslandı. Müslüman dünyayı suçlamanın bir bedeli olmayacağı kabulünden hareket etmiş olmalı. Her iki şahıs katillerin geride bıraktığı mesajları görmezden geldi. Yeni Zelanda üzerinden Türkiye’nin ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef alınmasını medeniyetler çatışması genellemesiyle izah edemezsiniz. Çünkü biri devletlerarası rekabete diğeri ise medeniyetler zıtlığına ve dolayısıyla felsefî bir probleme işaret eder. Eğer bir kafa karışıklığından bahsedeceksek eski başbakanın ve muhalefet liderinin düşünme biçimine odaklanmamız gerekir.
Yeni Zelanda katliamı birçok açıdan yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.