Yerli ve millî araba ne manaya gelir?

04:0030/12/2019, Pazartesi
G: 30/12/2019, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Şikâyet üzerine kurulmuş bir kimlik, kariyer ve dil ile yeni şeyler söylemek imkânsızdır. Bu bir hâldir ve istenilse de dışına çıkmak çok zordur. Bu sebeple başarısızlık temalı yazılarla yüzlerce yıllık tarihi din, kültür, gelenek ve siyaset bağlamında birkaç kavramla izah etme alışkanlığını sorgulamak hiç akla gelmedi. Düşünce dünyamızın eleştiri kavramına hapsedilmesi karşısında herhangi bir eleştirinin geliştirilememesini bağımlılık ilişkisi ile açıklayabiliriz. Türk aydını düşünce dünyasına

Şikâyet üzerine kurulmuş bir kimlik, kariyer ve dil ile yeni şeyler söylemek imkânsızdır. Bu bir hâldir ve istenilse de dışına çıkmak çok zordur. Bu sebeple başarısızlık temalı yazılarla yüzlerce yıllık tarihi din, kültür, gelenek ve siyaset bağlamında birkaç kavramla izah etme alışkanlığını sorgulamak hiç akla gelmedi. Düşünce dünyamızın eleştiri kavramına hapsedilmesi karşısında herhangi bir eleştirinin geliştirilememesini bağımlılık ilişkisi ile açıklayabiliriz. Türk aydını düşünce dünyasına biçim veren kavramlar itibarıyla da bağımlılık ilişkisi içindedir. Bu ilişkiyi kırıp yeni şeyler söyleyenleri yok saydılar.

Batı emperyalizmi bütün cürümlerini medeniyet götürme iddiasıyla işledi. Askerî gücü, teknolojisi, silahları ile bütün dünyayı dize getirdi ve mağlup ettiklerinin düşünce dünyasına da hükmetti. Kendi tarihlerinin sorunlarını bütün dünyaya kabul ettirmeyi başardılar, düşünce dünyalarına da hükmettiler. On dokuzuncu yüzyılda Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Mithat, İsmail Gaspıralı, Mehmet Akif ve Abdürreşit İbrahim gibi çağına yol gösterenlerin aksine günümüz aydını kendi dönemini göremez hâldedir. İki dönem arasındaki büyük farklılığı düşünce dünyası üzerindeki yabancı hâkimiyeti ile açıklamakta bir sakınca yok.

Daha düne kadar bir çivi dahi üretememiş olmaktan şikâyet ediliyordu. Bin yıl kadar geriye gidip Gazalî ile başlayan fikrî durgunluğa dair derin analizler yapılıyordu. İtalya 19. yüzyılda bir tarım ülkesi olmasına rağmen Batı ile aramızdaki büyük farktan bahsediliyordu. Avrupa tarihi genel başlığı altında mimariden felsefeye, gemicilikten araba teknolojisine kadar birçok alanda bütüncül bir bakış ile Avrupa’nın tüm zamanlarını kuşatan büyük hikâyeler yazılıyor ve anlatılıyordu. İngiltere’nin tezgâhlarının İtalya’yı, Almanya’nın fabrikalarının Fransa’yı da kapsadığı farz edilerek Avrupa hakkında hayranlık uyandırıcı fikirler ileri sürülebiliyordu. Doğu geri kalmıştı.

Yaklaşık iki yüz yıldır gerilik meselesini tartışıyoruz. Fakat tartışmaların 2013’ten sonra çok değiştiğine dikkat çekmemiz gerekir. Hatırlanacağı gibi bu tarihte Türkiye’nin gündemine girmeye başlayan büyük projelerin hayat bulacağı konusunda kanaat oluşmaya başlamıştı. O tarihten bu tarafa Türkiye, tarihinde neredeyse hiç görülmedik yoğunlukta bir dönem yaşamaya başladı. Türk ve İslam tarihinin geriliği hakkında felsefî tartışmalarıyla meşhur kimselerin de büyük projeler karşısında tavır aldığını gördük. Özellikle askerî teknoloji sahasındaki gelişmeler “Erdoğan’ın damadı” bağlamına sıkıştırılmak istendi. Yerli ve millî otomobil konusunda da ilk örneğin İtalya’da yapılmış olmasından hareketle yerlilik ve millîlik eleştirisinde bulundular.

Peki, gerçekte Türkiye’de neler oluyor? Hatta daha da ileri bir soru sormak lazım: Türkiye’de ne oldu? Bu sorulara Avrupa’dan birilerini getirip cevap buldurmaya çalışmanın bir âlemi yok. Nasıl oldu da Türkiye, “Mavi Vatan” demeye başladı? Bunlar anlık bir başarıya mı işaret ediyor yoksa bir süreçten mi bahsetmeliyiz? Soruları çoğaltabiliriz, çoğaltmamız da gerekir. Dönemsel ya da anlık bir başarıdan mı bahsediyoruz yoksa kalıcı, uzun vadeli dönüşümler mi yaşıyoruz? Türkiye’nin Doğu Afrika’daki insanî faaliyetleriyle yabancı güçlerin Libya’ya müdahalesi arasında görünmez bir bağlantı söz konusudur. Bu bağlantının Türkiye’nin 2013’te yaşadığı emperyalist küresel müdahale üzerinde hızlandırıcı bir etkisi olmuş mudur? Bunların siyasî sonuçları nelerdir? Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile yerli ve millî otomobil arasında bir belirleyicilik ilişkisinden bahsedebilir miyiz?

Erdoğan’ın konuşmalarının kitaplaştırılmasından bahsederken yeni bir düşünme biçimini vurgulamak istemiştim. Emperyalist bir geçmişi olmayan Türkiye’nin kendi dinamiklerini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Farklı mahfillerdeki uzmanların kullandığı iktisadî kavramlarla süreci tanımlamak kolay görünmüyor. Türkiye iddiası olan bir ülkedir. On dokuzuncu yüz yıldaki yenilenme çabalarını, dönemin birikimini, düşünce mirasını bugün yaşamakta olduğumuz olumlu gelişmelere kaynaklık etmesi bakımından yeniden düşünmeliyiz. Bu konuşmalardan hareketle Türkiye’nin hedeflerini ve gücünü belirlemek mümkün olabilir.

Yerel olup da yerli ve millî hamlelere düşmanlık gösteren gayr-i millî unsurları değerlendirme dışında tuttuğumuzu belirtmek faydalı olur. Süreç onları coğrafî olarak da yerellikten uzaklaştırıyor. Onların, yerli ve millî otomobilin yapılmasını engellemek için ellerlinden geleni arkalarına koymayacakları açıktır.

#Emperyalizm
#Recep Tayyip Erdoğan
#Yerli otomobil