Aslında ekonominin neticelerine bakacak olursak tablo hiç de iç açıcı değildir. Eşitsizlik oranları seneden seneye artmaktadır. Bir bakıma ekonomiye inanmak için ortada hiçbir sebep kalmış değildir. Ama meselenin ilişkisel olduğunu gizlemek için ekonominin ruhbanları ellerinden geleni yaparlar. Açalım…
Belirli bir merkezde sağlanan refah artışının, en hafifinden başka yerlerdeki refah umudunun ertelenmesinin veyâ sönümlenmesinin
bir işlevi olduğu gerçeğinin anlaşılmaması için ilişkisizlik üzerine yükselen parçalı analizler yapılır. Meselâ eğer Avrupa veyâ Amerika refaha eriştiyse, bunun sebebi onların kendi başarıları olarak parlatılır. Onlarda iş kurma kabiliyetleri, çalışma azim ve örgütsel akılcılıkları, bilimsel-teknolojik düşünce gelenekleri, felsefî derinlikleri, san’atsal incelikleri, demokrasi ve hukûk sahâlarındaki titizlikleri sıralanır. Evet, belki öyledir. Ama onların bu sahalardaki tekmil kabiliyet ve kapasitelerinin
esaslı bir dünya yağmasından
geçtiği çok defâ ihmâl edilir.
Ay’ın sâdece aydınlık yüzü sergilenir; karanlık yüzünde olup bitenler ise gösterilmez.
Basit olarak misâllendirelim. Meselâ Batı bilimi diye taçlanan, kutsanan bir müktesebâtın ağırlıklı olarak bu yağmanın bir dinamosu olduğu ifâde edilemez. Haydi bir teferruat verelim: Meselâ botanik bilimi bugünkü seviyesine geldiyse, yerküredeki tekmil bitkilerin adlandırılmasına ve sınıflandırmasına sâhip olduysak bunun en esaslı sâiki botanikçi bilim insanlarının sâfiyâne çalışmaları olmaktan çok, yağmaya açılan dünyânın bilgisine sâhip olmak arzusuyla çok çeşitli menfaat çevrelerinin bu alanlara yaptığı yatırımlardır.
Modern bilim târihi zannedildiği kadar mâsum değildir.