Lümpen kapitalizmin krizi

04:0011/09/2023, Pazartesi
G: 11/09/2023, Pazartesi
Süleyman Seyfi Öğün

İnsanın fikr-i tâkip üzerinden, dünyânın jeopolitik ve jeostratejik hâdiselerini tâkip edip, bunun tekmil insanlığa çok ağır bedeller ödetecek olan çok sancılı bir gidişât olduğunu kavraması fazla zaman almayacaktır. Yeter ki her gece haber niyetine kendisine kadınları döven erkekleri, trafik kazâlarını ve miyavlayan köpekleri seyrettiren medyadan uzak kalsın. Aslında hâdiselerin kötüye evrilmesi çok hızlı oldu. Son çeyrek asır dikkâte alındığında nereden nereye geldiğimizin çok düşündürücü olduğu


İnsanın fikr-i tâkip üzerinden, dünyânın jeopolitik ve jeostratejik hâdiselerini tâkip edip, bunun tekmil insanlığa çok ağır bedeller ödetecek olan çok sancılı bir gidişât olduğunu kavraması fazla zaman almayacaktır. Yeter ki her gece haber niyetine kendisine kadınları döven erkekleri, trafik kazâlarını ve miyavlayan köpekleri seyrettiren medyadan uzak kalsın.

Aslında hâdiselerin kötüye evrilmesi çok hızlı oldu. Son çeyrek asır dikkâte alındığında nereden nereye geldiğimizin çok düşündürücü olduğu muhakkak. 1990’lar bir
bahar iklimini
getirmişti. II.Umûmî Harb’in sonunda kurulan, topyekûn nükleer bir yıkım ihtimâlini taşıyan, bu sebeple de
Dehşet Dengesi
veya
Soğuk Savaş
olarak bilinen bir dünyânın sona erdiği, feraha çıktığımızı zannetttiğimiz bir merhaleydi bu.
Demir Perde
yıkılmış, “
Komünist karanlık ve Mezâlim
” nihâyete erdirilmişti.
(Sanki Şili’de olanlar mezâlim değildi). Artık dünyâyı “
özgürlük
”, “
daha çok demokrasi
” ve ekonomik olarak da yeni liberal siyâsetler üzerinden “
refah
” bekliyordu.
1987 Borsa krizi
ilk büyük şoktu.
1997’deki Pasifik Krizi
’ne 2000’li senelerin başlarında yaşanan bir dizi kriz daha eşlik etti. Meksika, Arjantin ve Türkiye gibi yarı merkez dünyâlarda yaşananları,
cirmi kadar yer yakan mahallî krizler
olarak ihmâl etsek de manzara değişmiyor. Krizler giderek merkez dünyâyı ve onun kalesi olarak görülen ABD’yi de vurmaya başlamıştı. 2000 senesinin başlarında yaşanan
Teknoloji Piyasası Krizi
olarak da bilinen (dot.com Krizi) ve nihâyet 2008’de emlâk piyasasını vuran mâhut
Mortgage Krizi ,
senaryoda ters giden bir şeyler olduğunu düşündürmeye yeter, artardı. Ama zihin ne yazık ki çok defâ perdeli çalışıyor. 1990’ların başındaki o iyimser havaydı zihinleri perdeleyen. Her krizde bunun ârızî olduğuna inandırdık kendimizi. 2008-2019 arası ise daha düşündürücü oldu.
Mortgage Krizi
’ni aşmak için basılan akıl almaz karşılıklı paraların köpürttüğü dünyâda yaklaşık 10 senelik
sahte bir mutluluk
devri daha yaşadık.
2019 Krizi
ve arkasından yaşanan
Pandemi
, dünyâ ekonomisini perişan etti. Son 3 senedir toparlanma emâresi görmek bir tarafa, her sene daha da kötüye gidildiğini görmekteyiz.
2010’ların balayıları
devâm ederken bunu yazıyor ve söylüyorduk. O zaman bizleri eleştirenler bedbinlikten mustarip olduğumuzu söylüyorlardı. 2019’u kerteriz noktası alırsak, gidişâtın insanlığı, küresel bir yıkım doğurması mukadder olan bir savaşlar çağına sürüklediğini iddia etmek artık bir bedbinlik gösterisi olmanın çok dışına çıktı; bunu ifâde etmek de vak’ay-ı âdiyeden oldu.
Ekonomik krizler
ekonomik daralma, durgunluk
ve çöküş gibi dramatik göstergelerle anılır. İlk evre, yâni durgunluk, ekonomik değer üretmek güdüsünün düşmesidir. Üretim kapitalizminde bu, mâhut
arz-talep dengesizliği
sebebiyle dönemsel olarak sıklıkla yaşanmıştır da. Ekonomik değer kaybı sâdece ekonomiyle sınırlı kalmaz. Başta ahlâkî olanları da tekmil değerleri de gözden düşürür. T
opyekûn bir değer kaybıdır
bu. Kapitalizm çok defâ
militarizmleri
devreye sokarak, hem
teorik
-
ideolojik
hem de
pratik
taraflarıyla bunu çözmüştür. Bu süreç şöyle işler: Ekonomik krizlerin siyâsal- kültürel neticesi,
günlük hayatlarda gerilim ve şiddetin yükselmesi, anlayış ve hoşgörünün azalmasıdır. Bunu demokrasilerden ve kalitesi iyice düşmüş olan siyâset sınıflarından kitlesel ölçeklerde soğumak, aşırı popülist sağların güçlenmesi
tâkip eder. Müşterek düşman târif edilir ve emek askere çağrılarak savaş örgütlenir. Bu aslında
ekonominin durmuş çarklarını çevirmek
için yapılır. Çünkü savaş en yüksek talep patlamasını sağlar. Ardından ağır tahribatlar doğuran savaşlar yaşanır.
Barış ise yıkılanı yeniden inşâ etmek adına
ekonomik faaliyetleri yeniden canlandırmaktır.
Bugün tablo buna benzemekle berâber daha derinlerde bundan çok farklı seyrediyor. Evet, kapitalizm bir
durgunluk
yaşıyor. Ama bu durgunluk,
üretim ekseninde örgütlenmiş bir kapitalizmin durgunluğu değildir. İ
yice geriye gidecek olursak kriz, daha 1970’lerde başlamıştı. Târihsel olarak üretimin üssü olan Batı’da yaşanan,
mâliyet artışı ve verimlilik kaybıyla
seyreden bir düşüştü bu.
Üretimi ucuz mâliyetli Asya’ya kaydırmak
sûretiyle bunu telâfi etmek palyatif bir çözümdü. Ama en az 30 sene boyunca Batı’yı rahatlattı. Keyiflerince bastıkları
sınırsız paralarla
zahmetsiz olarak
dünyânın artığını çekmeyi, üretim ve bütçe açıklarını kapatmayı
becerdiler. Dünyâ üretti, onlar tüketti. Yetmedi, dünyâyı borçlandırarak yeni bir
talan ekonomisini
örgütlediler. Tabiî ki bunun bir sonu vardı. Çevrimlerdeki aksamalar kapitalizmi bugünkü noktasına taşıdı. Bunun adı, üretimde kaybetmiş ve tüketime alışmış kamuoylarına sâhip
lümpen kapitalizmdir
. Elinde kalan son iki güçten birisi olan
finansal
gücünü
de, bugünden yarına olmasa bile kaybedeceği anlaşılıyor. Son gücü ise
askerî
. Bunu kullanarak dünyâda kontrolü yeniden sağlamak istiyor. Şimdi bu yazının en vurucu iddiasını ortaya koymak zamanı geldi: I. ve II. Umûmî Harpler,
üretim kapitalizminin krizli çevrimleri
üzerinden yaşandı.
Soğuk
Savaş
bile üretim kapitalizminin akılcı disiplin ve örgütlülüğüne sâhipti. Dehşet vardı ama dengeleniyordu. Savaş vardı ama sıcak değil soğutulmuştu. Üretim rasyonalitesi
diplomasiye
de yer açıyor ve kimsenin kazanamayacağı toplu yıkım ihtimâlinin önüne geçiyordu. Bugün karşı karşıya olduğumuz tehlike,
üretici vasfını kaybetmiş, kitleleri paradan para kazanmaya, karşılıksız basılan paralarla borçlanarak tüketmeye alıştırmış lümpen, lümpen olduğu kadar da şımarık, fütursuz, dar görüşlü kapitalizmin kriziyle
muhatap olmamızdan kaynaklanıyor. Devletlerarası ilişkilerin yaşadığı anomi riskleri arttırıyor. Lümpen kapitalizmin üretim kapitalizminin insanlığa ödettiği bedelleri rahmetle yâd ettirecek derecede gözü kara olduğunu görüyorum. Lümpen kapitalizmin siyâsal kadroları, araya girip barışı nasıl kurarız diye düşünmüyor. Yaklaşık 1 milyon insanın öldüğü artık neredeyse kesinlik kazanmış olan Rusya-Ukrayna Savaşı’nı daha da azdırmak azim ve kararlılığında, seyreltilmiş uranyum taşıyan silâhların fütursuzca sâhaya sürülmesinden somutlaşıyor bu gözükaralık. Ukrayna’nın 500.000 evlâdını kaybettiğinin konuşulduğu yerde
Stoltenberg’in yüzündeki donuk ve umursamaz ifâdedir
bundan sonra yaşayacaklarımıza ışık değil karanlık düşüren..

Allah sonumuzu hayır etsin..

#Politika
#Kapitalizm
#Süleyman Seyfi Öğün