Bugün tablo buna benzemekle berâber daha derinlerde bundan çok farklı seyrediyor. Evet, kapitalizm bir
yaşıyor. Ama bu durgunluk,
üretim ekseninde örgütlenmiş bir kapitalizmin durgunluğu değildir. İ
yice geriye gidecek olursak kriz, daha 1970’lerde başlamıştı. Târihsel olarak üretimin üssü olan Batı’da yaşanan,
mâliyet artışı ve verimlilik kaybıyla
seyreden bir düşüştü bu.
Üretimi ucuz mâliyetli Asya’ya kaydırmak
sûretiyle bunu telâfi etmek palyatif bir çözümdü. Ama en az 30 sene boyunca Batı’yı rahatlattı. Keyiflerince bastıkları
zahmetsiz olarak
dünyânın artığını çekmeyi, üretim ve bütçe açıklarını kapatmayı
becerdiler. Dünyâ üretti, onlar tüketti. Yetmedi, dünyâyı borçlandırarak yeni bir
örgütlediler. Tabiî ki bunun bir sonu vardı. Çevrimlerdeki aksamalar kapitalizmi bugünkü noktasına taşıdı. Bunun adı, üretimde kaybetmiş ve tüketime alışmış kamuoylarına sâhip
. Elinde kalan son iki güçten birisi olan
de, bugünden yarına olmasa bile kaybedeceği anlaşılıyor. Son gücü ise
. Bunu kullanarak dünyâda kontrolü yeniden sağlamak istiyor. Şimdi bu yazının en vurucu iddiasını ortaya koymak zamanı geldi: I. ve II. Umûmî Harpler,
üretim kapitalizminin krizli çevrimleri
üzerinden yaşandı.
bile üretim kapitalizminin akılcı disiplin ve örgütlülüğüne sâhipti. Dehşet vardı ama dengeleniyordu. Savaş vardı ama sıcak değil soğutulmuştu. Üretim rasyonalitesi
de yer açıyor ve kimsenin kazanamayacağı toplu yıkım ihtimâlinin önüne geçiyordu. Bugün karşı karşıya olduğumuz tehlike,
üretici vasfını kaybetmiş, kitleleri paradan para kazanmaya, karşılıksız basılan paralarla borçlanarak tüketmeye alıştırmış lümpen, lümpen olduğu kadar da şımarık, fütursuz, dar görüşlü kapitalizmin kriziyle
muhatap olmamızdan kaynaklanıyor. Devletlerarası ilişkilerin yaşadığı anomi riskleri arttırıyor. Lümpen kapitalizmin üretim kapitalizminin insanlığa ödettiği bedelleri rahmetle yâd ettirecek derecede gözü kara olduğunu görüyorum. Lümpen kapitalizmin siyâsal kadroları, araya girip barışı nasıl kurarız diye düşünmüyor. Yaklaşık 1 milyon insanın öldüğü artık neredeyse kesinlik kazanmış olan Rusya-Ukrayna Savaşı’nı daha da azdırmak azim ve kararlılığında, seyreltilmiş uranyum taşıyan silâhların fütursuzca sâhaya sürülmesinden somutlaşıyor bu gözükaralık. Ukrayna’nın 500.000 evlâdını kaybettiğinin konuşulduğu yerde
Stoltenberg’in yüzündeki donuk ve umursamaz ifâdedir
bundan sonra yaşayacaklarımıza ışık değil karanlık düşüren..