Şiddet; nereden nereye?(3)

04:009/10/2023, Pazartesi
G: 9/10/2023, Pazartesi
Süleyman Seyfi Öğün

Kapitalizm, herşeyin olduğu gibi üretim ile tüketimin de dengesini bozdu. Sonsuz kârlılık ihtirasıyla sahneye koyduğu üretim azgınlığını ancak diğer bir azgınlık; tüketim azgınlığı hizalayabilirdi. Ama yanılsama doğuran, tüketimin, üretimin ödülü imişcesine sunulmasıdır. Tam aksine tüketim, üretim kapitalizminin çürümüşlüğünün karşılığıdır, Tüketim kapitalizmi, üretim(sanayi) kapitalizminin çözülme ve lümpenleşme evresini ortaya koyar. tarımsal yapıların hüküm sürdüğü devirlerdeki çözülmelerin

Kapitalizm, herşeyin olduğu gibi
üretim ile tüketimin de
dengesini bozdu. Sonsuz kârlılık ihtirasıyla sahneye koyduğu
üretim azgınlığını
ancak diğer bir azgınlık;
tüketim azgınlığı
hizalayabilirdi. Ama yanılsama doğuran, tüketimin, üretimin ödülü imişcesine sunulmasıdır. Tam aksine tüketim,
üretim kapitalizminin çürümüşlüğünün
karşılığıdır, Tüketim kapitalizmi, üretim(sanayi) kapitalizminin
çözülme
ve lümpenleşme evresini
ortaya koyar. tarımsal yapıların hüküm sürdüğü devirlerdeki çözülmelerin karşılığı olan o “lânetli” sefahatın modern yüzüdür. İlki,
sağlam paranın ayarıyla oynamakla
(tağşişat); ikincisi ise onun modern versiyonu olan
parasal hacim artışları
(q.e) ve ekonominin finansallaşmasıyla seyreder. Özde her ikisi de aynı kapıya çıkar.
Tüketim kapitalizmi
olarak bildiğimiz
lümpenleşmiş kapitalizm
, sanayi kapitalizminin disiplinli, örgütlü yapılarına; bu yapıları bağrında saklayan
devlet ve ulusa
saldırır. Bunu
özgürleşme
bayrağı altında yapar. Aslında bu aslında bir
sahte bayrak operasyonudur
. Yaşanan sâdece, sanayi kapitalizminin disiplini altında baskıladığı, iğdiş ettiği insanı canlandırmasından ve kışkırtmasından ibârettir. Kapitalizm,
Baudrillard’ın
çok beğendiğim kavramlaştırmasıyla bir
aşırılık fenomenidir
aslında. Bastırmak ne kadar bir aşırılıksa, kışkırtmak da bir o kadar öyledir. Geç modern zihinlerin çok uyarına gelen
özgürleşme hissi,
bu aşırılık tecrübesinin doğurduğu bir
baş dönmesi ve esrikliktir
aslında. En temelli arzusu,
dokunulmazlık kazanmak
ve sıkça
yer değiştirmekti
r. Çekirdek âilenin tuzla buz olduğu, yumuşatılmış, kolaylaştırılmış eğitim ve öğretim, esnek iş dünyâsı, gezisi, tozusu, yemesi, içmesiyle turizm “tüketim özgürlüğünün “alt yapılarıdır. Bir zamanlar üretimin gereklerine göre düzenlenmiş, sâdece işbölümünün hissedildiği renksiz kamusal hayat, rengârenk hizmetler sektörü, kafeler, restoranlar, oteller, AVM’ler tarafından dönüşmektedir. Eski kamusal alanlarda kahir ekseriyeti
kuzulaştırılmış insanlık,
yeniden yapılandırılan kamusal alanlarda bu defâ
baştan çıkarılmaktadır.
Bu gelişmenin şiddet târihinde de bir tesiri olmuştur.
Modern şiddet,
meşrû taraflarıyla, bireylerin keyfine bırakılmayan, onları içine çeken
örgütlü, disiplinli
bir şiddetti. Bunun dışında şiddet men edilmişti. Bastırılmış bireylerin şiddet ile buluşması, kısaca bireysel şiddet ise iki türlü oluyordu. Ya
cinnet geçirirken
yâhut, kamusal hayattaki rollerinden sapmadan, tâviz vermeden,
gizli kapılar ardında
. Meşrû olmayan şiddetin, yâni şiddetin
toplumsal-kriminal yüzü
ise en az meşrû şiddet kadar
örgütlü
olurdu. Meselâ mafya son derecede örgütlü ve disiplinidir. Meşrû ordu ile savaşan yapılar en az yarı yarıya, paramiliter olurlar. “Kurtuluş Orduları” en az düzenli ordular kadar örgütlü ve disiplinli olurlar.
Evvelâ örgütlü-kriminal tarafıyla bakalım. Geç modern kapitalizmin hüküm sürdüğü dünyâda, tuhaf bir şekilde
düzenli ordulardan farklı yapılanan paralı, alternatif ordular
kurulmaya, gelişmeye başladı. Bununla kalmadı; keyfî ve gayrımeşrû işler yapmaya her zaman teşne olabilen bu özel ordular, yerleşik ordulardan daha baskın roller kazanabildiler.
Emniyet ve istihbarat teşkilatları ile mafya yapıları
arasında her zaman örtük ilişkiler olduğunu bilirdik; ama bu evrede iki yapının her zaman olduğundan daha fazla içli dışlı olabildiğini görüyoruz. Dünyâ çapında işler çeviren bir gizli servisin bütçesinin hatırı sayılır bir kısmının uyuşturucu kartellerinden geldiğini şaşkınlıkla okumuştuk. Hâsılı, geç modern veyâ geç kapitalizm evresinde meşrû şiddet yapılarıyla, gayrı meşrû olanlar arasındaki mesâfe her zaman olduğundan daha belirsizdir. Bu da geç modern dünyâda,
örgütlü şiddetin, yarı örgütlü şiddet kaynaklarıyla eşlendiği bir doz aşımın
a götürür bizi.
Ama daha mühimi,
konvansiyonel -bireysel şiddetin
yaygınlaşmasıdır. Örgütsüz, bireysel şiddetin artık her zaman olduğundan daha yaygın olduğunu söyleyebiliriz. Bunun sebebinin, şiddetin uyarıcılarını kuşatan kabloların sıyrılmış olmasıyla alâkalı olduğunu düşünüyorum. Modern zamanlarda
şiddetin kuşandığı ideolojiler, fikirle
r vardı. Şiddetin akışını düzenleyen onlardı. Bâzı fikirler şiddeti köpürten tesirler doğursa da, şiddeti nihâî tahlilde şiddet hayâta geçmeden yine de fikirlere danışılırdı. Bâzı fikirler ise şiddeti men eder, topraklardı. Hâsılı şiddet, şöyle böyle fikirlerle kablolanmıştı. Fikirler için yaşanır, fikirler için ölünür ve öldürülürdü.
Tüketim toplumunda fikirlerin bir rolü yoktur.
Tüketim toplumu fikirsizdir.
Bu, şiddetin , kendisini kuşatan kablolardan arınmasına delâlet eder. Kablo fonksiyonu gören, yer yer de topraklama yapabilen fikirlerin yerini
yanıcı ve yakıcı hassasiyetler, alınganlıklar
almıştır. Tüketim bireyi, kendi gözünde büyüterek yol alır. Tüketen insan
narsisizme
kolayca geçiş yapar. Narsisizm ise son derecede kırılgan bir durumdur. Sürekli onaylanması, desteklenmesi ve beslenmesi gerekir. Bunun için diğerlerine ihtiyaç vardır. Ayna, dış nazarı temsil eden diğerleridir. Ama bu aynanın, narsisist Homo Consumens’e istediği görüntüyü vermesi, bu görüntüye en küçük bir leke düşürmemesi gerekir. Alınganlıklar ve kırılganlıklar, aynada istenilen görüntünün çıkmamasıyla alâkalıdır. Bu durumda yapılacak yegâne eylem,
aynanın kırılmasıdır.
Herkesin doyumsuz bir
öz tapınma
ve
meydan okuma
hâlinde olduğu, her şeyi bildiği; herkesin en akıllı ve lider olduğu, herşeyin en iyisini hakettiği bir dünyâda şiddet, maalesef her zaman olduğundan daha fazla dünyâyı yönetecektir.
#Toplum
#Aktüel
#Siyaset
#Süleyman Seyfi Öğün