Günümüzdeki gerilim alanlarına bakıldığında bir
kıt’alar arası mücâdelenin
devam etmekte olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.
bir taraftan,
bir Pasifik gücü olarak Asyalı rakibi Çin ile
mücadele ediyor. Diğer taraftan ise, bir
Atlantik gücü olarak Kıt’a Avrupası’nı
kuşatıyor. Yâni burada bir
Amerika Kıt’ası ile Kara Avrupa Kıt’ası mücâdelesi
yaşanıyor. Bu mücâdele ilk bakışta anlaşılmıyor. Sanki ABD ve AB devletleri NATO şemsiyesi altında toplanıp, müşterek düşman Rusya’ya karşı ittifak etmiş görünüyor. Hâlbuki, bu ittifak, başta Almanya, Fransa ve İtalya olmak üzere,
AB olarak teşkilâtlanmış olan Kıt’a Avrupası’nın hayat damarlarını kesiyor.
Enerji, ham madde, hattâ yarı mâmûl maddelerdeki tedârik zincirlerini parçalıyor; alternatif kaynaklar olarak takdim edilen tercihler ise onu ağır mâliyet artışlarına mahkûm ediyor. Dahası, Avrupa’yı Rusya gibi büyük bir yatırım ve tüketim pazarından mâsun kılıyor. Nihâyet, daha uzun vâdede çok daha mühim olarak, onu Çin başta olmak üzere Asya’ya açılmaktan alıkoyuyor. Sanki ABD ve Brexit sonrası Birleşik Krallık ele ele vermişler, Kıt’a Avrupası’nın içine doğru çökmesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Şimdilik bu oyuna gelmiş görünen Avrupa üzerinden bir Avrupa-Avrasya gerilim hattı oluşturulmuş vaziyette.