Yazarlar Tarihsel geçişler üzerine

Târihsel geçişler üzerine…

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi Öğün Gazete Yazarı

“Târihsel geçişler” kavramı bana son derecede düşündürücü geliyor. Bu kavram “târihsel değişim” gibi algılanıyor genellikle. Hâlbuki değil. Değişim bir olgunlaşma ifâdesi. Tamamlanmayı, kendini ikmâl etmeyi düşündürüyor. Târihte kendisini ikmâl eden , kendi kendisinden ibâret bir durum görebilmiş değilim. Tecrübe edilmiş üretim ve mübâdele tarzlarına bir göz atalım. Meselâ, insanlık feodaliteden kapitalizme geçiş süreçlerini yaşadı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Süleyman Seyfi Öğün : Târihsel geçişler üzerine…
Haber Merkezi 09 Eylül 2019, Pazartesi Yeni Şafak
Târihsel geçişler üzerine… yazısının sesli anlatımı ve tüm Süleyman Seyfi Öğün yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Zihnimizde bunu, en fazla 19.Asır’da Sanayi Devrimi ile berâber tamamlanmış olarak gösteren ve topyekûn bir değişime yol açmış bir değişim gibi algılatan değerlendirmeler hâkim. Kapitalizm dört başı mağmur, yeni, modern bir dünyâ düzeni olarak feodalitenin yerini almış mıdır? Hayır. Olsa olsa , pek çok boyutuyla feodal dünyâyı içererek dönüştürmüş, kapitalist akla uygun kılmıştır. Marx, târihte uzlaşmaz çelişkilerin değişimleri beslediğini düşünüyordu. Uzlaşmaz çelişkiler yoktur demiyorum; ama târihsel çelişkilerin uzlaşmayla neticelendiğini düşündüren olgularla daha fazla karşılaşıyoruz. Seneler boyu, kapitalizm ile sosyalizm arasında uzlaşmaz bir çelişki olduğuna ve nihâyette sosyalizmin kapitalizmin yerini alacağına inanmamız istendi. Bugün ise Sovyet veyâ Çin modeli komünizmlerin, nasıl olup da kapitalizmin birer türevi gibi çalışmış olduğuna hayretle bakıyoruz. Demek ki, târihte olsa olsa baskın, hâkim veyâ hegemonik üretim tarzları oluyor. Karşıtlıklar veyâ alternatifler zannettiklerimiz, onun türevleri oluyor. Veri bir hegemonik sistem, kendi karşıtlıklarını da üretip yönetebilen sistemler man+asına geliyor.

Nasıl sosyalizm, kapitalist üretim ve mübâdele tarzının yerini alamayıp, onun bir türevi olarak tezâhür ettiyse, kapitalizm ile feodalite arasında da benzer bir râbıta kurulabileceğini düşünüyorum. Sermâyenin târihini incelediğimizde gördüğümüz, temel birikimlerin zirâî çevrelerde başlamış olduğudur. Yâni kapitalizm, söylendiği gibi kentsel değil, kırsal bir birikim üzerine kurulmuş; kırın artığı üzerine inşâ edilmiştir. Bu, başka şekilde söylenecek olursa, kapitalizmin feodaliteyi yeniden üretmesinden başka bir şey değildir. Dahası, bu sâdece feodaliteyle de sınırlı kalmamıştır. Birikimi tamamlamak için başvurulan “ikincil serfleştirmeler” bir tarafa, süreç içinde çok daha geri zannedilen bir başka üretim tarzını, köleliği de dirilten adımlar atılmaktan geri durulmadı. Kölecilik, antikiteyi niteleyen bir olgu olarak görülür. Hâlbuki târihin tanıklık ettiği en muazzam köleci üretim bizzat kapitalist mantıkla işletilen ve feodal zihniyetlerin de ona eşlik ettiği tarımsal kapitalizm evresinde yaşanmıştır. Hâsılı, kapitalizm, feodalite , hattâ köleci yapıları da yanına alan bir birikimin ,kentsel mâli birikimler; onun iş ve işlemleriyle eşlenmesiyle gelişti. Marx’ın “alt yapı “ olarak temellendirdiği alanlarda geçişler elbette görece sorunluydu; ama sıkıntıların daha çoğuyla, yine Marx’ın “üst yapı” olarak görüp tâlileştirdiği “siyâsal” ve kültürel zihniyet ve yapıların engelleyici etkileri odağında yaşandı. Tahripkâr tasfiyeler de buralarda oldu. Ama yine mutlak olarak değil. Meselâ siyâsal düzeylerde , bugün hâlâ pek çok yerde monarşilerin devâm etmesi bunun göstergelerinden birisidir. Kültürel yapılar için de benzer şeyleri ileri sürmek mümkün görünüyor. Eşitsizlik olarak lânetlenen dikey sınıflandırmaların tasfiyesi, öngörüldüğü ve istendiği gibi hayâta geçmedi. Evet, kitlesel üretim; hattâ tüketimde bunun sağlandığı düşünülebilir. Ama, birikimin belli bir evresinden sonra “prestij”, “îtibâr”, “seçkinleşme” vb feodâl kavramlar yeniden zuhûr etti. Önce yeniden bölüşüm, daha sonra da kredi kapitalizminin fişeklediği tüketim, “soylulaşma”, “seçkinleşme” gibi feodâl kültürel kavramların dönüşü ve yeniden üretimi değil de nedir? Meselâ bugün, kent düzenlemelerinde rastlanan “soylulaştırma” kavramını kapitalizmin “saf aklı” ile açıklamak mümkün değildir. Soyluluk, özünde feodal bir kavramdır. Nasıl oluyor da, feodaliteyi kalbinden açıklayan bir kavram, bugün kapitalist kent siyâsetlerinde mânâ kazanabiliyor. Başka bir misâl verelim: Seçkin , ince bulduğumuz bir sanat eserini târif ederken, nasıl olup da her şeyiyle feodalite kokan “çok soylu bir çalışma” tâbirini kullanmaktan çekinmeyiz?

Şimdi de, başka bir soruyu soralım: Kapitalizm kendisini ikmâl etmiş bir sistem midir? Doğrusu bundan da pek emin değilim. Dikkâtli baktığımızda kapitalizmin târihinin, devamlı olarak bir “krizler târihi” olarak tecessüm ettiğini görüyoruz. Demek ki kapitalizm dâima, kendi kendisinden “eksik kalan” bir târihtir. Belki görece ve geçici olarak “yatışma” devirlerinden bahsedebiliriz. Ama, kapitalizm krizleriyle berâber varolageldi. Zirâi kapitalizm, sınâî kapitalizm, mâlî kapitalizm ve nihayet bugünlerde idrâk ettiğimiz bilgi kapitalizmi krizli geçişlerle yaşandı ve yaşanıyor. Bâzıları, sınâi kapitalizmin çözülmesinin kapitalizmin sonu olduğunu ve yeni bir üretim ve mübâdele tarzına geçilmekte olduğunu ileri sürüyor. Kafalar bu hususta bir hayli karışık. Yaşanan gelişmelerin kapitalizmin yeni bir evresine karşılık geleceğini düşünenlerdenim. Kapitalizm hâlâ hegemonik karakterini devam ettiriyor. Diğer taraftan büyük bir çoğunluk, teknolojizmin büyüsüne kapılmış ve teknolojik “değişimlerin” kapitalizmin günah bataklıklarını kurutacağına, târihsel kirlerimizden arınacağımıza inanıyor. Ben teknolojinin târihi vaftiz edeceğine inananlardan değilim. Bilgi ekonomisi, kapitalizmi esastan çözecek herhangi bir şey vaad etmiyor. Ne yabancılaşma, ne de insanın nesneleşmesi hususlarında teknolojizmin bir ideal olarak önümüze koyduğu herhangi bir şey yok. Sunduğu tek şey “konfor” artışı. Bu da yetmez. Diğer taraftan bu konfor artışının mâliyetleri bir hayli düşündürücü. Câhiliye, ilâhiyatçıların dediği gibi, insanın, kendi yaptığı putlara aklını ve ruhûnu teslim etmesiyse, bindiğimiz geminin bizleri yaşanmış câhiliyelerin en koyusuna taşıdığından emin olabilirsiniz…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.