Eski Osmanlı mûsikîsinde büyük usullerle bestelenmiş eserlerin, barok müzik karakterini andırır bir yapıları olduğunu söylemenin yanlış olmayacağını düşünüyorum. Usulden ve güfteden dolayı bir hecenin melizmatik okunduğu ortadadır. Bu da, eski Osmanlı mûsikî eserlerini batı müziğindeki barok tarza yakınlaştırır. Barok müziğin karakteristiği bellidir. Melizmatik yani bir heceye çok notalı okuma biçiminin yansıması gibi algılanabilecek veya bu okuma biçimini andıran uzun temalar, barok müzik tarzının en belirgin özelliklerinden biridir. Barok müziği tanımayı veya anlamayı sağlayan belirtiler bununla sınırlı değildir. Sürekli bas (basso continuo) ve müzikte kontrast da barok müziğin en belirgin özellikleridir. Sürekli bas ve kontrast, elbette Osmanlı mûsikîsinde yoktur. Barok, aşırı süslemeyle kendini belli eden saray sanatı olarak kabul edilir ve bu tarz, sadece müzikte değil mimarîde de kendini göstermiştir. Portekizce kökenli bir kelime olarak bilinir ve “eğri büğrü, kırık dökük inci tanesi” gibi bir anlama gelmektedir. İki zamane filozofunun, bir eser icrâ eden keman ikilisinin çalma biçimlerini eleştirip barok benzetmesi yapmalarından dolayı batı müziği tarihinde bu döneme “Barok dönem” adı verildiği yazılıdır ama barok dönemin adını bu uydurma hikâyeden aldığı doğru değildir. Barok, bir tarzın adıdır ve daha sonradan bu isimlendirme yapılmıştır.
Batı müziği tarihinde bu dönemleri ille de birer kompartıman gibi kesin hatlarla ayırmak ve adlandırmak da bazen gerçekçi olmayabilir. Çünkü öyle barok dönem eserleri vardır ki, klasik dönem ve hatta romantik dönem müziklerine benzerlik arzedebilir. Meselâ, üstelik erken barok dönem bestecileri olarak bilinen Thomasso Albinoni ve Antonio Vivaldi gibi İtalyan bestecilerin bazı eserleri böyledir. Albinoni''nin “Adagio”su ve Vivaldi''nin “Mevsimler” adlı eseri, pekâlâ birer romantik dönem eseri gibi de algılanabilir. Ama bu tür eserlere rağmen, barok dönem müziğinin genel karakteristiği, uzun temalı müzik cümlelerini ihtivâ ediyor olmasıdır.
Kendi müzik kültürümüzü tanımlarken, batılıların kullandığı terimleri kullanmayı sevmem, kullananları da eleştiririm ama, burada başka bir şeye işaret etmek istiyorum; uzun müzik cümleleri açısından baktığımızda Osmanlı klasik müziği olarak adlandırılan müziklerde de aynı şeyi görebiliriz. Bu belki, o dönemin hem Osmanlı ve hem de Avrupa müziğinde estirdiği bir kültür rüzgârının sonucudur ama, bir heceyi çok notayla ifade etmek, yani melizmatik, Osmanlı müziğinde de vardır. Itrî''nin, III. Selim''in eserlerinde bunu açık bir şekilde görebilmek mümkündür. Meselâ bir “âh” terennümünün çok sayıda notayla ifade edilmesi gibi. Eski Osmanlı müziğindeki bu söyleme veya ifade biçiminin, barok müziğin uzun temalı müzik cümlelerini andırdığını söyleyebiliriz. Ancak, Osmanlı müziğinde de bazı istisnâlar vardır. Hâfız Post''un “Gelse o şûh meclise” adlı rast makamındaki yürük semâisi, yine Itrî''ye ait olduğu söylenen “Tûtî-i mucize gûyem ne desem lâf değil” adlı segâh yürük semâisi, ilk akla gelen istisnâ eserlerdendir. Yürük zaten, adından da anlaşılacağı gibi hızlıca icrâ edilen eserlerdir. Yürük semai altı zamanlı bir usûl adıdır. Elbette Osmanlı mûsikîsinde şiirin de mûsikî dilini ve besteyi etkilediğini, şiirle mûsikî arasında ayrılmaz bir yakınlığın ve uyumun olduğunu, eserin gidişini aruz ölçüsüyle yazılmış şiirin belirlediğini de hatırlamak gerekmektedir.
*Bugün, mübarek kurban bayramının dördüncü günü. Bütün İslâm âleminin mübarek kurban bayramlarını tebrik ediyor, bayramların bütün Müslümanların birlik ve beraberliğine vesîle olmasını Allah'tan niyâz ediyorum.