Che, Deniz Gezmiş ve Erdoğan bir yana, Amerikan işbirlikçisi CHP ve Türk solu bir yana

04:002/10/2016, Pazar
G: 16/09/2019, Pazartesi
Yalçın Çetinkaya

Kübalı “gerçek devrimci” ve benim de gençliğimde idolüm olan Ernesto “Che” Guevara, kendini bayraklaştıran Türk solcularının bugün düştüğü hali ve yaşadıkları çelişkileri görebilseydi, herhalde öldürülmesine sebeb olan ihanet ve ikiyüzlülüğün Türk solunda ne kadar yaygın olduğunu da görür ve bu durumdan, haysiyetli bir devrimci olarak utanırdı. Che'yi uzun uzun anlatacak değilim, ama eski bir devrimci olarak o zamanlar Che'nin hayatımda ne kadar önemli olduğunu tekrar söylemek isterim. Şimdi bile, Amerika'ya ve uluslararası emperyalizme karşı dik duruşuyla ve bu dik duruşunu 11 Aralık 1964 yılında Birleşmiş Millletler'de yaptığı konuşmayla bütün dünyaya göstermiş bir lider olması ve daha başka devrimci özellikleri sebebiyle hayranlık duyduğum bir devrimci lider. Bizimkiler gibi “devirimci-işbirlikçi” değil, “devrimci” ! Amerika'nın kucağına oturup masum insanları öldüren ve kendilerini “gerilla” ilan eden kalleşlerden değil… gerçek bir “gerilla” !



1964 yılında BM'de yaptığı konuşmada “Che” Amerika'yı cesurca eleştirmiş, ABD'nin BM'den Küba'yı denetlemesi talebine kararlılıkla karşı durmuş, ABD'nin hâlâ yasadışı ve keyfî işler peşinde olduğunu ve ABD'nin bütün ülkelerin hava sahasını pervasızca işgal etiğini söylemiş, ABD donanmasının ülkesi üzerinde ve ülkesine ait sularda çevirdiği pislikleri anlatmıştır. “Che” bu konuşmasında emperyalizme karşı mücadele edeceklerini söylemiş ve ABD'yi istilacı olmakla suçlamıştır. Bugün farkeden nedir ? Hiçbr şey ! ABD aynı pervasızlığı ve istilacılığı sürdürmüyor mu ? BM'de istediği kararları çıkartmıyor mu?



Bu konuşmadan dört yıl sonra, 18 Temmuz 1968 günü Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Amerikan 6. Filosu'na ait askerleri İstanbul'da denize döker. İlginçtir, Deniz Gezmiş'in Amerikan askerlerine doğru yürüyüşünü Perinçek ve grubu Gümüşsuyu'nda barikat kurup engellemeye çalışmıştır. Gezmiş son savunmasında “Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeble Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdim. Bundan dolayı ölümden korkmuyorum, onu ancak işbirlikçiler düşünsün” der ve sonrasında idam edilir.



Che'den sonra BM'de bütün dünyaya ve özellikle emperyalist güçlere “Dünya beşten büyüktür” diyebilen lider Erdoğan'dır. Erdoğan bu konuşmasıyla çok önemli mesajlar vermiş, dünyada ezilen insanların, istilâ edilen ülke halklarının sesi olmuştur. Bu bakımdan yaptığı konuşma, bence “Che”nin yaptığı konuşmanın farklı değildir ve eğer Türk solu “Che”nin BM konuşmasını önemseyecek ve arkasında duracak kadar haysiyetliyse, Erdoğan'ın BM konuşmasını ilk destekleyen de Türk solu olmalıdır. Ama Türk solu, anti-emperyalist söylem içermesi bakımından “Che”nin konuşmasından pek farkı olmayan bu konuşmaya CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ağzından “Dünya liderlerine karşı mı konuşuyor, muhtarlara karşı mı konuşuyor ? Erdoğan konuşurken bir yurttaş olarak utandım” diye açıklama yapıyor. Eğer anti-emperyalist geçinen Türk solunu temsil ettiği iddia edilen CHP'nin genel başkanı bunları söylüyorsa, hem CHP hem de Türk solunun, Deniz Gezmiş'in ifadesiyle “Amerikan işbirlikçisi” olduğunu söyleyebiliriz. Ben bir Türk vatandaşı olarak Erdoğan'ın bu konuşmasından gurur duydum. Türk solu ve onun sözcüsü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu açıklaması, ezikliğin, siyasal olarak kişiliksizliğin, kendine güvensizliğin, korkaklığın ve batı karşısında korkmaya alıştırılmış olmanın sonuçlarının göstergesidir.



“Deniz Gezmiş'i bayraklaştıran Türk solu”nu temsil ettiği düşünülen başta CHP ve Türk solu, bu tavır ve söylemleriyle, Gezmiş'in ifadesiyle “Amerikan işbirlikçisi” olduğunu ortaya koymaktadır. Solcu ağzıyla konuşacak olursak Türk solu, anti-emperyalistlikten emperyalistlerin uşaklığına, yani “Amerikan işbirlikçiliği”ne doğru evrilmektedir. CHP ve Türk solunun bu halini görselerdi, başta partinin kurucusu Mustafa Kemal ve sonra anti-emperyalist ve anti-Amerikancı Deniz Gezmiş herhalde bu arkadaşların yüzüne tükürürdü. Türk solu ve CHP, Mustafa Kemal'e ve Deniz Gezmiş'e karşı da samimi değiller. Olsalardı, bugün Amerikan işbirlikçisi olmaz, emperyalist batı karşısında daha dik duruyor olurlardı. Tıpkı Deniz Gezmiş gibi… Türk solu ve CHP, bu emperyalist işbirlikçiliği tavrı ile kendini sorgulamalı… Türk halkına zorla giydirdiği şapkasını önüne koyup düşünmeli… Deniz Gezmiş'i ve idam edilen arkadaşlarını hatırlayıp bu insanlardan ve Mustafa Kemal'den özür dilemeli. Haysiyetli duruş bunu gerektirir !



Bugün Amerika, başta Suriye olmak üzere bölgedeki bütün kirli oyunların başını çekiyor ve müttefiki olduğu halde Türkiye'yi sırtından vurmaya çalışıyor hatta vuruyor da. CHP ve Türk solu ile birlikte DHKP-C, Kürt solu PKK, PYD gibi örgütler Amerika'nın ve emperyalistlerin bölgemizdeki kirli oyunlarının bir parçası, işbirlikçisi ve destekçileri konumundadırlar. CHP ve Türk solunun tutarsızlıklarını ve Amerika, Almanya, İngiltere gibi emperyalistlerle işbirlikçiliğini görüp anlamak, kafası biraz çalışan, olan biteni biraz anlayabilen herkes için mümkün.



Anti-emperyalist duruş, cesaret, söylem ve eleştirileri ile “Che”, Deniz Gezmiş ve Erdoğan bir yana… “Che” ve Gezmiş'e rağmen Amerika ve emperyalist güçlerin işbirlikçisi ve uşağı haline gelen CHP, Kemal Kılıçdaroğlu ve Türk solu bir yana.



Dünya böyle. Demek ki samimi anti-emperyalist duruş, “Che”, Deniz Gezmiş ve Receb Tayyib Erdoğan'ı aynı çizgide buluşturabiliyor.


#Türk solcuları
#Che
#Deniz Gezmiş
#Küba