Hz. Dâvud’un dağlar ve kuşlardan oluşan korosu

04:008/11/2015, Pazar
G: 13/09/2019, Cuma
Yalçın Çetinkaya

Kur'ân-ı Kerîm'in Sa'd Sûresi onsekizinci ve Sebe' Sûresi onuncu âyetlerinde, hasbelkader mûsikî ile ilgilenen biri olarak, dikkatimi çeken bazı ifâdeler olmuştur. Bu âyetler mealen; “Biz dağları ve kuşları Dâvud'un emrine verdik. Onlar Dâvud'a tâbî olarak/ Dâvud'un önderliğinde sabah akşam (âhengli bir şekilde) Allah'ı zikr/tesbîh ederlerdi” buyurulmaktadır. Her şeyin en doğrusunu, en iyisini hiç şüphe yok ki sadece Allah (Celle Celâluhu) bilmektedir ve benim bu ayet hakkında yorum yapabilecek

Kur'ân-ı Kerîm'in Sa'd Sûresi onsekizinci ve Sebe' Sûresi onuncu âyetlerinde, hasbelkader mûsikî ile ilgilenen biri olarak, dikkatimi çeken bazı ifâdeler olmuştur. Bu âyetler mealen; “Biz dağları ve kuşları Dâvud'un emrine verdik. Onlar Dâvud'a tâbî olarak/ Dâvud'un önderliğinde sabah akşam (âhengli bir şekilde) Allah'ı zikr/tesbîh ederlerdi” buyurulmaktadır. Her şeyin en doğrusunu, en iyisini hiç şüphe yok ki sadece Allah (Celle Celâluhu) bilmektedir ve benim bu ayet hakkında yorum yapabilecek bilgim yoktur ancak bu büyük topluluğun âhengsiz bir şekilde zikr etmeleri mümkün değildir, hem yakışık almaz ve hem de müthiş bir kakofoni (ses uyumsuzluğu, çirkinliği, gürültü) ortaya çıkar. Mûsikî ile ilgili biri olarak bu âyet-i kerimeden âheng ilmi olarak da bilinen mûsikîye dâir bâzı ipuçları elde etmenin mümkün olabileceğine dâir veriler de vardır diye düşünmekteyim.

Her şeyden önce, âyette üç farklı tabiatta ve özelliklerde yaratılmış üç türden bahsediliyor. Bunlar eşref-i mahlûkât olarak insan, yani nebî sıfatıyla Dâvud (aleyhisselâm), hayvanattan bir tür olarak kuş ve üçüncü olarak ise dağlar. İnsan konuşabilmektedir. Kuşlar da ötebilmektedir. Yani bu iki tür, ses çıkarabilen canlılardır. Dağlar da elbette kendi lisanları ile Allah'ı zikr ve tesbih etmektedirler ama onların zikr ve tesbih seslerini, sınırlı işitme kabiliyeti verilmiş insan kulağının işitmesi mümkün değildir. Bu varlıkların seslerini işitebilmek, lisanlarına vâkıf olmak kabiliyeti de sadece peygamberlere bahşedilmiş bir ayrıcalık veya üstünlüktür. Nitekim Allah (celle celâluhu) bazı âyetlerde Hz.Süleyman ve Hz.Davud'a (aleyhisselâm) bu kabiliyetleri bahşettiğini beyân buyurmaktadır.

Sa'd ve Sebe' sûrelerindeki âyetlerde beyan buyurulduğu üzere farklı lisanlara sahib insan, dağ ve kuşların biraraya gelip topluca Allah'ı (celle celâluhu) zikretmeleri hususunda -nâçizâne- biraz durup düşünmemi sağlayan ifade, mûsikî ile ilgilenenlerin ve hatta mûsikî ilminde râsih olan kimselerin de dikkatini çekecektir. Bu üç farklı özellik ve tabiatlarda yaratılmış canlı türünün biraraya gelerek Hz. Dâvud (aleyhisselâm) yönetiminde hep birlikte ve âhengli bir şekilde Allah'ı (celle celâluhu) zikr ve tesbih etmeleri yüksek sesle gerçekleşmiştir. Eğer her canlı türü bu zikr veya teşbihi içlerinden, sessizce yapsalardı, o zaman Hz. Dâvud'un yönetimine pek gerek kalmazdı. Öyle anlaşılıyor ki Hz. Dâvud, bu farklı ses grupları arasında âhengi sağlamış. Bazı müfessirler dağların, Hz. Dâvud'un (aleyhisselâm) sesini yankılattığı şeklinde tefsir yapmaktadırlar ama yankıma, seslendikten sonra ve o sese karşılık olarak gerçekleşir. Halbuki âyette “hep birlikte” ifadesi vardır… yani aynı anda.. ve Hz. Dâvud'un yönetiminde. Benim anladığım kadarıyla bu üç farklı yaratılmış tür biraraya gelmiş, Hz. Davud'un bir işaretiyle, sabah akşam düzenli olarak, hep birlikte ve daha da dikkat çekici olanı, âhengli bir şekilde Allah'ı (celle celâluhu) zikr ve tesbih etmişlerdir. Zaten bu toplu tesbih ve zikrin içine âheng girince işin mâhiyeti değişmektedir. Yani Hz. Davud, dağlar ve kuşlar; disiplinsiz, dağınık, birbirinden kopuk, kendilerine göre bağırıp çağırarak zikr ve tesbih etmemişlerdir, aralarında bir âheng vardır ve bütün çıkan sesler Hz. Dâvud'un âdeta bir koro şefi gibi dağlar ve kuşlardan oluşan müthiş ses varlığını yönetmesi netîcesinde çıkmış seslerdir. Bir önemli husus da şudur: Meselâ Himalaya Dağları ve Everest, en pest sesleri, bir arı kuşundan büyüğüne doğru bütün kuşlar da en tizden peste doğru bütün sesleri çıkarabiliyor olsunlar (ki bu pek de akla aykırı bir şey değil, seslerin tizlik ve pestliklerini bu canlıların fiziki özellikleri ile doğru orantılı kabul edersek), ortaya en pestinden en tizine müthiş bir ses cevheri çıkıyor ve Hz. Dâvud da (aleyhisselâm) bu ses cevherini tıpkı bir koro şefi gibi yönetiyor demektir. Eğer yönetiyor olmasaydı, yani dağlar ve kuşlar Hz. Dâvud'un emrine verilmemiş ve bu zikr/tesbih ânında onun yönetimiyle zikr ediyor olmasalardı ortaya muazzam bir gürültü ve kakofoni çıkardı ki bu şekilde Allah'ı zikr ve tesbih, çirkin olurdu. Zaten buna da zikr/tesbih denmez.

Anlaşılan Hz. Dâvud'un (aleyhisselâm) dağlar ve kuşlar arasında sağladığı müthiş bir âheng vardı. Bu uyum veya âheng, bizi mûsikî ilm ve sanatıyla ilgi kurmaya götürecektir. Ben dağlar ve kuşların, Hz. Dâvud'un (aleyhisselâm) yönetiminde ve (âdeta) şefliğinde, birbiriyle âhengli sesler çıkarıp Allah'ı hep birlikte zikr/tesbîh eden muazzam bir koro meydana getirdiklerini düşünüyorum. Ayrıca âhengli ses çıkarabilmek ve ortaya çıkan âhenge iştirâk edebilmek için, o topluluğun içinde yer alıp zikr eden diğer canlıların seslerini de işitiyor olmak gerekmektedir.

Bildiğimiz kadarıyla Hz. Dâvud (aleyhisselâm) kendisine mûsikî ilmi ve kabiliyeti bahşedilmiş bir peygamber idi. “Dâvûdî ses” ile kasdedilen, Hz. Dâvud'un sesidir. Dağlar ve kuşları Allah'ın izniyle biraraya getirip onların âhengli bir şekilde Allah'ı zikr ve tesbîh etmelerini sağlamak, Hz. Dâvud gibi mûsikî ilm ve sanatı ile mücehhez bir peygambere çok uymaktadır.

Allah (celle celâluhu) en iyi ve en doğrusunu bilir.
#Hz. Dâvud
#mûsikî ilmi
#zikr ve tesbîh