Yazarlar Değişen Dünyada Sağlık Sunmak Amerikalı doktorlar Türkiyede

“Değişen Dünyada Sağlık Sunmak” Amerikalı doktorlar Türkiye’de

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da düzenlenen bana göre çok önemli, üzerinde durulmayı fazlasıyla hak eden bir Tıp Sempozyumu’na katıldım. ABD’de faaliyet gösteren Ulusal Arap-Amerikan Tıp Derneği (NAAMA) yıllık toplantısını bu yıl İstanbul’da 5 gün süren bir sempozyum ile düzenlemeyi tercih etmiş.

Dernek, 1975 yılında kurulmuş, tüm Arap Amerikalı sağlık profesyonellerinin sesi olarak hareket eden ve mesleki ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan profesyonel bir kuruluş. Amerika’daki bütün resmi sağlık derneklerinin ayrılmaz bir üyesi olan dernek, üyelerinin ikamet ettiği veya geldikleri toplulukların sağlık ve esenliğini iyileştiren faaliyetlerde bulunuyor.

Amerika’dan herbiri farklı uzmanlık alanlarından üniversite hocası veya hastanelerde çalışan yüze yakın tabibin katıldığı sempozyumda beş gün boyunca uzmanlar tıbbın güncel konuları, gelişmeleri ve tıp mesleğinin sorunları üzerine çok sayıda tebliğ sunup tartışma imkânı buldu.

Disiplinler arası bilgi paylaşımı ve işbirliği için son teknoloji fırsatlar sağlama geleneğine ayak uydurarak, bu yıl sempozyum için seçilen bilimsel tema “Değişen Dünyada Sağlık Sunmak” olmuş. Bu da COVID-19 salgını sırasında sağlık ve sağlık hizmeti sunumunun değişen ortamı için uygun bir konu olarak görülmüş.

Tabii sempozyum İstanbul’da olunca Türkiye’nin sağlık alanında ulaşmış olduğu seviye, sağlam altyapısı dolayısıyla uluslararası tıp hizmeti sunumu için taşıdığı potansiyeller de sık sık gündeme geldi. Bu noktada özellikle Covid19 salgını esnasında Türkiye’nin sağlık sisteminin bütün dünyanın dikkatini çekmiş olduğu bütün katılımcıların takdir edip kabul ettiği bir konu oldu.

Daha önce bu köşede, Türkiye sağlık sisteminde çalışmak isteyen, üstelik ABD’den, Avrupa’dan ciddi bir talebin varlığından birkaç kez bahsetmiştim. Bunu söyledim diye sosyal medyada aldığım tepkilerin büyük bir kısmına da, doğrusu hak vermiştim, onları asla gözardı da etmediğimi sonradan ifade etmeye çalışmıştım.

Bu konuda Türkiye’nin sağlık alanındaki herhangi bir avantajından bahsederken vicdanen kesinlikle gözardı etmememiz gereken gerçek, Türkiye’deki sağlık sisteminin büyük ölçüde sağlık çalışanlarının fedakarlığına dayandığıydı.

Son 20 yıl içinde Türkiye’de kesinlikle bir tür sağlık devrimi yaşanmıştır. Ancak bu devrim büyük ölçüde hasta-vatandaş memnuniyetini hedeflerken sağlık çalışanlarını yeterince ödüllendirmeyen, hatta başka mesleklere nazaran mağdur da eden bir yapı olduğunu kabul etmek gerekiyor.

İnsafla değerlendirildiğinde bana göre sağlık emekçiliği diğer emekler arasında en zahmetlisi, en meşakkatlisi buna rağmen en az ödüllendirilenidir. Bu konuda daha önce de dediğim gibi mutlaka bir külfet, ücret dengesinin daha adil bir şekilde, biraz da sağlık çalışanları lehine kurulması gerekiyor. Bu dengesizliğin birçok hekim için yurtdışında çalışma imkanlarını aramaya sevk ediyor olması üzücü bir durumdur, ama bu arayış içine girenleri toptan kınamadan önce onlara adil bir karşılık vermek çok daha öncelikli.

Bununla birlikte Türkiye’yi herşeye rağmen çalışmak için daha cazip gören ve Türkiye’de çalışmaya rağbet eden bir kesim olduğunu söylediğimde de bunu abartılı hatta hayali bulanlar da herşeye sadece kendi yaşadıklarından veya hissettiklerinden bakmış oluyorlar. Oysa aynı anda çok farklı tecrübeler olabilir ve hepsini bir arada bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor.

Sempozyumdan sonra, Haliç Kongre Merkezi’nde Medilife Hastanesinin düzenlediği ve yine Amerikalı doktorların katılımı ve desteğiyle kurulmak istenen bir Sağlık Üniversitesi’nin lansman yemeğinde bir araya geldiğimiz dernek üyesi doktorların çoğuna Türkiye’de ne bulduklarını veya ne umduklarını sorma fırsatı buldum. Hepsi de Türkiye’yi herşeyden önce önemli ve model bir İslam ülkesi olarak gördüklerini ve sağlık alanındaki altyapısını ve hizmet performansını yakından ve takdirle izlediklerini söylediler. Bir İslam ülkesi olarak Türkiye’nin böyle bir kaliteyi ortaya koyabilmiş olmasından gurur duyduklarını ve buna katkıda bulunabilmekten mutluluk duyacaklarını ifade ettiler.

Onlara göre Türkiye’yi avantajlı kılan özellikle son zamanlarda oluşturmuş olduğu olağanüstü güçlü sağlık altyapısı ve bunun bütün dünyada artık tanınmış-bilinmiş olması. Türkiye bu açıdan çok ciddi bir sağlık turizmi merkezi haline gelmiş bulunuyor. Bunu görüyorlar giderek daha da güçlenen bu yönüne bir yerinden katılmak istiyorlar. Ama dernek üyelerinin tamamına yakını Müslüman ve Amerika’da çok iyi kazandıkları halde aileleriyle Türkiye’yi Batı’dan kopmadan hayatlarını daha kolay ve ailelerini İslami değerlerini aktararak sürdürebilecekleri bir yer olarak görüyorlar.

Dernek Ulusal Başkanı Dr. Imad Sabbagh konuşmasında İstanbul’un değişen dünyada sağlık hizmeti sunma arayışlarında çok önemli ilhamlar verdiğini ve fırsatlar sunduğunu söylerken Türkiye’nin sağlık alanındaki politikalarını ve pratiklerini yakından takip ettiğini de sözlerine ekledi.

Derneğin önceki başkanı Dr. Imad Sbeeb ile diğer konuşmacıların da sözlerine yansıyan Türkiye’de sağlık alanında gördükleri, kendi ülkeleriyle başka ülkelerde toplamda gördükleri arasında bir karşılaştırma yapmalarına da imkan veren bir manzara.

Bizim içerden gördüğümüz de elbet bütün bu olumlu tabloyla birlikte sağlık çalışanlarının durumunun acilen iyileştirilme ihtiyacı.

Bu konu üzerinde biraz daha durulduğunda açıkça görünen şu ki, Türkiye sağlık alanında daha kalıcı ve çok daha verimli bir dünya merkezi olma yolunda.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.