Türkiye’de kime Ankara’ nın yerine neresinin başkent olabileceğine dair düşüncelerini sorsanız genellikle İstanbul, Bursa , İzmir, Kayseri gibi bilindik şehirlerin adları cevap olarak işitilir. Türkiye için ironik bir durum. Çünkü Cumhuriyet kurulurken başkent kararıyla yenilikçi bir girişimde bulunulmuş bir ülke burası. Başkent olarak varlığı çok dikkat çekmeyen küçük bir şehir seçilmiş ve adeta bugünkü anladığımız şekliyle var olmayan bir şehir inşa edilmiş. Teorik olarak Ankara kurtuluş ve kuruluş
Türkiye’de kime
nın yerine neresinin başkent olabileceğine dair düşüncelerini sorsanız genellikle İstanbul,
, İzmir,
gibi bilindik şehirlerin adları cevap olarak işitilir. Türkiye için ironik bir durum. Çünkü Cumhuriyet kurulurken başkent kararıyla yenilikçi bir girişimde bulunulmuş bir ülke burası. Başkent olarak varlığı çok dikkat çekmeyen küçük bir şehir seçilmiş ve adeta bugünkü anladığımız şekliyle var olmayan bir şehir inşa edilmiş.
Teorik olarak Ankara kurtuluş ve kuruluş mücadelesinin merkezi olduğu için başkentliği hak etmiştir. Fakat konu ile ilgili anekdotlarda Ankara’nın başkent seçilmesinin tüm teorik gerekçelerini geride bırakan
bir ileri görüşlülüğü
kendisi beyan eder. Gerçekten bugün birçok başkent, daha önce büyük yerleşimlerin olmadığı yepyeni yerlere taşınıyor. Fevkalade bir öngörü.
İslam tarihinde
Yesrib’in Mekke yerine medine yapılmasının
yüzyıllar sonraki yeniden yorumu olarak da mesele ele alınabilir. Bu zaviyeden
Gazi Meclis bir sünneti icra etmiş
sayılır.
Bugün
’le benzer okumayı yapanların sayısı artıyor. Mesela
,
,
başkentlerini yeni inşa ettikleri şehirlere taşıyor. Daha önce
Suudi Arabistan (Riyad), Brezilya (Brasil)
ve
Avusturalya’nın (Canberra)
yaptığı gibi.
Saydığım başkentlerin taşınma gerekçeleri genellikle kapasiteyi artık kaldıramamalarından kaynaklanıyor. Güvenlik, toplumun farklı kesimlerine eşit mesafede olmak, su sorunu, konut sorunu, kirlilik başat gerekçeler olarak sayılıyor.
Fakat herkes bilir ki başkentin bulunduğu çevrede gelir durumu da değişir. Başkent seçimi yapılırken bu durum göz ardı edilmez.
Mevcut durumda Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı ofisleri merkez Ankara olmak üzere İstanbul’a da dağılmış durumda.
İstanbul’un ekonomik büyüklüğü içinde elbette bu ofislerin etkisi hissedilmez. İstanbul Türkiye’deki üretimin %40’ına yakınını gerçekleştiriyor. Toplam verginin %40’ı da İstanbul’dan sağlanıyor. Bu kadim kent Suudi Arabistan’ın toplam nüfusunun yarısı kadar insana ev sahipliği yapıyor. Sonuçta İstanbul 193 BM üyesi ülkenin 150’sinden fazlasından daha hacimli, çoğu AB üyesi ülkeden çok daha büyük bir ekonomi, gayrısafi yurtiçi hasıla bakımından İran’la (350 milyar USD civarı) neredeyse aynı seviyede.
İstanbul’un bu durumu, Türkiye’nin doğusuyla batısı arasında da bir gelir uçurumuna neden oluyor. İstanbul’un çevresi gelişirken doğuda istenen ilerleme sağlanamıyor. En azından Ankara’nın başkent olması sayesinde bir miktar gelir
’nun içlerine akabilmiş durumda.
Doğu’daki temel ekonomik sorun elbette ki terördü. Türkiye’nin temel ekonomik sorunu da terör zaten. Ama madem Türkiye artık içeride terörü temizlemeye yakın coğrafyanın bütününde gelir dağılımını homojenleştirmenin zihni zorlayan yollarını düşünmek zorunda.
Alternatif limanlar, demiryolları, altyapı çalışmaları bu anlamda çok belirleyici olacak. Ama farklı fikirleri de tartışmaya açmakta yarar var.
Türkiye’nin bu tür konuları
bağlama çekmesi gerekiyor.
’nin kutlama törenlerinde
’taki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yeniden eleştirel biçimde gündeme geldiğinden bu konuyu tartışmak istedim.
Konuyu başkent özelinde tartışmamın ekonomik ve stratejik olması dışında başka bir anlamı yok. Türkiye’nin fay hatlarını harekete geçirmek, Ankara’nın başkentliğinin değiştirilmesi gibi gereksiz gündem açmak için falan tartışmaya girmiyorum. Bilakis Türkiye’nin, Türkiye olmasının sırlarından ve argümanlarından birisini yeniden
olarak kullanmasının zemininin Ahlat’ta oluşabileceğini gördüğüm için meseleyi ele alıyorum.
Ahlat, Türklerin Anadolu kapısı. Bir karargâh, ilim ve sanat yuvası.
ve
ile beraber
yurdu. Ahlat, tarihi önemi yanında Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundaki görece az gelişmiş şehirlerinin ortasında mükemmel bir konuma sahip.
Bitlis, Bingöl, Muş, Van, Ağrı, Batman,
Şırnak gibi şehirlere 100 ila 200 kilometre uzaklıkta. Fırat’ın doğu kolu ve besleyicisi
’ne yakın. Güneyinden Botan Çayı geçiyor. Su kaynakları bakımından küçük düşünülürse zor bir coğrafyada değil. Ankara’da olmasa da Ahlat’ta deniz (
) var.
Yani diyorum ki Ahlat’ta
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi
yanında Bakanlık ofisleri ve diğer kamusal yapıların ofisleri kurularak stratejik bir Ankara minyatürü oluşturulabilir. Hem
derinlik kurarak bölgenin kalkınmasına fayda sağlar, hem güvenlik bakımından Türkiye’nin alt stratejiler oluşturmasında rol oynar.
Hatta jeoekonomik olarak çok stratejik gözüken ve tartıştığım bağlamla aynı faydaya tekabül eden
yılda 100
projesi kapsamında Ahlat da değerlendirilebilir.
Türkiye’nin bu düşüncelerden beri olarak Ahlat’ta bir külliye inşa ettiğini yahut 100 il projesini gündeme aldığını sanmıyorum. Bir devlet aklı olduğu anlaşılıyor. Belki depremin ekonomik etkileri ve maliyet yönlü eleştiriler nedeniyle kendisini rahat hissetmediğinden düşüncelerini açık etmiyordur. Fakat büyük stratejiler sancılı zamanlarda gündeme gelir ve başarılı olursa büyük kazanımları olur. Yeterince stratejik düşünülürse başarısız olması da beklenmez.
Yani deprem sonrası (
ve belki başka bir deprem öncesi
) toparlanmanın bir bölümü Ahlat’tan ve 100 il projesinden geçiyor olabilir. Türkiye bu projeler üzerinde büyümesini desteklerken coğrafyasının avantajlarından yararlandığı gibi gene coğrafyasındaki gelir adaletini iyileştirebilir. Tek şartla; bunları
içtimai, iktisadi ve mimari dâhil kapitalist rekabetçi şehirler olarak değil, dayanışan merkezler olarak görmek kaydıyla.
#Aktüel
#Tarih
#Coğrafya
#Ekonomi
#Yusuf Dinç
#jeoekonomi