
Türkiye''nin en temel, en ayartıcı sorunu nedir? Bence, sığlık ve simülatifleşme / sanallaşma''dır. Arabesk''le eurobesk arasında salınıp duruyoruz ya, o yüzden!
Sığlaşma ve sanallaşma; entelektüel hayatta, eşyayı, olguları, gerçekleri olduğundan başka türlü görmemize ve tarif etmeye kalkışmamıza yol açıyor: ekonomik hayatta, hazıra konmaya, kısa zamanda köşeyi dönmeye teşne kişiliksiz kişiler hâline getiriyor bizi: siyasî hayatta, ne yapıp edip vaziyeti kurtarmaya, kısa yoldan işini halletmeye hazır silik, "sülük" ve "asalak" kişilere dönüştürüyor hepimizi: kültür ve sanat hayatında ise, başkalarının yüzyılların çilesi, arayışı, çabası ve mücadelesi sonrasında geliştirdiği akımları, yönelişleri, buluşları kolaylıkla taklit etmeyi, aparmayı, çarpıtmayı marifet sanan sahte, marazî, "artiz" tiplerin "adam" diye ortalıkta gezinmesine yol açıyor.
Modernliğin; insanın başta kendisiyle, sonra da Tanrı''yla, Tabiat''la ilişkilerini kopardığını, bizzat modernlik teorisyenlerinin, örneğin Weber''in, insanı, "demir bir kafes"e tıktığını, bunun da "özgürlük kaybı" ve "anlam krizi" gibi iki esaslı varoluşsal sorun ürettiğini söylediklerini gözardı ederek, modernite projesinin bittiği, hiçbir şeyi açıklayamaz hâle geldiği bir ortamda modernliğe methiyeler diziyoruz.
Protestanlaşmanın, reformasyonun sadece Hıristiyanlığın değil, hakikatin bizatihî kendisinin otantik temellerini temelden sarstığı, tarumâr ettiği gün gibi âşikârken, Protestanlaşmayı dinin temellerine dönüş olarak görebiliyor ve bunu çok rahat "satabiliyoruz".
Liberalleşmenin, insanın, niteliksel olarak özgürleşmesini imkânsızlaştırdığını, araçlara (bilime, teknolojiye, içgüdülerine) hâkim olmasını sağlayarak bir özgürlük yanılsaması ürettiğini, özgürlük ve özgürleşme kavramlarını içeriksizleştirdiğini ve anlamsızlaştırdığını bilmeden, şu ân "en iyi giden", kişiye yanılsatıcı korunaklı alanlar sunan şey, liberalizm olduğu için, hepimiz liberallik türküleri söylüyoruz kendimizden geçercesine…
Böylesine savruk, sarsak ve kaypak bir zeminde, "iyi" ile "kötü", "sahici" ile "sahte" kolaylıkla birbirine karışabildiği, yer değiştirebildiği için sürgit patinaj yapmaktan başka bir şey yapamadığımızı göremiyoruz bile!
***
Yayıncılık alandan örnek vereyim: Bu ülkede Metis, Küre / Klasik, İz, İnsan, Dergâh, Ayrıntı gibi yayınevleri var: Bu yayınevleri, Türkiye şartlarında, Türkiye''nin gelecek 20 yılını, 30 yılını hazırlayan öncü, önaçıcı bir yayıncılık faaliyeti yapıyorlar. Ama Türkiye''deki entelektüel çevrelerde bile bu yayınevlerinin bir karşılığı yok.
Oysa -tek bir örnek üzerinden gitmek gerekirse- Gallimard deyince akan sular durur Fransa''da. Neden, peki? Çünkü Galimard, Galimard''dan fazla ve öte bir şeydir: Galimard, Le Monde demektir; Godard demektir; Althusser demektir, Sartre demektir, Deleuze demektir. Sözün özü, Galimard, Fransa demektir…
Çünkü Fransa''yı Fransa yapan düşünce hayatının, sinema hayatının, şiir, müzik, resim hayatının, velhasıl her anlamlı, derinlikli ve dayanıklı şeyin adresi, ifade edicisi ve ifadesidir Gallimard: Tıpkı Le Monde gibi… Tıpkı Godard gibi… Tıpkı sağcı bir devlet başkanı de Gaul''ün, "solcu" Sartre için söylediği "Sartre, Fransa demektir" sözünde enfes bir şekilde ifade edildiği gibi.
Gallimard örneğini Fransa dışına taşırarak tartışmayı sürdürüyorum: Galimard, aynı zamanda Shakespeare demektir; Mark Twain demektir; Umberto Eco demektir; Thomas Aquinas demektir; Nietzsche demektir… vesaire… Çünkü bir Fransız entelektüeli, Batı uygarlığının kurucu düşünürlerini, sanatçılarını, yazarlarını kendi ülkesininki kadar bilir; içselleştirmiştir; özümsemiştir: Hangi dünyanın nasıl bir çocuğu olduğunun bilincindedir.
***
Ama Türkiye''de bir Türk entelektüeli, sinemacısı, ressamı, şairi, müzisyeni, Davud-u Kayserî''yi, Molla Sadra''yı, Levnî''yi, Merâğî''yi, Hafız''ı, Birûnî''yi, Taşkörülüzâde''yi, Kemalpaşazâde''yi, İbn Arabî''yi, Ferîdüddîn-i Attar''ı neden bilemez değil, "telaffuz" bile edemez?
Dayanaksız olduğu için, elbette: O yüzden sığdır, sanaldır, "asalak"tır; "gönüllü acenta"lık yapar; dolayısıyla kendisi de, yapıp ettikleri de dayanıksızdır: Dünyaya taze bir nefes ve ruh üfleyemez hiçbir zaman.
Dayanaksız olduğu için bedeli ödenmiş; bedeli ödendiği için de hak edilmiş derûnî bir kimliğe, uçsuz bucaksız bir dünyaya, asil bir medeniyete sahip değildir; o yüzden, insanı sarsacak ve geleceğe kalacak esaslı ve asil şeyler söyleyemez: Savrulur durur: Rüzgâr nereye doğru eserse oraya vurur!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.