Yazarlar Rüya gibi bir başlangıçtı, tarihin aktığını hissettim önümüzde/n

Rüya gibi bir başlangıçtı, tarihin aktığını hissettim önümüzde/n...

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı

Tarihin yapıldığı anlar vardır. İlk gençlik yıllarımda zihnimi meşgul eden en sarsıcı sorulardan biri, “tarihi yapan şey nedir? İnsanteki tarihi nasıl yapar? Ve tarihin yapılışına nasıl şahitlik eder?” sorusuydu.

RÜYA GİBİ BİR GÜNDÜ!

Kimler yapar’dı tarihi? Kimler yatar’dı anlayamaz’dı, kaçırır’dı tarihi?

Adım adım, sayha sayha tarihin önünüzde canlı bir varlık gibi aktığını hissettiniz mi hiç?

Ben hissettim... Hem de bir kaç defa...

Ama bu kadarını, bu denli arı-duru akıp gidenini, müştereken gerçekleştirdiğimiz bir yürüyüşün tadını, lezzetini, geleceği getiren kokusunu, rayihasını hücrelerime kadar bu kadar ilk defa hissettim Cumartesi günü.

Cumartesi günü, Cuma günkü yazımda, küçük bir kıvılcım olarak nitelediğim Medeniyet Tasavvuru Okulu’nun açılışını yaptık.

İlk ders günümüzdü.

Ne gündü ama!

Ne kadar leziz, ne kadar nefis bir gündü!

TARİHİ SÜRÜKLEYEN BİZ DEĞİLİZ!

Müslüman olma coşkusu’ndan bahsediyorum kaç zamandır. Pek bir şey anlaşılmadığını hissettiğim zamanlar oluyor ve üzülüyorum o zaman.

Bunu anlatabilmeliyim bu ülkenin insanına, diye ahdediyorum her seferinde kendi kendime.

Bir Batılının yaşama coşkusunu gördüm ben... Bir Paris kafesinde, bir Londra caddesinde, bir Viyana üniversite kampüsünde.

Kendini yaşama, kendi tarihini yapma, kendi kişisel tarihini, akıp giden ülkenin tarihine katma coşkusunu...

Neden Batı’da kendini, kendi dünyasını yaşama coşkusu var da, bizde yok peki?

Nedeni şu: Onlar var, biz yokuz. Batı uygarlığı -her şeye rağmen- yaşıyor ve tarihi Batı uygarlığı yapıyor; bizse bakıyoruz sadece, onların yaptığı tarihin önünde sürükleniyoruz...

Tarihi sürükleyen biz değiliz çünkü.

Değiliz; çünkü tarihin dışındayız; tarihi biz yapmıyoruz, bizim çağrımızın kurduğu bir çağda yaşamıyoruz; başkalarının çağrılarının kurduğu bir ağ’da yuvarlanıyoruz sadece oraya buraya... Rüzgâr nereden eserse oraya...

BİTMEYECEK BİR YOLCULUK...

İşte Cumartesi, rüzgârın, tarihin akış yönünün değiştirildiğine, bunu bu ülkenin çocukları olarak bizzat bizim yapabildiğimize tanık oldum.

Büyük laf etmek istemiyorum. Ama olanı da görüyorum, yapışımızı, yaptığımızı, tarihi önümüze katıp akıttığımızı görüyorum...

Nihayet!

Şükürler olsun Rabbime.

Biz O’na yürüyoruz... O’na yürüdüğümüzün şuuruna erdikçe şiarlarımızın bizi hakikat şiirine gebe bırakacağının bilinciyle nefeslerimizi alıp veriyoruz.

Tarihi duyduk, duyumsadık. Çünkü tarihi yaşadık. Yaşadık çünkü tarihi yaşatacak küçük de olsa bir kıvılcım çaktık, tarihi yapacak tohumlar ektik, surda bir gedik açıldı hamdolsun.

Rüya gibi bir başlangıç yaptık Cumartesi günü. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nin Altunizade Kampüsü’nde rektörümüz Mehmet Bulut Hoca’nın dolu dolu açılış dersiyle Medeniyet Tasavvuru Okulu’nu açtık.

Saat 11.00’den akşam 7.00’ye kadar tam 8 saat soluksuz sürdü ilk günkü derslerimiz. Kimse bitmesin istedi. Son derste, saat akşam 7.00’ye yaklaşırken, “yorulduk arkadaşlar, bitirelim de gidelim” dedim; “hayır hocam, bitmesin” dedi arkadaşlar.

Arkadaşlarla teker teker mülakat yaparken, “yoracağım, perişan edeceğim, hazır mısınız?” demiştim her birine.

İstisnasız herkesin, büyük bir heyecanla “hazırız” dediğini gördüm.

Mülakatlarda bana yardımcı olan Rumeysa Peker kardeşimin gözleri ışımıştı, “bu güzel olacak, hocam” demişti.

MTO, dörtte biri doktora, dörtte biri master, yarısı parlak, dertli öğrencilerden oluşturuldu.

Üç yıllık bir program bu ama üç yılda bitmeyecek, devam edecek, ilimde, fikirde, sanatta ön açacak isimlerin, ülkemizin, coğrafyamızın makus talihini yenmesini sağlayacak parlak âlim, düşünür ve sanat erbabının yetişeceği, keşfedilmemiş kıtaları keşfe koyulacak zorlu, uzun ve leziz bir yolculuk bu.

İnsanlar sağlam Arapça ve İngilizce öğrenecekler. İhtisas alanlarına kayınca Farsça, Latince, Grekçe, İbranice ... öğrenecekler.

Bir tür bir Enderun tohumu ekiyoruz. Yeni Gazali’leri, Sinan’ları, Itrî’leri yeşertecek bir tohum. Çok iyi yetişecek fedakâr, vefakâr ve cefakâr bir öncü neslin yeşertilmesi çabası bu.

Burası yoz ve sığ üniversiteyi çökertecek, bize yeni bir maarif modeli sunacak bir “medrese”. Efendimiz’in (sav) Ehl-i Suffa’sında örneklenen bir medrese (yuallimühüm-ilim) ve tekke (yüzekkîhim-irfan) sütunları üzerinde yükselecek ilim yolculuğuyla bilme şevki, irfan yolculuğuyla bulma coşkusu, hikmet yolculuğuyla olma aşkı ile yola koyulan bir medeniyet ve tasavvuru yolculuğu.

Allah (cc) utandırmasın. Dualarınızı bekleriz.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.