Ümmü Seleme (r.anhâ) şöyle demiştir: "Resûlullah (sav) (vefat eden) Ebû Seleme'nin başına geldi. O sırada gözleri açıktı. Gözünü kapattı ve:
'Ruh çıkınca göz onu takib eder' buyurdu. Âilesinden bazıları feryad ettiler. Resûlullah (sav):
'Kendinize hayır duâdan başkasını etmeyin. Zira siz ne derseniz melekler ona âmin derler' dedi. Sonra şöyle buyurdu:
Yâ İlâhî!
Ebu Seleme'ye mağfiret eyle. Hidâyet edilenler arasında derecesini yükselt ve geride kalanlarına sen vekil ol. Ey âlemlerin Rabbi! Bizi ve onu affeyle, onun kabrini genişlet ve kabrini nûrlandır!"
*
Resûlullah (sav) bu duânın baş tarafında Ebû Seleme (ra)'ın ismini zikretmiştir. Aynı duâ, vefat edenin gözleri kapatıldıktan sonra baş tarafı
"Yâ İlâhî! Ona mağfiret eyle!" şeklinde okunur.
Ölü yıkanıp kefenlenirken Allahü Teâlâ'yı çokça zikretmek ve ölüye duâ etmek müstehabdır.
Şöyle duâ edilebilir:
"Yâ İlâhî!
Bu senin kulundur, kulunun çocuğudur. O, senden başka ilâh olmayıp sadece senin ilâh olduğuna, Muhammed (sav)'in senin kulun ve elçin olduğuna şehâdet ederdi. Sen onu bizden daha iyi bilirsin.
Yâ İlâhî! Eğer o iyi ameller sahibi biri ise ona yapacağın ihsânı artır.
Eğer yanlışları çok ise günahlarını affet.
Yâ İlâhî! Onun ecrinden bizi mahrûm etme. Arkasından da bizi fitneye ma'rûz bırakma!"
"Elbette bizler Allah'a âidiz ve elbette ona döneceğiz!"
Bir cenâze görüldüğünde şöyle söylemek müstehabdır:
"Ölmeyen, daima hayatta olan Zât, her türlü noksanlıktan münezzehtir."
"Yâ İlâhî!
Bu ölüyü affeyle, ona merhamet eyle, onu serin sularla yıka (rahatlat, sıkıntı verme), onun günahlarını elbisenin kirden temizlenmesi gibi temizle."
İbn Ömer (ra)'dan rivâyet edildiğine göre, Peygamber (sav) ölüyü kabre koyarken şöyle derdi:
"Allah'ın adı ve Resûlullah (sav)'ın sünneti ile."
Birçok ulemanın beyanına göre, ölüyü defnettikten sonra ona telkinde bulunmak müstehabdır.
Şeyh Nasr el-Makdisî'nin 'et-Tehzîb' isimli kitabında telkinin lafızlar şöyledir:
"Ey falan oğlu/kızı falan!
(Vefât eden kişiye, annesine nisbet edilerek kendi adıyla seslenilir).
Dünyadayken inandığın va'dini hatırla.
Allah'tan başka ilâh yoktur. O birdir. Ortağı yoktur. Muhammed (sav) onun kulu ve elçisidir.
Kıyâmet gününün geleceğinden şübhe yoktur. Allah, kabirlerde olan kimseleri diriltecektir.
De ki:
Rabb olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, peygamber olarak Muhammed (sav)'e, kıble olarak Ka'be'ye, imâm olarak Kur'an'a ve kardeş olarak Müslümanlara rıza gösterdim.
Rabbim, kendisinden başka ilâh olmayan Allah'tır.
O, büyük Arşın Rabbidir."
Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle demiştir:
"Resûlullah (sav) nöbeti benim yanımda olduğu her zaman gecenin son saatlerinde Bakî' mezarlığına çıkar ve şöyle derdi:
Ey mü'minlerin yurdu! Selâm sizlere olsun.
Size geleceği va'd olunan şey (ölüm) gelmiştir. Sizler yarına bekletilmektesiniz. İnşâallâh biz de size katılacağız.
Yâ İlâhenâ! Bakî'ü'l-Garkad mezarlığında yatanları bağışla."
*
Hz. Âişe (r.anhâ) başka bir rivayetinde Resûlallah (sav)'e kabir ziyaretinde ne söyleyeceğini sormuş, o da şöyle söylemesini emretmiştir:
"Mü'minlerin ve Müslümanların yurduna selam olsun. Allah bizden evvel gelip geçenlere ve geride kalanlara rahmet etsin. İnşâallâh biz de size katılacağız."
Bu mevzû ile alakalı farklı ifadelerin kullanıldığı başka rivâyetler de vardır. Hepsini ihtivâ edecek şekilde şöyle de duâ edilebilir:
"(Ey) mü'minlerden bir topluluğun diyârı! Selâm sizin üzerinize olsun. Sabrettiğinizden dolayı selâm sizin üzerinize olsun.
İşte dünya yurdunun âkıbeti (olan cennet) ne güzeldir! Şübhesiz biz de inşâallâh size katılacak olanlarız. Siz bizim önceden gidenlerimizsiniz. Biz ise sizin peşinizdeyiz.
Allah bize ve size mağfiret eylesin. Hem Allah bizden evvel gelip geçenlere ve geride kalanlara rahmet etsin.
Ya İlâhenâ!
Onların sevâblarından bizi mahrûm eyleme. Ve onlardan sonra bizi fitneye düşürme.
Bize ve onlara mağfiret eyle."