AB'ye Osmanlı modeli
00:00, 17/06/1999, PerşembeG: Güncelleme: 10:57, 12/05/2017, Cuma
Yeni Şafak

Arşiv
Avrupa'nın, ABD'nin ve Rusya'nın Balkanlar'ı paylaştığı bugünlerde bizler, bölgede 500 yıllık barışı kuranların torunları olarak, önümüze atılan bir Üçüncü Dünya Ülkesi rolüyle avunmaya mahkum olduk.Osmanlı idaresi altındaki Slavlar, Yunanlar ve Arnavutlar Mısır'ı yönetmişler, Avusturya'yı korkutmuşlardı. Yeni bir imparatorluk hamlesi başlatan Avrupa Birliği'ne Osmanlı modeli öneriliyor.
Balkanlar'da savaşın yokluğu sadece yarı barış anlamına gelir. Barış gücü bölgeye girdi ancak Kosova, Sırbistan, Arnavutluk ve Makedonya'nın geleceği ne olacak? Askerler barışın kalıcı olmasını sağlamak için ne kadar zaman kalabilirler? 5 yıl mı yoksa 10 yıl mı? Miloseviç'in eşi Mirjana Markoviç, daha ihtilafın başlarında Kosova'daki Sırp kavgasını henüz doğmamış olan nesli bile etkileyecek bir miras olarak bıraktı. Belki de 30 yıl daha. Bu durumla yüzyüze kalındığında tutulmayan sözler, uzlaşmaz taleplerle dolu olan Balkan geleneği, pek de umut vaadetmiyor. Bu sürüklenişi kaçınılmaz olarak kabul edersek şimdi bile milliyetçiliği çok ciddiye almak gerekir. Balkanlar her zaman savaş sahnesi değildi.
Roma'ya dayanan şiddet ruhu
Miloseviç ve benzerleri; etnik nefretle parçalanmış, çok eskilere dayanan siyasi bir gelenek maskesine sahip, oldukça kirletilmiş ve devrilmiş bir millyetçilikle dolu ve Kosova barış planını izleyen Avrupalılar'ın farkedebileceği bir Balkan hayalinin satıcılığını yapıyorlar. Bu tam anlamıyla kökleri Roma ve Bizans İmparatorluğu'na dayanan bir gelenek. 14. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu bölgeyi kontrol altına almasıyla, kendi geleneğini yetiştirdi: Kurnaz bir barış ve vergi taktiği ve fırsat. Ulus-devletin yıpratıcı eleştirilerine tezat olarak Osmanlı İmparatorluğu, 14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar kutsal olan ve olmayan sebeplerle dürüst yöntemlerle, etnik grup, din ve sınıfların birbirine karışmasına izin verdi. Tuna'dan Nil'e kadar uzanan bir imparatorlukta, Balkan halkları çok geniş dünyalara yayılma imkanı buldu. Güneydoğu Avrupa'daki köylerden gelen Osmanlı bürokrat ve askerleri çok geniş imkanlara sahip oldular. 42 tanesi imparatorlukta en yüksek makam olan sadrazamlığa geldi. Bunlardan en büyüğü Arnavutluk doğumlu olan Sokullu Mehmet Paşa, bir Sırptı.
500 yıllık barış
Osmanlı idaresi altındaki Slavlar, Yunanlılar ve Arnavutlar, Mısır'ı yönettiler, Avusturya'yı korkuttular, Ortodoksluğun idaresini ellerine geçirdiler. Barış Balkanlar'da tam 500 yıl hüküm sürdü. Osmanlı Balkanlar'ın doğal yeteneğini kullanırken, dünyanın iyi tanıdığı sade ve metropolitan bir anlayışın desteğiyle bölgeye yönelik tecrübesizliğinin sorun olmasını engelledi. Etnik ve dini çoğulculuğu teşvik etti, sabırlı görüşmeler, yüzyüze jestler, tehditler ve kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalarla tüm bu grupları birleştirdi. Anlaşmazlıklar dağlarda kanlı savaşlarla değil imparatorluğun başkenti İstanbul'da çözümlendi. İmparatorluğun her yerinden gelen bölge elçileri modern zamanın lobicileri gibi gücün kaynağına ulaşmak için hediyelerle ve yalvarışlarla başkente üşüştü.
Gözleri hep İstanbul'daydı
Padişahın zayıf olduğu zamanlarda bile, güç boşluğunu doldurmak için ayaklanan savaş lordlarının en kanlı mücadeleleri başlatırken, bir gözleri hep en büyük otoritenin ikamet ettiği ve uzun zaman etkisini sürdürdüğü İstanbul'da oldu. Zamanla idarecilerle idare edenler arasındaki karmaşık ilişkiler bozuldu. 19. yüzyılda hiçkimse "Avrupa'nın Hasta Adamı" olarak anılan bir imparatorlukla oturmayı istemedi. Oyun ortaya çıkmalıydı.
1830'da Yunanlılar'dan gelen milliyetçilik yolu, 1868'de Sırbistan ve Bulgaristan'dan da geçti. 1922 itibariyle Adı var kendi yok durumundaki Osmanlı İmparatorluğu'nun çocukları olan Türkler de Atatürk'ün liderliğinde laik milliyetçiliği benimseyerek imparatorluğun yokoluşunu ilan etti. Bugün artık Avrupa'da kimse imparatorluklardan sözetmiyor. Moda kavramlar, birlikler ve topluluklar oldu.
AB'ye nasihat: Osmanlı'yı örnek al
Sınırlarında ayaklanmalarla başetmeye çalışan zenginler kulübü Avrupa Birliği ahlaken ve pratikte kendini sürdürmeyi istiyorsa, Balkanlar'ı birarada tutmak istiyorsa, paradan daha fazla şeyler kullanmalı. Avrupa Birliği'nin de bir imparator hamlesine ihtiyacı var. Savaş cesurca bir darbeydi ancak, sonucu yeni birine yol açabilir. Sadece zayıf Makedonya değil, Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk ve Bulgaristan bile Avrupa Birliği'ne katılmaya davet edilmeli. Üyeliğe kabul ise, modası geçmiş milliyetçilği çok ucuza satarak en iyi hareket olacaktır. Balkanlar'ı miras aldıkları dar mahallelerden kurtararak, daha geniş sahnelere yeniden taşımalı. Bu ilk başlarda korkutucu meblağlarda olacaktır ancak, imparatorluk her zaman ağır yüklere sebep olmuştur ve yayılma birliğin solmaya yüz tutmuş idealizmi üzerinde destekleyici bir etki yaparken, banker ve meşgul insanların kulübü haline gelme riskinin de önüne geçmesini sağlayacaktır.
Emperyal düzeyde kaynaklar bulmak için çabalarken, ortak bölgesel kaygılar taşıyan Sırplar ve Arnavutlar yeniden gücün uzak koridorlarında gezinebilirler. Bu arada nefretlerini işi ağırdan alan İngilizler'e ya da sabit fikirli Almanlar'a yöneltebilirler. Uzak rakipler yerel düşmanlardan 9 kat daha iyidir. Sırplar çok kısa bir süre içinde Miloseviç'i daha makul bir uzlaşmacı ile değiştireceklerdir. AB için gün artık barış için ödeme günüdür. Gözle görünür şekilde büyük miktarlarda yapılacak bir harcama karşılığında barışı gerçekten getirebilirler.
------- ARA BASLIK ------------------
------- Geri OKU ------------------
