Apolitik cumhurbaşkanının politik imkânsızlığı üzerine

Nihat Karademir
00:0017/07/2014, Perşembe
G: 17/07/2014, Perşembe
Yeni Şafak
Apolitik cumhurbaşkanının politik imkânsızlığı üze
Apolitik cumhurbaşkanının politik imkânsızlığı üze

Erdoğan''ın muarızları nezdinde çok fazla politik bir lider olarak algılanmasının bir diğer sebebi ise yukarda özetlenen siyasal hayat hikâyesinde edindiği tecrübeyi yeni enstrümanlarla ve ekibine kattığı yeni değerlerle sürekli takviye etmesi ve bunu yaparken de en zor şartları bile kendi lehine çevirebilecek bir esneklik gösterebilmesidir.

10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimine Erdoğan''a rakip olabilecek politik bir aday ile girme riskini alamayan muhalefet Türkiye toplumunu etkileyecek düzeyde parlak bir siyasal hikâyesi ve karizması olmayan çatı adayını apolitik bir aday gibi göstererek ve bu arada apolitik olma durumunu kendi başına bir erdem gibi sunarak kendince yeni bir politik tarz belirlemiştir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, 17 Aralık operasyonu ile birlikte siyasetin yeniden itibarsızlaştırılmaya başlandığı ve ancak zorlu mücadeleler sonucu varlık gösterebildiği alanlardan çekilmeye zorlandığı bir döneme denk gelmesi muhalefeti apolitik/siyaset-dışı cumhurbaşkanlığı adaylığı söylemi konusunda teşvik etmiş olmalıdır.

Ancak bu söylem siyaset bilimi açısından bilimsel olmadığı gibi cumhuriyet tarihinin cumhurbaşkanlığı pratikleri tarafından da doğrulanamamaktadır. Cumhurbaşkanlığı, devlet iktidarını sembolize eden en üst makam olmasından dolayı, doğası gereği politik bir görevdir. Buradaki anahtar kavram ''iktidar''dır ve siyaset bilimi ile asgari düzeyde ilgisi olan herkes bilir ki iktidar aynı zamanda siyasetin de anahtar kavramıdır. İktidarı merkez almadan bir siyaset okuması yapmak mümkün değildir ve siyaset özünde iktidarı ele geçirme ve elde tutma mücadelesi etrafında gelişen süreçlerden ve yöntemlerden müteşekkildir. Bundan dolayıdır ki standart bir siyaset bilimi dersi genellikle ''politik olan veya olmayan nedir'' sorusu ile başlar ve iktidar/power kavramı etrafında yapılan tartışmalar ile devam eder. İktidar kavramına en uzak olan politik tartışmalar/okumalar bile doğrudan veya dolaylı olarak iktidarın paylaşılması, sınırlandırılması, devredilmesi gibi kavramlarla veya bu süreçlerde kullanılan politik araçlarla ilgili olmak zorundadır.

Cumhurbaşkanlığı makamının politik durumu, seçim sürecini ve cumhurbaşkanının görevlerini belirleyen politik metinde, yani Anayasa''da, tartışmaya mahal bırakamayacak düzeyde nettir ve seçimler sırasında yaşanan mücadelenin politik içeriği ve şiddeti bu politik olma durumunu daha da belirginleştirmektedir. Siyaset bilimi, bu bilime çok uzak olmayan anayasal/politik hukuk ve cumhurbaşkanının belirlenmesi sürecinin tamamen politik enstrümanlar ile sürdürülmesi, bize muhalefetin apolitik cumhurbaşkanı söyleminin realist ve gerçekleştirilebilir olmadığını ve bunun siyaseti kuşatmak ve Eski Türkiye''nin iktidar ilişkilerini restore etmek için geliştirilen yeni bir ''politik kurnazlık'' türü olduğunu göstermektedir.

Cumhuriyetin bir asra yaklaşan tarihi de bu söylemi çürüten ve içeriği yadsınamayacak tarihsel bir belgesel niteliğindedir. Öyle ki, rejimin birinci ve ikinci adamı ellerine bu fırsat geçtiğinde hiç tereddüt etmeden bu politik makama oturmuşlardır. Üstelik ikinci adam bunu örtük bir askeri darbe tehdidiyle ve risk alarak gerçekleştirmiştir. Sonraki dönemlerde sadece askeri bürokrasi içinde yükselen memurlar değil, seçimlerde belli bir başarı kazanmış sivil siyasetçiler de kariyerlerini iktidarın zirvesi olan cumhurbaşkanlığı makamında tamamlamak için karşı konulamaz bir arzu duymuşlardır. Ancak bu makama olan arzu sadece kişisel politik hırsların bir yansıması değildir. Çünkü Türkiye''de iktidarı elinde tutan herhangi bir sınıf, parti veya şahıs, iktidarla tanıştıktan kısa bir süre sonra, cumhurbaşkanlığı makamına hâkim olmadan ülkeye yönelik ekonomik, sosyal ve politik hedeflerini gerçekleştiremeyeceğinin farkına varmaktadır.

Yani ancak gerçekten iktidar/muktedir olmak isteyenler ve siyasetten sözü geçenler bu koltuğa talip olabilmişlerdir. Diğerleri ise koltuğa gerçek muktedirler tarafından atanan Çankaya memurları olarak kalmışlardır. Çünkü tarihimiz bize politik iktidarı gerçekten bütün unsurları ile kavramayabilen bir siyasal liderliğin iki temel özelliği olduğunu göstermiştir: Anayasa'yı değiştirebilme gücü ve cumhurbaşkanlığına talip olabilme cesareti. Türkiye''de bu ilki haslet, uzun bir süre boyunca, darbe yapabilme yeteneğine sahip olabilenlerin ayrıcalığı olarak kalmıştır. Araya sıkışanlar ise ya darbecilerin onayı ile gelen sözde apolitik cumhurbaşkanlarıdır ya da böyle bir izne gerek duymadıkları için önce iktidarsızlaştırılmaya çalışılmış ve daha sonra da tasfiye edilmiş sivil siyasetçilerdir.

Bu gelenek ilk defa 2007 yılında bozuldu ve cumhurbaşkanını halkın seçmesinin yolunun açılması ile yeni bir döneme girildi. Bu dönüşüm ile zaten bir şark kurnazlığı olan apolitik veya politik olarak tarafsız olan cumhurbaşkanı iddiasının hem sosyolojik ve politik gerçekliğinin olmadığı ilan edilmiş oldu hem de buna bahane üreten hukuki dayanak ortadan kaldırıldı.

Peki, öyleyse çatı adayını belirleyen koalisyon, bilimsel, gerçekçi ve değişen koşulların da etkisiyle artık uygulanabilir olmayan bu söylemde neden hala ısrarcıdır? Şüphesiz muhalefeti, ''apolitik bir cumhurbaşkanı'' söylemine iten temel faktör Erdoğan''ın modern tarihimizin en politize olmuş politik lideri olarak evirilmesidir. Bu evrimin/dönüşümün en temel sebebi bizzat Erdoğan''ın kendi siyasal hayat hikâyesidir. Parti teşkilatlarına olgun yaşlarında bürokrasiden ve iş hayatından transfer edilen diğer rakiplerinden farklı olarak, siyasete neredeyse çocuk denilebilecek bir yaşta başlayan Erdoğan, gençlik kolları başkanlığı, ilçe teşkilatı başkanlığı, il başkanlığı, belediye başkanlığı ve Başbakanlık ile devam eden politik hayatını iktidarın zirvesi olan cumhurbaşkanlığı ile noktalandırmaya çok yakın profesyonel bir siyasetçidir.

Üstelik bu profesyonellik parlak bir bürokratik geçmişi, yıldızlarla süslenmiş bir üniforması ve halka dini coşkunluk veren bir din adamı kimliği olmamasına rağmen, sevenlerinde coşkulu bir sevgiye ve düşmanlarında iflah olmaz bir nefrete yol açan karizması ile de desteklenmiştir. Hâlbuki Eski Türkiye sivil/politik bir liderin bu yoğunlukta bir karizmaya sahip olmasına alışkın değildir ve bu bile onlar için tek başına yeterince korkutucudur.

Erdoğan''ın muarızları nezdinde çok fazla politik bir lider olarak algılanmasının bir diğer sebebi ise yukarda özetlenen siyasal hayat hikâyesinde edindiği tecrübeyi yeni enstrümanlarla ve ekibine kattığı yeni değerlerle sürekli takviye etmesi ve bunu yaparken de en zor şartları bile kendi lehine çevirebilecek bir esneklik gösterebilmesidir. Ak Parti politikalarının bazen birbirini dışladığı veya çeliştiği görüntüsü vermesi beklenen bu esneklik, ilkelerdeki ve hedeflerdeki tutarlılık ile bir avantaja dönüşüp halk tarafından kolaylıkla benimsenmektedir.

Ancak muhalefetin siyaset-dışı/apolitik cumhurbaşkanı arayışının çoğunlukla gözden kaçan derin sebebi Erdoğan''ın siyaset yapma şeklinin ve siyasete yüklediği sorumluluğun devlet yönetiminde ve devlet-millet ilişkilerinde yarattığı dönüşümdür. Erdoğan, tarihimizde iktidarı bürokratik seçkinlerin elinden almaya kalkışan ilk lider olmasa bile, iktidara ortak olmayı bile aklından geçirme cesareti olmayan sivil siyaseti devlet iktidarına hâkim kılmaya en çok yaklaşmış politik liderdir. Bunu yaparken de sadece sivil siyasetin sandığa yansıyan halk tercihleri ile şekillenmesine vurgu yaparak asgari demokratik meşruiyet ile yetinmemiş ve sivil siyaset ile birlikte halk tercihine de geniş bir alan açarak halka iktidarın gerçek sahibinin yine halk olduğu ve sistemin onların arzularına uygun olarak değiştirildiği inancını da vermiştir.