
Asr-ı Saadet'in eşsiz hazineleri
Yavuz Sultan Selim'in, Mısır'ı fethiyle hilafeti devralması üzerine, Mekke şerifi ile Mısır'daki Abbasi halifeleri nezdinde ve İskenderiye Haziresi'nde bulunan Mukaddes Emanetler İstanbul'a getirildi. Bu kutsal eşyalar, hürmet ve muhabbetle padişahın taht odasında muhafaza edildi. 400 yıl boyunca 24 saat yanı başında edep, huşu ve huzur içinde Kur'an-ı Kerim okundu.
1/41

Emânât-ı Mübareke’nin İstanbul’a getirilişi ise 24 Ocak 1517 yılında Mısır’ı fethi sonrası, Mısır sultanlarına tâbi olarak Hicaz’ın idaresinde bulunan Mekke Emiri Şerif Berekât, oğlu Ebu Numey ile “Emânat-ı Mübâreke”yi, Mekke ve Medine’nin anahtarlarını Yavuz Sultan Selim’e göndererek bağlılığını bildirmiştir. Ebu Numey, 3 Temmuz 1517 Cuma günü Kahire’ye gelip merasimle karşılanmış, üç gün sonra da padişahın huzuruna kabul edilerek el öpmüştür.
2/41

Yani Yavuz Sultan Selim, Mekke’ye ve Medine’ye ordu ile yürüyüp teslim almamıştır. Bu tarihten sonra Hicaz, Osmanlı Devleti’nin bir vilayeti olsa da Kâbe’ye ve Hz.Peygamber’e (s.a.v) hürmeten, Mekke ve Medine kalelerine Osmanlı sancağı çekilmedi. Ancak asırlar sonra, Abdülaziz zamanında Medine’ye, II. Abdülhamid zamanında da Mekke’ye diplomatik sebeplerle sancak çekildi. Sefer dönüşü Yavuz Selim, Kölemen Devletinin, Abbasi Hilafetinin ve Hicaz Emaretinin hazinelerinden intikal eden Emânetleri de birlikte getirdi.
3/41

Topkapı Sarayı, 3 Nisan 1924 yılında Cumhuriyet devrinin başlamasıyla müze olarak kullanılmaya başlandı. Bundan üç sene sonra da Emânetlerin anahtarları Hırka-i Saadet Başmemurluğu görevinde bulunan Reşit Efendi kendi eliyle müze müdürü Tahsin Öz’e teslim etti. Manevi husussiyetleri dolayısıyla uzun müddet genel ziyaretçilere kapalı tutulan Mukaddes Emânetler 31 Ağustos 1962 tarihinde ilk defa modern müzecilik anlayışıyla halkın ziyaretine açıldı.
4/41

Yavuz Sultan Selim’in Sancağı.
5/41

Hırka-i Saadet Dairesi Giriş Kapısı.
6/41

Hırka-i Saadet Dairesi.
7/41

Has Oda’da, Sultan II. Mahmud’un kendi hattıyla mihraplara asılması mutad olan ayet-i kerimeyi ihtiva eden levha.
8/41

Gümüş buhur şamdanı ve fitil şeklinde hazırlanmış buhurlar.
9/41

Has Odanın ortasındaki büyük top askı. Altın yaldızlı ve küre şeklindedir. Dilimli olup aralarında kabarık paftalar vardır. Alt kısmında sırmadan püskülü bulunmaktadır.
10/41

Has Oda’da, tahtın içerisindeki askı. Altın yaldızlı gümüşten, küre şeklindedir. Üzeri zebercet, firuze, lâl taşları ile bezenmiştir. Alt kısmından püsküllü dört tane gümüş top sarkmaktadır. Taht şebekesinin kubbesinde asılıdır.
11/41

Altın Hırka-i Saadet sandığı.
12/41

Hırka-i Saadet.
13/41

Hırka-i Saadet 124 cm boyunda, siyah yünlü kumaştan dikilip içi daha kaba şekilde dokunmuş krem renk yünlü kumaştan kaplanmıştır. Ön kısmın sağ tarafında 23x30 cm ebadında bir parçası noksandır. Sağ koldada biraz eksiklik vardır. Yer yer yıpranmış durumdadır. Resûlullah (s.a.v) tarafından Züheyr oğlu Ka’b’a verilen hırkadır.
14/41

Hırka-i Saadet’in içerisinde korunduğu iç mahfaza.
15/41

Sultan III. Mehmed’in Eğri Seferi’ne gidişinde Hırka-i Saadet’i beraberinde götürülmesini gösteren minyatür. Hırka-i Saadet altın işlemeli bohçayla baş üstünde taşınmaktadır.
16/41

Sancak-ı Şerif’in muhafaza edildiği gümüş sandık.
17/41

Hz. Peygamber Efendimiz’in yâdigârı Ukab isimli siyah sancak zamanla yıpranıp toz haline geldiği için, yeşil atlastan torba içinde muhafaza ediliyor
18/41

Osmanlılar tarafından yeniden yaptırılan Sancak-ı Şerif. Yeşil atlastan hazırlanan sancağın üzerine aplike edilen kırmızı parçaları sırma ile ayetler ve Aşere-i Mübeşşere’nin isimleri işlenmiştir.
19/41

Kur’an-ı Kerim’in vahiy katipleri tarafından yazılmış nüshalarından olduğu tahmin edilen Tebbet Suresi deri üzerine yazılmıştır.
20/41

Hz. Osman’ın hattıyla ayet-i kerime.
21/41

Hz. Muhammed’in (sas) Kıpt kavminin reisi Mukavkıs’a gönderdiği mektup.
22/41

Hz. Muhammed’in (s.a.v) mührü. 1 cm. uzunluğunda olup, kırmızı akik taşından yapılmıştır. Üzerine kûfî hatla “Muhammed Resulullah” yazısı hakkedilmiştir. Rasulullah’ın (s.a.v) yüzük olarak parmağında taşıdığı akik taşlı, gümüş halkalı mührü, sıra ile Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a geçmiş, ancak Hz.Osman tarafından Eris isimli kuyuya düşürülmüş ve günlerce aranmasına rağmen bulunamamıştır. Hz. Osman bunun üzerine aynı yazıyı taşıyan başka bir mühür yaptırarak kullanmış, mühür sonradan Emeviler’e ve Abbasiler’e geçmiştir. Mukaddes Emânetler arasında bulunan ve Bağdat’ta ele geçirilerek İstanbul’a getirilen mührün bu mühür olduğu tahmin edilmektedir.
23/41

Kadem-i Şerif Mirac hatırası olan Kadem-i Şerif resminin gümüş levha üzerine çizilmesi ile yapılmıştır.
24/41

Sakal-ı Şerifler Cenab-ı Peygamber Aleyhisselâm tıraş olduğu zaman, saç ve sakal telleri ashab tarafından toplanır, hatıra olarak saklanırdı. Enes bin Malik (r.a) hazretlerinin “Bir defasında berberi, Hazreti Peygamber’i (s.a.v) tıraş ederken görmüştüm. Ashabı etrafını sarmış, kesilen saçlarının hiçbir telini yere düşürmüyorlar, kapışırcasına alıyorlardı” şeklindeki izahatı bu hususu açıklamaktadır. Ümmü Umâre’den nakledildiğine göre hicretin altıncı yılında gerçekleşen Hudeybiye umresi sırasında Hazreti Peygamber’in (s.a.v) tıraş edilen saçları yanı başında bulunan ağacın üzerine bırakıldı. Ashab saç tellerini ağacın üzerinden alıp bölüştüler. Hadiseyi nakleden Ümmü Umâre de oradan bir demet saç teli almış vefatına kadar yanında saklamıştı. Hastalar kendisine müracaat edip şifa için o saç tellerinin suyu ile yıkanırlardı.
25/41

Veda Haccı’nda da Rasulullah (s.a.v) Mâmer bin Abdullah tarafından tıraş edilen saçlarını Ebû Talhatü’l-Ensari’ye vermiş “Halka dağıt” buyurmuştur. Bu sırada Rasullulah’ın (s.a.v) saçının önüne gelen perçemlerini ünlü İslâm kumandanı Halid bin Velid istemiş, bunları sarığının içine yerleştirerek ömrü boyunca taşımıştı. Bir defasında harpte yere düşen sarığını almak için kendisini tehlikeye atmasını eleştirenlere, sarığın içinde Peygamber’in (s.a.v) saç telleri bulunduğunu belirtmişti. Halid bin Velid, o saç telleri hürmetine hiçbir savaşta mağlubiyet görmediğini ifade ederdi.
26/41

Na’l-i Saadet Üç kat meşinden yapılmış olup, bağı da meşindendir. Etrafı dikişlidir.
27/41

Teyemmüm taşı Mukaddes Emânetler arasında muhafaza edilmekte olan 9x4 cm. boyutlarındaki toprak tabletin üzerinde “Medine-i Münevvere’den bi’l vürûd Hazreti Fahr-i Âlem Sallalahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin yed-i saadetlerinden istimal buyurulan türab-ı şerifleridir.3 Zilkade 80” ve “Hazine Anbarı canibinden bi’l vürûd Emânât-ı Mübâreke-i Cemîlesine vaz’ olunan Cenab-ı Seyyidü’l Kevneyn ve Efdalü’t Tahıyyât Efendimiz Hazretlerinin gazaya teşriflerinde teyemmüm buyurmuş oldukları türab-ı şerifleridir” kayıtları bulunmaktadır. Tablet, Asur devrinden kalma kırmızı topraktan pişirilerek hazırlanmış çivi yazısı bir mektuptur. Milattan önce 7. yüzyıla tarihlenmektedir. 11,5x6,5 cm. ebadında gümüşten mamul camlı bir kutuda muhafaza edilmektedir. Tahsin Öz, kitabında, tablet üzerinde yazılı olan mevzuun da tarih açısından çok önemli olduğunu belirtip “İslâmiyetten asırlarca evvel bir devre aid olan bu tablet belki de Hazreti Muhammed’in (s.a.v) eline ulaşmış ve böyle tarihi eser Peygamber’in teyemmümüne mazhar olmuştur. Fakat mevzuu bu kabil binlerce tablete nazaran çok mühimdir. Cidden Emânât-i Mukaddese Dairesi bir ummandır” demektedir.
28/41

Kadeh-i Şerif Çapı dıştan 20, içten 16 cm., yüksekliği dıştan 8, içten 6 cm., kalınlığı 2 cm. olan Kadeh-i Şerif’in yıpranan kısımları siyah bir madde ile doldurulmuştur. Dış kısmındaki gümüş kaplamanın üzeri kalem işi desenlerle bezeli olup etrafını sülüs hattıyla Ayete’l-Kürsî yazılı bordür çevirir. Ağız kısmında çok ince bir yazı ile kadehin Emir Sibay’a kadar olan hikâyesi kayıtlıdır. Aynı kitabe sülüs hattıyla bir madalyon şeklinde dip kısmında da yer alır.
29/41

Dendan-ı Saadet Mahfazası Uhud Savaşı sırasında Utbe bin Ebû Vakkas tarafından atılan bir taşla Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) miğferi parçalanarak halkaları yanağına batmış, sağ alt çenesinde ön dişleriyle azılar arasındaki dişi kırılmıştı. Vakidi’nin bir rivayetine göre dişinin tamamı kırılmayıp mine kısmından bir parça kopmuştu. Dendan-ı Saadet ismiyle anılan bu diş parçasının ilk olarak kim tarafından, nasıl saklandığı hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Günümüzde VI. Mehmed tarafından yaptırılan üzeri kıymetli taşlarla bezeli altın bir kutu içinde muhafaza edilen Dendan-ı Saadet, gayr-ı muntazam siyahlı ve beyazlı bir parçadan ibarettir.
30/41

Sultan IV. Murad manevi işaret üzerine Bağdat seferine götürülen Kâbe anahtarı.
31/41

Hz. Fatıma’nın Kabri’nin ahşap kilit ve anahtarı. Sultan Abdülaziz adına yaptırılmıştır.
32/41

Hacerü’l Esved’in altın mahfazası 70 cm yüksekliğindedir. El sürülmesinden dolayı aşınmıştır. Hacerü’l Esved, Kâbe’nin doğu köşesinde yerden 1,5 metre kadar yüksekte siyah bir taştır. Cennet’ten geldiği rivayet olunur. Hazreti İbrahim, Kâbe’yi inşa ederken Ebû Kubeys Dağı’ndan getirip tavafa başlama işareti olarak binanın köşesine yerleştirmiştir. Tavafa Hacerü’l Esved önünden başlanıp yine burada bitirilir. Taşın önüne her gelişte öpülür ya da karşıdan el ile selâmlanır.
33/41

Hz. Peygamber’in (s.a.v) kabrine ait örtü Siyah kadife üzerine beyaz klaptanla “Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.” (3340) mealindeki ayet-i kerime işlenmiştir. Ortası boştur.
34/41

Gubar-ı Şerif Hz. Muhammed’in (s.a.v) kabrinden tamir sırasında dökülen topraklardır. 17 cm. uzunluğundaki beyaz cam sürahi içindedir.
35/41

Medine’nin şifalı toprağı Ashabdan Sâbit ibni Kays ibni Şemmâs (r.a) hastalandığı zaman Resulullah (s.a.v) dua etmiş, Medine’deki Buthan vadisinden toprak getirtip üzerine su dökerek nefes etmiş, suyu hastanın üzerine serpmişti. Hz. Ayşe’den (r.anhâ) gelen bir rivayete göre de yara veya çıban gibi rahatsızlıklardan muzdarip olan kişiler için Resulullah (s.a.v), tükürüğünü sürdüğü şehadet parmağını toprağa bular ve “Allah’ın ismiyle. Arzımızın toprağı, bazımızın tükürüğü, Rabbimizin izniyle şifa olacaktır” diyerek yaraya sürerdi. Tıbb-ı Nebevi üzerinde çalışan bir kısım âlimler, bu hadislerden yola çıkarak, Medine gibi sıcak iklimlerde güneşin hararetiyle dezenfekte olmuş temiz toprağın yaraları kurutup iyileştirmekteki tesiri üzerinde durmuşlar; bir kısım âlimler de bazımızın tükürüğü ile Hazreti Peygamberin (s.a.v) tükürüğünün, arzımızın toprağı ile Medine toprağının kastedildiğini, Resulullah’ın (s.a.v) bunları vesile ederek Allah’ın ismiyle şifa taleb ettiğini belirtmişlerdir.
36/41

Ravza-i Mutahhara’daki hurma ağacından yapılmış yelpaze Medine’de Mescid-i Nebevi’nin ortasındaki avluda geçmişte ‘Hz. Fatıma’nın bahçesi’ olarak bilinen hurma ağaçları dikili küçük bir bölüm vardı. Bu ağaçların bizzat Hazreti Peygamber (s.a.v) tarafından dikildiği de söylenmekte idi. ‘Mail oldum bahçesinde hurmaya Takatim kalmadı asla durmaya’ şeklinde ilahilere konu olan bu ağaçların elyaflarından örülmüş yelpazenin sap kısmı kırmızı kumaş kaplıdır. Üzerinde Arapça şiirler yazılıdır. T
37/41

Hücre-i Saadet’e takdim edilen buğday Medine’nin eski âdetlerinden biri de borcu olanların Hz. Muhammed’in (sas) kabrinin bulunduğu Hücre-i Saadet’e buğday takdim ederek O’nun (sas) ruhaniyetinden yardım istemeleri idi. Bu inançları sebebiyle Medineliler borçlanmaktan korkmazlardı. Borçlular, her yıl zilkade ayının 17. gecesi, borçları miktarınca buğdayı beyaz bir kese içerisine koyarak Ravza-i Mutahhara’ya getirir, Hücre-i Saadet’e takdim edilmesi için görevlilere verirdi. Biriken buğdayları Harem-i Şerif ağaları alıp ekmek yapar ve bazı kimselere hediye ederlerdi. O gün şehirde bayram havası eserdi.
38/41

Destimal Eskiden Ramazan’ın on beşinde gerçekleşen Hırka-i Saadet ziyareti sırasında, padişahın kendi eliyle Hırka-i Saadet’e sürerek, devlet erkânı, din büyükleri, âlimler, sarayın ileri gelenleri ile Harem-i Hümayun’a hediye ettiği mendil büyüklüğündeki tülbente de destimal denir. Bu tülbentler hediye edilen kişiler tarafından kıymetli bir hatıra olarak saklanırdı. Ayrıca her yıl Hırka-i Saadet sandığına özel olarak basılmış bir destimal konularak Hırka-i Saadet buna sarılırdı. Bunlar büyük ölçüde ve özenle yapılmışlardır. Destimallerin etrafında genellikle şu mısralar yazardı: Hırka-i Hazret-i Fahr-i Rusül’e Atlas-ı çarh olamaz pây endâz Yüz sürüp zeyline takbîl ederek Kıl şefî’i ümeme arz-ı niyâz.
39/41

Kerbela toprağı Başta Hazreti Hüseyin (r.a) olmak üzere peygamber ailesinden birçok şahsın şehid edildiği Kerbela hadisesi, İslam tarihinin en acıklı olaylarındandır. Hazreti Hüseyin’in kabrini barındıran Kerbela, daha sonraki dönemlerde önemli bir ziyaretgâh haline gelmiştir. Namazlarda Kerbela toprağından yapılan sekiz köşeli tabletler üzerine secde edilmesi özellikle Şii görüşü benimseyenler arasında yaygın bir uygulamadır.
40/41

Seyf-i Nebevî (Resûlullah’ın (s.a.v) Kılıcı)
41/41

Asr-ı Saadet'in eşsiz hazineleri
#mukaddes emanetler
#asr-ı saadet
#yavuz sultan selim
#yavuz sultan selim'in mısır fethi






