Tuz: Her yemekte kullandığımız tuzun bir zamanlar ne kadar önemli olduğu bilmek insanı şaşırtıyor. Kelimenin kökeni, İngilizce ‘salary’ ve ‘salarium’dan geliyor, Latince tuz parası yani askerlere tuz alabilmesi için ödenen para anlamına geliyor. Bir zamanlar tuz kaynakları o kadar stratejikti ki Romalılar bu kaynakları ele geçirmek için dünyanın altını üstüne getirmişti.
12:41, 25/03/2016, CumaG: Güncelleme: 12:57, 25/03/2016, Cuma
Her mutfakta bulunan malzemelerin sıradışı hikayeleri
Mutfağımızda kullandığımız ve tüm marketlerde uygun fiyata bulabileceğimiz malzemeler. Ama her birinin o kadar ilginç hikayeleri var ki okuduklarınıza inanamayacaksınız.
Şeker: Yüzyıllar süren Afrika köleliğinin sebebi çaya koyduğumuz şekerdi. Eskiden şeker yerine bal kullanılırdı; tatlı yemek soylulara mahsustu. Batılılar Amerika’nın keşfiyle beraber bir kamıştan çıkan suyun bal gibi tatlı olduğunu farketti. Bu kamıştan daha fazla şeker çıkarıp Avrupa’da satmak için işbirlikçi kabile reisleriyle yaptıkları anlaşmalar sonucu koskoca Afrika kıtası köle kaynağı haline getirildi.
Karabiber: Hindistan’a giden güvenli bir rota keşfetmek için koskoca Amerika kıtası keşfedildi. Karabiber, etlerin kokmasını engellediği, bozuk yemekleri yenilebilir kıldığı için bir zaman çok değerliydi. Sadece Hindistan’da yetişen bu baharata giden yol Amerika kıtasının keşfiyle sonuçlandı.
Kakao: Aztekler kakao tohumlarını para yerine kullanırlardı. Hatta Avrupalılar’ın yenmeyen, hiç bir işe de yaramayan altın para takıntılarını bir türlü anlamamışlardı, çünkü kakao gibi bir para verken altın sevdası tamamen saçmalıktı. Kakao tohumları öğütülüp şeker kamışı suyuyla tatlandırılarak keyif verici olarak içiliyordu. Avrupalılar bu içeceği katılaştırıp sütle çoğaltarak çikolatayı icat etti.
Alüminyum: Napolyon döneminde alüminyumu topraktan çıkarmak ve işlemek o kadar maliyetli ve zordu ki soylular misafirleri için hazırlattıkları sofralara altın yerine alüminyum çatal bıçaklar servis ederdi. Yıllar içinde teknolojik gelişmelerle alüminyum madeni çok daha kolay bir şekilde işlenmeye başladı.
Bir hikayeye göre, tohumlarını yiyen keçilerin hiperaktif olduğunu farkeden Yemenliler, kahve çekirdeğinden yapılan içecekle uzun geceleri uykusuz ve karnı tok geçirirlermiş. Avrupa’nın Osmanlı aracılığıyla tanıştığı kahve uzunca bir süre sadece Yemen’de yetişmeye devam etmiş. Baba Budan isimli bir Hint-Müslümanı tarafından Hindistan’a tohum halinde kaçırılarak dünyaya yayıldığı söylenmekte. Eski kıta’dan Amerika’ya gidip orada daha iyisi yetişen ender ürünlerden.
Haşhaş: Öncelikle bir yanlışı düzeltelim: Haşhaşi değil Haşişi. Haşiş, arapça “Ot” anlamına gelen, “Cannabis Indica” bitkisi, Haşhaş ise Papaver somniferum bitkisinden elde edilen sakızımsı yapışkan madde. Bu madde, afyon yoncasının etrafını saran kabuktan çıkar ve yüksek derece opyat içerir. Opyat çok uzun süre tıbbi amaçlarla (diş ağrısı, baş ağrısı, ameliyat için uyuşturucu) kullanılırken ne olmuşsa Çin’de tütüne karıştıralarak içilir olmuş. Çin Hükümdarı bakmış ki ahali bunu içmekten tarlada çalışamıyor, yasaklamış. Bunun ticaretini yapan İngilizler de Çin’e savaş açmış. Savaşı İngilizler kazanmış, üstüne bir de Hong Kong’u ele geçirmişler
Potasyum nitrat: Süpermarketlerde çiçek çoşturucu olarak kullanılan potasyum nitrat, ortaçağda “güherçile” adıyla bilinirdi. Karbonla yani kömürle karıştırıldığında barut halini alır.
Potasyum nitrat, maden şeklinde kazılarak çıkartılır. İkinci dünya savaşında Almanlar bomba yapımında kullanmak için Hindistan’dan güherçile ithal ederken İngilizlerin ikmal yolunu kesmesi sonucunda bu maddeyi yapay olarak nasıl üretecekleri konusunda kimyacılarını çalıştırmışlar. Neticede “hava”dan -gerçekten havadan- potasyum nitrat yapmanın yolunu bulmuşlar ve dünyanın kaderini değiştirmişler.



