“Geçmişte başarılı olmak, ödüller almak, birilerini geçmek gibi saçma sapan nefsi şeylerle ilgilendim. Gerçek sevgileri gözden kaçırdım. Halbuki evime ve özel hayatıma daha çok vakit ayırmalıydım” diyen Kayahan;
Çok önemli etkileri var. Öncelikle Türkiye'nin birçok yerini görme imkanım oldu. İstanbul'da doğup, ölmüş çok adam tanıyorum. Sarıkamış, Erzurum, Kars, Konya ve daha bir çok yeri gezdim. O yüzden nereye gitsem orada hayata yeniden başlayabilirim.
Dürüstlüktür.
Benim bildiğim askerler, yalan söylemezler. Babam hala yaşıyor ve böyle bir insan. Dedem ve dört amcam asker. Disiplinli, dakik olmayı, laf anlamayı ve laf dinletmeyi onlardan öğrendim. Ama şimdi var olan askerlerin bazıları benim anlattığıma benzemiyor.
İki kardeşiz. Ama abim ölmüş ben onu görmedim. Tek erkek çocuğum.
Yok canım. Ben çok şanslı biriyim, sorumluluklarım olmazdı. Kendime sorumluluklar icat ettim.
Askerleri severim. O mesleği yapmasalar bile asker gibi olan insanları da sevdim. Çünkü askerliği karakter olarak gördüm. Ben emir altında çalışacak biri olmadığımdan asker olmadım.
Son derece ilgisizim. Bu evde oturuyorum, televizyon bile seyretmem. O yüzden piyasa hakkında en ufak bir fikrim yok.
İyi olup olmadığını anlamak için, kötüsünü bilmem lazımdı ama bilmiyorum. Zaten İpek Hanım, Aslı Gönül, Beste, annesi, torunum Oben ve akrabalarımın dışında kimseyle görüşmüyoruz. Hiçbir zaman “Bara gideyim, kumar oynayayım” demedim.
Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası'na ve Allah'ın mukaddes kitabına uygun yaşıyorum. Öyle olunca hayat kendi yerini buluyor.
İnsanlarla her zaman iletişim içindeyim ama sanat camiasıyla görüşmüyorum. Çünkü ihanetler olduğunu düşünüyorum. İhanet edenlerle de birlikte olmam.
Hatırlanmak ya da unutulmak benim için çok önemli değil.
Pek çok kişi için önemli olabilir ama ben sanatçı adayıyım. Sanatçlar Allah'ın verdiği doğadaki güzel şeyleri biraraya getirmekle meşguldürler. Hatırlanmak, zengin olmak, unutulmak gibi yoksul düşünceleri yoktur.
Yaptığım işten memnunum ama harcadığım zamandan memnun değilim. Yaptığım işler ayıp olmayan, şuan ki bilgimle de utanç duymayacağım ve hatta bugün de pek çok kişinin akıl edip yazamayacağı şeyler olduğunu düşünüyorum.
Geçmişte başarılı olmak, ödüller almak, birilerini geçmek gibi çok saçma sapan nefsi şeylerle ilgilendim. Gerçek sevgileri gözden kaçırdım. Ben de hep başarılı olmanın ve iyi şarkı yazmanın iyi olduğunu zannettim. Halbuki evime ve özel hayatıma daha çok vakit ayırmalıydım.
Şimdilerde bunu yapmaya çalışıyorum. Baktığınızda artık Aslı Gönül Hanım, Beste Hanım ve İpek Hanım bütün şarkılardan daha iyi.
İlke diyemeyiz. Emredilenlere uyuyorum. Cenab-ı Allah'ın kitabına inanıyorum. Onlara uymak bir ilke değildir. Zamanımızda uygulayanlar çok az olduğu için, neredeyse alıp kavonaza saklayacağız.
Emekle olan bir şey. Sevgi o kişinin ruhuyla tanışmış olduğunuz anlamına gelir. Yıldırım aşkı vardır ama yıldırım sevgisi yoktur.
Nedensizdir. Görürsünüz, bedenen beğenebilirsiniz; saçını beğenirsiniz ama hala ruhuyla tanışmamışsınızdır. Aşkta emek yoktur.
“Aşk” dediğiniz bana göre sevgidir. Ben şarkıları insanlara iyi duygular verebilmek için yazdım. Bazen öyle sözler kalemimden döküldü ki, onlar insanlara ziyan verir deyip yırtıp attım. Topluma borcum bu benim.
Allah'tan kız çocuğum olmasını istedim.
Önce hepsinin insan olduğunu düşünüyorum. Melekler gibi insanların cinsiyetleri ilgilendirmiyor beni. İyi insanlar ve kötü insanlar vardır. Ben hep iyi insanlar arasında oldum.
Çok. Hak ettiğimden daha fazlasına sahibim. Şükredecek o kadar çok şeyim var ki… Otursam ölümüme kadar şüküretmem lazım. Bunun farkına varmış olmak bir zenginliktir. O yüzden Allah'a; “Hak etmediğim kadar çok şey verdin” diye şükrediyorum.
Bu bilgimle bu kadar çok şey haketmezdim.
Ben hala haklı olduğumu düşünüyorum.
Yapılan şeyleri unutmamak, bir borçtur. Bunu çok önemserim. Otuz sene önce İstanbul'dayken ünlü olduğum zamanlardı ama simit yerdim. Bir arkadaşım bana “hadi gel bir lokantaya gidelim” dedi. Param var ama çocuğuma lazımdı. “Yok ya ben tokum” dedim. O da “Ben ısmarlıyorum” dedi. “Peki” dedim, gittik. Kurufasülye ve pilav yedim, karnımı doyurdum. Aradan yıllar geçti. Onu unutmadım ve iyilik yapmayı borç bildim. Bir gün sordu; “Sen bana bunları neden yapıyorsun”, ben de “Bana kurufsülye ve pilav ısmarlamıştın” dedim. Vefa böyle bir şey benim için.
Nilüfer meselesin de bütün olay şudur; insanların prensipleri vardır. Ben sözümden dönmem. Aldığım parayı hak etmek meselesini çok önemserim. Ben o parayı aldıysam ve bunu yedirdiysem birisi de bana helal etmeli diye düşünürüm. Nilüferle de böyle çalıştım. Onu maddi manevi kârlı ettim.
Ama o beni öyle bir noktaya getirdi ki hakkımda; “Kendisinin durumu zordu ona yardım ettim” demesi beni çok kırdı. Çok sinirlendim. Ben hep beraberce iyi işler yapmak istedim. Nilüferle de öyleydi, ama olmadı.
Benim bir hakkım vardı onu alıyordum. O hakkımı inkar etmeseydi davayı birgün de kazanacaktım. Durumu kötü olmak ayıp bir şey değil de, kazanarak helal edilsin diye çalışan bir adama onarılmaz yaralar açıyor.
Nilüfer iyi bir kızdır.
Helal ve haramın hep farkındaydım. O yüzden dikbaşlı olabildim. Namuzsuz ve şerefsiz adamlar dikbaşlı olamazlar. Dikbaşlı olmanız için namuslu ve şerefli olmanız lazım. Aksi takdirde boşluğunuzu bulurlar diye hep korunursunuz. Benim hiç korkum olmadı. Eğer meslek ya da birileri hakkında bir şey söyleyebiliyorsam doğru olduğu için söyledim. Çünkü boş bir tarafım yok.
Neden girsinler? Ben onların hayatlarına girmiyorum ki. Hayatta insanın çok dostu olamayacağını düşünüyorum.
Çok kolaydır ve çok zordur. Farkında olmak, sözünde durmak, insanları üzmemek, helal ve haramı ayırmak, kendini ve başkalarını kandırmadan hayatın yol haritasını çizmek, verilen nefese layık olmak. Başka bir şey yok. Çok kolay bir şey gibi görünüyor ama çok zor. Kin tutmam, insanlara yapabileceğim en büyük kötülük onlara iyilik etmemektir. Çok kızdıysam iyilik etmem ama asla kötülük de etmem.
Ben bana kalsa zor bir adam değilim. Anlaşılması çok kolay, çalışkan insanlarla çok iyi arkadaş olabilecek, dürüst insanlarla dostluk kurabilecek ve dünyaya neden geldiğinin farkında olan insanlarla iyi geçinebilecek bir insanım. Bu zorluk değil, kaidelere uyuyorum hepsi bu.
Tabii. Cennet Kokulum öyle bir şarkıdır. İpek Hanım'ın yerine geçmeye çalıştım. Aslı Gönül ile ilişkisini düşündüm. Onun yerinde olsaydım ne yapardım, kelimelerini ne olurdu, ruh halini anlamaya çalıştım. O olup yazdım. Şarkıda “Hiçkimse anne kadar sevemez ki” diye bir cümle var. Çünkü ben o anda anne olmuştum.
İnsanlar doğruyu bu kadar karmaşada bulabilirlerse İpek Hanım'ı keşfedecekler, biz de devam edeceğiz. Nilüfer'in zamanındayken kolaydı. Sadece TRT vardı, orada çıkıp söylüyordunuz.
İlk eşimle askerden döner dönmez, Beste onsekiz yaşındayken ayrıldık. İkinci kez evlendim. Dokuz ay sürdü. Nasip değilmiş olmadı. Hemen arkasından İpek Hanım'la tanıştım. Benim için bir hanımefendiyle tanışmış olmak, onun tüm sorumluluklarını almam demektir. Altı yıl sonra da evlendik.
Tabii. Bizim evliliğimize toplumun onay vermesi gerekiyordu. İkinci evliliğimde hata etmiştim. O yüzden affımın olması gerekiyordu.
Ben sanatçıların topluma örnek olması gerektiğini düşünüyorum. Herkesin sorumluluğu kadar sorumluluğum var. Boşanır boşanmaz hemen başka biriyle evlenirseniz “Bu adam ne yapıyor” derler. Ailemizin Türk ailerine örnek olduğunu düşünüyorum. Aslı Gönül'ü gördükleri zaman birçok ailenin çocuk istediğini biliyorum.
İnsanların birbiriyle anlaşmaların da en önemlisi şerefli olmaları. Bilgileriniz eşit olması gerekiyor. Akıl yaşını kabul ediyorum. İpek Hanım akıl yaşı olan bir insandı. Söylediklerimi anlayabiliyordu. Bunu ortaklık olarak görüyorum. Benim kriterlerim vardı onun da vardı. Onun da asker çocuğu olması, müşterek bir bakış açısı getirmiş olabilir.
Endişelerim var. Bütün tanıdıklarımdan kendimi sorumlu hissederim ama Cenab-ı Allah'ın yanına gidince ne yapacaklar diye çok düşünürüm. Aslı Gönül'e eş olacak kişinin nerede yetiştirlidiğini merak ederim. Aslı Gönül Hanım, beste yapan şarkı söyleyen bir anne ve babanın kızı. Dünyanın o kadar farkında ve dürüstlük onun için o kadar önemli ki, sanatçının kızına bak bile diyebilirler. Hayret ederler. Çünkü bizim yaşam biçimimiz çoğu sanatçının hayat tarzıyla benzeşmez.
Beste'den daha çok vakit ayırabildiğim için evet daha şanslıdır.
Şeref, doğru bir hayat ve huzur. Namerde muhtaç olmazlarsa çok güzel olur.
Tabii. Ben de öğrenciyim o da öğrenci.
O çok farklı bir şey. Onun iyi öğrenebilmesi için çok üzdüğüm de olmuştur. Buna mecburum. Evde el üstünde tutuğunuz pamuk prensesinizdir ama konu müzik olunca gözünün yaşına bakmazsınız.
Çok iyi. Bana dayanmak çok zordur. Çünkü ben insanlardan çok şey olacağını düşünürüm. Ortalamayla idare edemem. Çok iyisi olsun isterim, bu da insanı çok yorar.
En rahat dönemim şimdi. Şimdi kafam rahat.
Büyük planımı bozdum. İstanbul'da değil, Gönül Köşkü'nde yaşayacaktım. Ama Aslı Gönül Hanım dünyaya gelince, annesi eğitimini daha iyi almasını isteyince, gelip bu evi aldık. O yüzden Gönül Köşkü'nü satıyoruz.
İsteyenler oldu. Kumarhane yapacakları için vermedim. Evinizi kumar oynatan birine satmazsınız. Çünkü orada komşuluk hakkı diye bir şey vardır. Helal para kazanmış, yaşamayı bilen, ailesi ile yaşayan biri olsun istiyorum.
Cumhuriyet ve Anayasa abartılmış. Haberi okutmak için atılan bir başlık bu. Benim söylediğim birşey değil.
Ben şarkılarımı verirken şartlar koşuyorum bu doğru. Ama bu maddeleri otuz yıldır uyguluyorum.
İyi bir şarkıyı kötü bir şarkıcı söylerse o zaman o şarkı hedefine ulaşamaz. Bir de şarkının düzenlenmesi benim tarafımdan onaylanması gerekiyor. Ben kendi şarkılarımın doğru bir orkestrayla çalınmasını istiyorum.
Bana gelip şarkı almak isteyenler zaten albümlerine lokomotif şarkı ararlar. Benim de görevim onlara en iyi şarkıyı yazıp o plağın en iyi şarkısı olması gerektiği için, albümün adının yazdığım şarkının olmasını isterim. İlk klip şarkısı da ona çekilmeli. O albümün daha çok kitleye ulaşabilmesi için ilk klibin ona çekilmesi gerekir.
O şunun için; Eğer ben işçi olsaydım bir patronun yanında çalışırken onun dürüstlüğünü araştırırdım. Bu benim insani hakkımdır. Onun nasıl kazadığını bileyim ki benim de ondan aldığım paranın helal olduğunu bileyim. Eğer patron olsaydım da çalıştırdığım insanların dürüst olmasına dikkat ederdim. Meslekle çok ilgisi yok. Hayatımın tümünde böyle davranıyorum.
Evet. Ben yalnız şarkıları şarkıcılara vermiyorum. Şarkılarımı kendim söylerken onları plak şirketine iki yıllığına kiralıyorum. İki yıl sonra bütün hakları benim oluyor.
Çünkü şarkılarımın pek çok kişinin elinde dolaşıp, değerinin kaybetmesini istemiyorum. Başka bir şarkıcıya verirken de o zaman onun plak şirketine yine iki yıl süre için veriyorum. Iki sene sonra çoğaltamazsınız diyorum. Bu verdiğim izinlerin tümünü kaset ya da CD olarak basmaları şartıyla veriyorum. Dijital ortamda satılmasına izin vermiyorum.
Bütün bunları hak etmek için her seferinde daha iyi bir şarkı yazmanız lazım. Bu otuz yıldır devam ediyor. Allah beni mahçup etmedi. Kime ne şarkı verdiysem o onun en önemli şarkısı oldu. İbrahim Tatlıses, Allah'ım Neydi Günahım, Nilüfer, Mor Menekşe, Geceler, Sezen Aksu'ya verdiğim Hep Karanlık gibi pek çok şarkı var. Burada en zoru, hak edebilecek bir şarkıyı yazmak.






