Emrah'la yeni satın aldığı spor kompleksinde sohbet yapıyoruz. Fulya'da Polat Towers'taki spor kompleksinin yeni patronu Emrah, artık 36 yaşında koskocaman bir adam. Zaman ne çabuk geçiyor… Emrah'la eski günleri, ilk sahneye çıkış günlerini yad ediyoruz. Çocukluğunu tam anlamıyla yaşayamadığı için hep bir taraf eksik kalmış gibi geliyor bana. Sıcak geçen röportaj esnasında oğluyla ilgilenip ilgilenmediğini soruyorum. Bu konuda konuşmak istemiyor. Ancak, sohbetin bitiminde teybimi kapatıyorum ve aynı sorumu yineliyorum. Ne mi söylüyor? Olumlu ya da olumsuz en iyisi mi, bu bende kalsın. Sevgi dolu pazarlar...
Hayır. Çok küçük yaşlarda başlamamdan ötürü elbette o çocuğun yaşaması ve o yaşta arkadaşlarıyla sokakta oynaması yerine ben o yaşta sahneye çıkıyordum. O yaşta filmler çekmeye başladım, o yaşta kendimden büyük insanlarla muhataptım. O yüzden böyle bir şey olamadı zaten. Fakat bu kader kısmettir. Bundan şikayetçi değilim ben.
Elbette oldu. Bir çocuğun, o yaşta arkadaşlarıyla oynaması gereken dönemde, belki de oyuncaklarıyla oynaması gereken dönemde ben çok ciddi bir işle uğraşıyordum. Küçük yaştaydım ve yoruluyordum elbette.
Ama hani bazı, 'zaman zaman çocukluğumu yaşayabilseydim' dediğim olmuştur ama
benim yerimde olmak isteyen birçok insanın olduğunu biliyorum.
Evet. Kendimden yaşça büyük insanlarla muhataptım. Bu muhatap, sizin daha çabuk olgunlaşmanıza, daha çabuk büyümenize sebep oluyor. O dönemde sizin üstünüze bir sorumluluk yükleniyor. 'Daha dikkatli ol, daha hassas ol. Sen artık şöhret olma yolundasın' gibi. Yaptığınız meslek gereği birtakım sorumluluklarınız var. Ama çocuk yaşta bunu tam bilemiyorsunuz tabii. Sonra her şey çok farklı geliyor. Bunu büyüyünce fark ediyorsunuz
Elbette büyüklerim vardı. Ağabeylerim, ailem vardı. Açıkçası insanın yanında olması çok önemli.
Aslında o yaşta bir çocuğun bu işe başlaması çok zordur. Yanınızda aileniz yoksa bence uzun uzun düşünmeniz gerekir. Sizi koruyan bir aileniz varsa problem olmayabilir. Ama ben yine de o yaştaki çocuğun bu kadar sorumluluk almasını istemem. Zaten şöhretin de ne olduğunu o yaşlarda bilmiyorsunuz ki... İyiyi kötüyü 17-18 yaşından sonra ayırt etmeye başladım. Zaten o kadar hızlı gelişti ki, ben çok çabuk şöhret oldum.
Ne olduğunu bilmiyordum. Birtakım şeylerin farkına varmak biraz zaman aldı. Kendimi bilmeye başladıktan sonra öğrendim açıkçası. Evet kabiliyetim vardı. Sesim güzeldi. İnsanlar beni sevdi, bağrına bastı. Bu şans, bir yandan çok küçük yaşta başladığım için hem avantaj hem de dezavantajdı. 18-19 yaşından sonra, 'Hııı, demek şöhret böyle bir şeymiş' dedim. Ama bunları bilmeniz bir zaman alıyor. Şımarabilirsiniz. Herkes sizi tanıyor, seviyor. Oh ne kadar güzel, hayat süper! Harika herkes yanınızda etrafınızda insanlar dönüyor. Herkes sizi tanıyor, para da kazanıyorsunuz. Daha ne olsun yani. Ama orada bir şey var. Çok önemli bir şey. Şöhretin size yükledikleri şey nelerdir? Siz onu biliyor musunuz? Şöhret size başka bir yaşam tarzı sunuyor. Şöhretle benim aramda çok enteresan bir mesafe var. Şöhret, benim üstümde bir üstünlük kuramaz. İzin vermem. Ben sorumluluklarımı çok iyi biliyorum. Eskiden her şeye üzülürdüm. Şimdi hiç üzülmüyorum. Örneğin, asparagas bir haber çıkardı, beni etkilerdi. Şimdi ise, 'Bana ne çıksın. Ona mı üzüleceğim Allah, Allah çıkarsa çaksın...' diyorum. Ben 36 yaşındayım. Benim hayatımı, kendim yönlendiririm. Ben sorumluluklarımı biliyorum. Nerede olduğumu da biliyorum. Nerede olmadığımı da biliyorum.
Ben buna artık şöyle diyorum. 'Evliliği düşünüyorum, ama sadece düşünüyorum'. (Gülüyor) Hayır, düşünmek var, bir de evliliği düşünüyorum var. Ben evliliği düşünüyorum ama sadece düşünüyorum. Gerçekleşme olayı tamamen kadere ve kısmete bağlı bir şey. Ben gönlümün götürdüğü yere giderim.
Annenin mi, senin mi kriterin öne geçer?
Elbette benim. Annem benim kriterlerimi çok iyi biliyor. Ve ondan ötürü de benim sevdiğim ve saygı duyduğum insana o da duyar. Çünkü ben mutlu olacağım için asla müdahale etmez. Hani dışarıda şöyle görünüyor; annesi müdahale eder gibi görünüyor. Elbette müdahale eder. Mesela der ki, 'Bence şu şöyle. Bir düşün ama yine son kararı sen ver' der. Şu anda annesinin kuzusu durumu var ya... Öyle diyorlar ya... Öyle. Çok da mutluyum ayrıca bundan. Ben annemin kuzusuyum. Ne kadar güzel. Onun duaları var. Sabah uyandığımda onun sesini duymazsam deli olurum.
Hayır. Aynı evde yaşamıyoruz ama bana çok yakın bir mesafede oturuyor. Ama bütün gün görüşüyoruz. O bana geliyor. Ben ona gidiyorum. Akşam yemeklerine gidiyorum. Sonuçta ben onun evini restoran gibi kullanıyorum (Kahkaha atıyor). Bu akşam restoranda ne yemeği var diyorum. Onun tadı var ya başka. O yüzden aramızda şakalaşıyoruz. Ya, anne izah edilemez gerçekten. Annesine düşkün gibi haberler çıkıyor bazı zaman. Bu zaten öyle olmalı. Annesine düşkün.... Annesine tabii düşkün. Annesi ya, ötesi var mı...
Hatırlamaz mıyım. Yoksulluk derken, yoktu. Ekonomik durumumuz iyi değildi. Ben babamı 1.5 yaşındayken kaybettim. Annem işçi olarak çalışmaya başlamış, beni büyütmüştü. Elbette bizim hiçbir lüksümüz olmadı açıkçası. Şimdi Allah'a şükür ediyoruz. Yanımda çalışan insanlar var. Elbette herkesin bir hırsı vardır ama hırsı kontrol etmelisiniz. Bu hırs var ya, onu gerçekten çok iyi kontrol etmelisiniz. Allah, 'Yürü kulum' dedi, yürüdük. Şimdi çok şükür her şeyim var. Annemle zaman zaman oturup sohbet ettiğimizde o diyor mesela, 'Neredeydik nerelere geldik' diyor. Bu kader derdi, bilemezsiniz. Burada tüm mesele şu; kalbinizi temiz tutacaksınız. Ben hep şunu söyledim; evet doğru, çok yoksulduk. Bunu söylemek ajitasyon gibi gelebilir ama doğru, yoktu ama... Ne bir çantamız olabildi okula giderken ne de naylon torba içerisine kitaplarımı koyardım. O yüzden geçmişe dönüp bakıyoruz, tabi nereden nereye.... İnan şimdiki elimdekilerin değerini bu nedenle daha iyi biliyorum. Her gün Allah'ıma şükür ediyorum.
Benim iki tane ağabeyim vardı. Biri rahmetli oldu. Bir tane ağabeyim var şimdi. O da evli. Şimdi ben annemden babamdan tek çocuğum. Babamın bir ilk evliliği var. O evlilikten kardeşlerim de var ama onlarla görüşmüyorum. Babamın ilk evliliğinden olan çocukları benimle o zamanlar hiç ilgilenmediler. Ben şimdi onlarla görüşmüyorum. Ben şöhret olduktan sonra o kişiler niye yanıma gelecek ki... Asla hiçbir şekilde. Haa, şimdi bir ağabeyim var onu çok severim. Değer de veririm. Keşke benim bir kız kardeşim olsaydı. Çok isterdim. Yalnızlığa alışmışım. Benim en büyük dostum yalnızlığım aslında... Sıkı bir dostumdur.
Açıkçası ben sana o şarkıları daha çok yakıştırıyorum.
Ama değişen bir dünya var. Müzikseverlerin beğeni şekilleri değişti. Zaman değişiyor, yeni soundlar geliyor. Belki o eski şarkıları şimdi çekseydik o dönemdeki gibi benimsenmeyecekti.
Sağlığıma çok değer veriyorum ve etrafımdaki insanlara değer veriyorum.
İftira. Çok üzücü bir şey bu.
Hatasız kul olmaz. Benim de hatalarım olmuştur. Ama en önemlisi şudur; yaptığınız hataları tekrar etmemeniz lazım. Düşüşte miyim değil miyim hiç öyle derdim de olmadı zaten. Ben, tamamen şöhrete endeksli yaşamadığım için hayatımda hakikatten öyle bir derdim yok. Ama şöyle bir şey var; ismimi, imajımı, markamı korumak istiyorum. Ben, bana göre bir markayım. Bu markanın da kendine göre birtakım kuralları, prensipleri vardır. Bu prensipleri korumaya çalışıyorum. O kurallar çerçevesinde o markayı korumaya çalışıyorum. Ama zaman zaman bir dakika nefes alayım, dinleneyim dediğim zamanlar olmuştur. Ama bu bir düşüş değildir. Dışarıdan bana, 'Ortalarda değilsiniz' diyorlar. Bir de ortalıkta olmak nedir onu da ben bilmiyorum. Buraya geliyorum (işletmesi). Spor yapıyorum, annem de spor yapıyor.
Bana göre artık bu konunun konuşulacak yanı yok.
Artık bu bizim kendi özelimiz. Kimseyi ilgilendirmez. Çünkü bu benim özelim.
Evet çok kere verdim. İnsan biraz yaşı büyüdükten sonra, olgunlaşmaya başladıktan sonra hayata bakış açısı değişiyor. Ben şimdi kendi kendime diyorum ki, ben niye bunları söylemişim diyorum. Size bir şey söyleyeyim mi? Siz ünlü olarak kendinizi benim yerime koyun. Keşke bir de oradan baksanız…
Emrah, 1971 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. Babasını 1.5 yaşında kaybeden sanatçı annesinin işi nedeniyle Elazığ'ın Gülaman ilçesinde ilkokula başladı. Okulda müzik öğretmeni tarafından müziğe olan ilgisi, kendine öğretileni çabuk kavrayışı ve özellikle sesinin güzelliğiyle dikkat çekti ve aralarında yapmış oldukları amatör bir kasetle ilk adımı atmış oldu.. Emrah, ortaokul eğitimini Diyarbakır'da devam ettirirken, bu dönemde eniştesi ve yakın çevresinin teşvikiyle 4 adet amatör kaset yapıldı, videoları çekildi. Bu kaset ve videolar Diyarbakır ile çevresinde büyük ilgi gördü. Kısa sürede müzik çalışmaları öğrenim ve amatörlük aşamasından çıkıp, profesyonelliğe doğru yol aldı.






