
“Mehmet Çetin’in bir çocuk, bir insan, bir şair ve bir aydın olarak yaşadığı hayat macerasını ve düşünce evrenini, ruh ve gönül dünyasıyla harmanlayarak masal/masallar üzerinden anlatması, bir tür hayatı sorgulamasıdır.”
25 Kasım 2020’de aramızdan ayrılan Mehmet Çetin’in iyi bir yazar, fikrî derinliği olan ciddi bir entelektüel ve donanımlı bir kültür adamı olduğunu onu tanıyan hemen herkes bilir. Fakat O’nun asıl zihni mesaisini büyük ölçüde şiire ayırdığını hemen hepimiz vefatıyla öğrendik.
Mehmet aslında çok eskiden beri şiir yazardı ama bunları pek öyle dergilere falan göndermediği gibi her önüne gelen yerde okumak da istemezdi. Ama bilirdim ki birikmiş şiirleri vardı ve özellikle “Kaf Dağı’na Bakan Ayna” adı altında yazdığı şiirlerden farklı bir heyecanla söz ederek nihayet bitmesinin yakın olduğunu sık sık söylerdi.
İşte “a kitap”, bu birikmiş şiirleri iki ayrı kitap halinde okuyucuyla buluşturdu: Kaf Dağı’na Bakan Ayna ve Sessiz Bir Gidiş Gazeli.
İyi biliyorum Mehmet tüm şiirlerini kendisine “yazmalı mıyım?” sorusunu yöneltip “evet yazmalıyım” cevabını aldıktan sonra yazdı fakat şunu yapamadı: Hayatını bu ihtiyaca göre kurmak… Bunu aslında bizim kuşaktan ve “bizim mahalleden” hemen hiç birimiz yapamadık. Çünkü hepimiz taşradan, köyden, kasabadan gelmiş, “vatan kurtarma” mesaisi dışında kalan zamanlarda büyük şehirlerde ayakta durmaya ve evlad-ı âyâlimizi kimseye muhtaç etmemeye çalışan “entelektüel” yoksullardık. İşte Mehmet de hepimiz gibi, bu güzel şiirler de dahil, yazıp çizdiği, yapıp ettiği her şeyi memleket ve ekmek kavgasından arta kalan zamanlarda yaptı.
İNSANI MERKEZE ALAN BİR ŞAİR
Şiirlerinde yeni, farklı ve orijinal olmayı amaç haline getirmeden yeni ve farklı bir dil ve anlatım yakaladığını düşünüyorum. Bağırmadan, gösterişe kaçmadan orijinal imajlar, yeni mazmunlar ve modern metaforlarla besledi şiirini. Sloganlara, şablonlara hiç eyvallah etmedi. Şiiri süslü, gösterişli, tumturaklı ve tasannulu söz söylemek sanatı olarak görmedi. Sözlü ve yazılı kültürümüzün ana kaynaklarıyla bağını koparmadan, geleneksel şiir birikimimiz olan klasik divan ve halk şiirimizle, özellikle türkülerle bağını sessiz ve derinden devam ettirdi.
Kısacası Mehmet Çetin’in şiiri, insanı merkeze alarak bütün bir hayatı, dünyayı, yaratılışı, ölümü, hikmeti, felsefeyi, efsaneyi, masalı.. kısacası insana dair ve insanî olan her şeyi konu edinen bir şiirdir.
Kaf Dağı’na Bakan Ayna adlı kitabındaki Mehmet Çetin’in bir çocuk, bir insan, bir şair ve bir aydın olarak yaşadığı hayat macerasını ve düşünce evrenini, ruh ve gönül dünyasıyla harmanlayarak masal/masallar üzerinden anlatması, bir tür hayatı sorgulamasıdır. Masalla gerçeğin, masalların dünyası ile gerçek dünyanın, geleneksel olanla modern olanın, madde ile mananın, zâhir ile bâtının, reel ile idealin hesaplaşmasıdır Kaf Dağı’na Bakan Ayna. Şair önce “yaralı” çocukluğunu seyreder bu aynada:
- Büyüyordum
- Büyüdükçe ağrıyordu
- Kaf Dağı’na ait bir şey kalbimin bir yerinde
- Kaf Dağı büyüklüğünde...
Ve sonra bu ağrının, hayatın nerdeyse tümünü kuşatarak düşünceyi çoraklaştıran, ruhu fakirleştiren derin etkileri, izleri:
- Ey tarihsiz, masalsız, menkıbesiz
- Ve ey kıssasız hayat
- Gerçekçi ve hakikatsiz ömrümüz
- ...ve ölümümüz ey...
diyerek insana ve insanın modern dünyadaki macerasına dair çok çarpıcı sorular ve can alıcı sorgulamalar ile karşılaşırız:
- Hayatımızın hiçbir menzile ulaşmayan yolları
- Yüzümüzü unutan bâd-ı sabâ
- Hafızasız gözyaşlarımız
- Düşecek hava, su, toprak bulamayan cemrelerimiz
- Ey sazından ayrı düşmüş türkülerimiz
- Yüreği ve telleri kırık sazımız ey
Kaf Dağı’na Bakan Ayna, edebiyatımızda örneğine ender rastladığımız türden bir destan-şiir. Masalların ve destanların bu efsanevi dağı, şiirde, “hakikati gören masal” ile “hakikatsiz kalan gerçek” in sembolü olarak ele alınır. Şair adeta Kaf Dağı’na dev bir ayna tutarak kendi küçük masallarımızdan insanlığın büyük masalına yani Hakka, hakikate ve hikmete giden o çetin yolu aydınlatmaya çalışır.
SESSİZ BİR GİDİŞ GAZELİ’NE DAİR
Sessiz Bir Gidiş Gazeli adlı ikinci kitaptaki şiirler arasında yer alan Birikmiş Sorular Gazeli adlı iki şiir, çoğu yerde cevabı da kendi içinde gizli olan ‘derin’ soruların cesaretle sorulduğu şiirlerdir.
Ayna ve Çerçeve şiirinde, Behçet Necatigil’in “Şiir Burçları” yazısında kullandığı metaforun üçünü (Hasret, Gurbet, Hikmet) ödünç alarak, insanın dünya hayatındaki macerasının ana merhalelerini/duraklarını “ayna” imgesiyle kavramlaştırarak anlatır: Çocukluk Aynası, Gençlik Aynası, Hasret Aynası, Gurbet Aynası, Hikmet Aynası.
- Aynaya bakmadım bir daha
- Arkama bakmadan aldım götürdüm kendimi
- Kendimi ve kendilerimi
- Geceye katılmış gölgeler gibi
Bir Aceminin İtirafları’nda, hayatın gerçek özünün bu “acemiliklerde” gizli olduğunu bilmenin olgunluğu içinde kendi kendisi ile alay ederken, diğer yanda insanın kendi insanlığı, ontolojik varlığı ve sorunları karşısındaki acemiliğini yarı ironik bir dille anlatır. Aslında hayatın acemisi olmak, hayatın “ustalaşmış” insanlarının gözünde acınası bir beceriksizlik gibi görünse de, saf ve samimi acemilik, hayatın özünün farkına varmayı, keşfetmeyi ve hayret etmeyi getirir. Bu durum, aynı zamanda hayret makamının eşiğinde olma halidir ki bu eşiğe herkes öyle kolay erişemez. Bir insanın adı şaire çıkmadan da şair olabileceğine ve iyi şiirler yazabileceğine inanmayanlara, bu kitaptaki şiirleri gecenin ıssız bir vaktinde sesli okumalarını öneririm. Ben öyle yaptım ve şunu fark ettim: Her iyi şiir, aslında şairinin kendine yazdığı/yaktığı içli bir ağıttır; ölmeden önce söylenen ve öldükten sonra da söylenecek olan... Hele bu şair, Mehmet Çetin gibi hayatın acemisi, ölümün ustası bir şair olursa...








