Önyargılara karşı adalet ve kültürel kimlik duygusu

Nevzat Tarhan
00:0026/06/2010, Cumartesi
G: 25/06/2010, Cuma
Yeni Şafak
Önyargılara karşı adalet ve kültürel kimlik duygus
Önyargılara karşı adalet ve kültürel kimlik duygus

Önyargıların kalıcı olabilmesi için insanın biyolojik özelliğine uyması gerekir. Her kültür muhakkak kendi yaşam biçimini sunar ve kendi adaletini oluşturur. Adalet kavramı insanda biyolojik temeli olan bir kavramdır. Kültürel önyargıların dağılması için kişilerin adil paylaşım kaygısı içerisinde olmaması gerekir. Medeni olan toplumlarla medeni olmayan toplumları ayıran nokta hukuka saygıdır. Hukuka saygısı olmayan kişi zorla bir şeyler elde etmeye kalkar. Zorla insanların ekmeğini gasp eder, zorla arabasını elinden alır. Bu tür davranışlar hukuksuzluktur. Fakat insanda adaletle ve adil paylaşımla ilgili eğilim vardır. Eğer bu duygu yoksa insanlar arasında sınırlar çizilemez ve sınır ihlalleri olur. Toplumlar ve kültürler arası sınır ihlallerinin oluşması da buradan kaynaklanır. Önyargılar, standartların oluşmasında önemlidir fakat önyargıların canlı olması gerekir. Sonuç alınabilmesi için, değişen yeni şartlara uyum sağlayabilme kapasitesi içerisinde olması gerekir.

Kültürün en önemli özelliklerinden biri kimlik duygusu oluşturmasıdır. Kültürel kimlikte özdeşleşme söz konusudur. Mesela “benim binam, benim köyüm, benim mahallem” şeklindeki grup duygusu kimlik tanımlamasıdır. İnsanlar arasında ortak bağlar vardır. Aynı mahallede oturan insanlar arasında bu bağlar daha fazladır, aynı şehirde oturanlarda bağ sayısı daha da artar. Aynı kültüre mensup insanlarda bu bağ sayısı çok daha fazlalaşır. Yunanistan'ın Pire şehrinde, sahildeki bir restoranda kendinizi İstanbul'da gibi hissetmeniz mümkündür. Çünkü orada İstanbul'dan gelen bir Rum göçmenin restoranında, yetiştiği kültürel kimliğinin yansımalarını görürsünüz. Restoranında Türk müziğini, yemeklerinde Türk lezzetlerini tadarsınız. Kültürel kimlik ortak değerler manzumesi oluşturur, özdeşleşme olur. Kültürel kimlik, bağımsızlığı getirdiği gibi insanın hem mutlu olmasına hem de istikrarlı bir ilişki kurmasına sebep olur. Kimlik duygusu böylece insanı yalnızlıktan uzaklaştırmış olur. Kültürel kimlik grup duygusu oluşturduğu için sosyal bir şemsiyeyi ortaya çıkarır. O şemsiyenin altında da insan kendini güvende hisseder. Kimlik duygusu insanın özgüven duygusu ve özsaygı ihtiyacı ile çok yakından ilgilidir. Kendisine saygı gösterilmesini isteyen insan, bir aile veya aşiret içerisinde saygı gördüğünde kendini iyi hisseder, bu durum da kültürel kimliğin devamını sağlar.

Kültürel kimliklerin yansıması olan yaşam tarzlarına baktığımızda şu örnek gözümüze çarpar. Mesela dindar bir insan ile laik yaşam tarzındaki bir insanın arasındaki kültürel farklılıkları anlamaya çalıştığımızda bazı çelişkileri görürüz. Laik bir insan yaşamının her anında laik yaşayabilir mi? Eğer kişi laikliği dinden izole bir kavram olarak ve dini yok sayan bir yaşam tarzı olarak düşünüyorsa, o kişinin dini düşünmesi, besmele çekmesi bile laikliğe aykırıdır. “Laiklik bir yaşam tarzıdır” iddiası varsa ve böyle tanımlanıyorsa sınırlarının belirlenmesi gerekir. Mesela “evde halı konulmasına karşı değilim” diyen birisinin eve halı serilmesine izin vermemesi gibi bir durumda, bir değere karşı çıkmak vardır. Bu örnekteki gibi tanımlama net yapılmazsa sınırlar karışır. Diğer taraftan dindarlığı yaşam tarzı olarak seçmiş bir insan, kendi yaşam tarzı gibi herkesin aynı şekilde davranmasını istiyorsa, çocuğuna seçenek sunma ve model olma tarzının yerine belli bir kıyafeti giydirmeye zorluyorsa, bu davranışın da dindarlık tanımlamasına girip girmediğinin tartışılması gerekir.