Hayat Prof Dr Dilek Şirvanlı Özen Stresin bağışıklık sistemimizi zayıflattığını unutmayın

Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen: Stresin bağışıklık sistemimizi zayıflattığını unutmayın

İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı/Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen koronavirüs ile ilgili olarak görüşlerini paylaştı. Özen "Stresin bağışıklık (immün) sistemimizi zayıflattığını unutmamalıyız. Hâlbuki bizim şu günlerde en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey, güçlü bir immün sistem. Onun için, var olan durumu stres haline getirmemeye çalışmalıyız" açıklamasında bulundu.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen: Stresin bağışıklık sistemimizi zayıflattığını unutmayın
İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı/Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen açıklama yaptı.

İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı/Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilek Şirvanlı Özen'in açıklamasından öne çıkan başlıklar şöyle:

Korona ile nasıl yaşayacağız?

Son günlerde yaşam rutinimizde radikal değişimler yaşıyoruz. Okullar kapandı ve eğitimin bahar dönemi süresince uzaktan eğitim ile devam edeceği bildirildi. İşyerlerinin bir kısmı işlerini durdurdu, bir kısmı yavaşlattı ve çalışanların dönüşümlü işe gelmesi ya da evden çalışması istendi. Toplu taşıma araçları bazı şehirlerde durdurulurken bazılarında sefer saatleri azaltıldı. Belirli yaş gruplarının sokağa çıkması yasaklanırken, bu yaş grupları dışında kalanların ise mecbur kalmadıkça sokağa çıkmamaları istendi ve dışarı çıkmak zorunda olan insanların da özellikle toplu olunabilecek ortamlarda maske kullanmaları zorunluluğu getirildi.

Kamu alanları devamlı dezenfekte edilmekte. Her gün bizlerle bir takım rakamsal bilgiler paylaşılmakta vs. Tüm bunlar bize şunu gösterdi ki, ortada insan sağlığını tehdit edici bir durum mevcut. Ancak bu tehdit elle tutulur, gözle görülür değil. Yani bir kontrol edilemezlik bir belirsizlik söz konusu ki, belirsizlik insanın güven duygusunu sarsan bir şey.

Biliyoruz ki yaşam içinde doyurulması gereken birincil ihtiyacımız fiziksel ihtiyaçlarımız iken, sonrasında güvenlik ihtiyacımız gelmekte. Hâlbuki şu anda kendimizi güvende hissetmiyoruz. Aynı zamanda virüse karşı kendi güçsüzlüğümüzün de farkına varmış durumdayız ve bu da yüksek düzeyde kaygı yaşamamızı beraberinde getirmekte.

Yaşadığımız kaygıyı nasıl değerlendirmeliyiz?

Öncelikle, içinde bulunduğumuz ortamı düşündüğümüzde, yaşanılan kaygının çok doğal bir duygusal tepki olduğunu kabullenmemiz; sonrasında bu duygumuzla nasıl baş edebileceğimizi, onu nasıl yönetebileceğimizi belirlememiz önem arz etmekte. Bu noktada Kübler-Ross’un “kötü haber almanın beş aşaması” modeli çerçevesinde, yaşadıklarımızı değerlendirebiliriz. Bu beş aşama inkâr, öfke, depresyon, pazarlık ve kabul’dür. Nitekim bizler de önce bu durumu ‘inkâr’ ettik.

“Bu virüs kalkıp taa Çin’den bize mi gelecek” dedik, “biz bugüne kadar ne virüsler gördük” dedik, “bize gelene kadar elbet bir tedavisi bulunur” dedik. Kısacası var olan tehlikeyi görmezden gelmeyi tercih ettik. Fakat maalesef 11 Mart gecesi ilk virüs vakamız resmi olarak duyuruldu ve o ana kadar göz ardı ettiğimiz tehlikenin aslında o kadar da uzak olmadığını ve hatta bize ulaştığını fark ettik. İşte bu aşamada ‘öfkelenmeye’ başladık. “Ne biçim bir döneme denk gelmişiz” diyerek, “bu da mı bizi buldu” diyerek, ”yiyecek başka bir şey bulamadınız mı, ne diye yarasa yediniz” diyerek öfkemizi çeşitli platformlarda dile getirdik.

İnkar ve öfke dönemimizi sonrasında, depresyon dönemi izledi. “Ya ben de hasta olursam”, “ya çocuğuma bir şey olursa”, “ya işimi/ gelirimi kaybedersem” türü düşünceler içinde yaşanılan olumsuzluğun korkutucu taraflarını kendimize dillendirdik. Şu günlerde son iki dönem olan pazarlık ile kabul aşaması arasında bir yerlerdeyiz. Bazılarımız ‘pazarlık’ aşamasında ve “şu karantina bir bitsin, neler neler yapacam” düşünceleri içindeyken; bazıları ‘kabul’ aşamasına geldi ve “tamam durum bu. Şimdi neler yapmalıyım, nasıl yapmalıyım” düşünceleri içinde. Belki bundan da sonra gelecek şey, geleceğe yönelik alınacak kararlar olacak.

Şimdi ne yapmalıyız? Davranışlarımızı nasıl değiştireceğiz?

İşte bu nokta çok önemli. Şunu biliyoruz ki, her tehdit kendi içinde fırsatlar barındırır. Dolayısıyla bizim bu olumsuzluktan nasıl çıkacağımız çok önemli. Durumu gereğinden fazla büyütüp bu durumdan travmatize olarak da çıkmamız da mümkün; ya da bu durumdan bir şeyler öğrenmiş, deneyim kazanmış ve buna bağlı olarak çok daha güçlenmiş olarak da çıkmamız da mümkün. Seçim bizim!..

Bu aşamada gerek kendimiz gerekse yaşamımızdaki en değerli varlıklarımız olan çocuklarımız için neler yapabiliriz? Öncelikle, stresin bağışıklık (immün)sistemimizi zayıflattığını unutmamalıyız. Hâlbuki bizim şu günlerde en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey, güçlü bir immün sistem. Onun için, var olan durumu stres haline getirmemeye çalışmalıyız. Bunun için de, hayatta her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabul edip buna göre hareket etmeliyiz. “Hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir” sözünü unutmadan, başımıza gelenlerle mutlu ve sağlıklı yaşamayı başarmalıyız.

Bir diğer önceliğimiz, normal hayatımızı devam ettirme ve rutinlerimizi mümkün olduğu ölçüde bozmamak yönünde hareket etmemiz olmalı. Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki, rutin, güven demektir ve bizim de bu günlerde güven duymaya çok ihtiyacımız var.

Öte yandan çocuklarımıza model olduğumuzu da aklımızdan çıkarmamalı; duygu, düşünce ve davranışlarımızı bu yönde organize edebilmeliyiz. Çocuklar ebeveynlerinin her türlü duygu durumlarını hissetmekte ve onları kendilerine model almaktadırlar. Dolayısıyla ebeveynler çocuklarına sadece ne yapılması gerektiğini söylemeleri değil, aynı zamanda davranışlarıyla da onlara model olmalıdırlar. Örneğin Neler yapıyorsunuz? Kaygılı olduğunuzda örneğin müzik mi dinliyorsunuz ya da arkadaşlarınızla telefon ya da internet aracılığıyla sohbet mi ediyorsunuz vs. Ebeveynlerin çocuklarıyla bunları paylaşmaları çocukların psikolojik sağlıkları açısından katkı sağlayıcı olacaktır. Benzer bir model olma, hijyen sağlama yöntemleri konusunda da olabilir. Yani çocuğunuza sadece “ellerini yıka” demek değil, ebeveynlerin de olması gereken koşullarda ellerini yıkamaları ve çocukların bunu görmeleri önemlidir.

Son olarak, bu sorunla mücadelede hiçbir zaman yalnız olmadığımızı bilmeli ve bunu çocuklarımıza da belirtmeliyiz. Şu günlerde en büyük dileğimiz, bu zor günlerin en kısa zamanda en iyi şekilde atlatılması. Ancak şunu da unutmamalıyız ki, bu tür olumsuzluklar ileriki zamanlarda yaşamımızda yine ortaya çıkabilir. Onun için, gerek birey gerekse toplumlar olarak, yaşadıklarımızdan maksimum öğrenme ve faydayı sağlamamız, bizler için çok büyük bir kazanç olacaktır.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.