Starova kitaplardan bir 'Balkan Babil'i inşa ediyor

Süreyya Kayacan
00:007/05/2008, Çarşamba
G: 6/05/2008, Salı
Yeni Şafak
Starova kitaplardan bir 'Balkan Babil'i inşa ediyo
Starova kitaplardan bir 'Balkan Babil'i inşa ediyo

Kronolojik olarak birbirine bağlı, fakat farklı roman teknikleriyle yazılış bir üçleme: 'Keçiler Dönemi', 'Babamın Kitapları' ve 'Tanrıtanımazlık Müzesi'. Luan Starova, geçtiğimiz yüzyılın Balkanları'nı anlattığı bu üç kitapla Balkan Edebiyatı'nda yerini sağlamlaştıracak gibi görünüyor.

Balkanlar, özellikle Arnavutluk ve eski Yugoslavya'nın Makedonya'sı İkinci Dünya Savaşı'ndan başlayarak, doksanlı yıllardaki Bosna Hersek'in kaderine benzeyen işgallerle ve tehditlerle sürekli karşı karşıya kaldı. İtalyanca, Yunanca konuşan askerlerin dipçiklerine maruz kalan halk, aynı zamanda Rusça söylev veren Büyük Ağabey'in, Stalin'in tehdidini ve küçük ağabeyler Tito ile Enver'in Sırpça ve Arnavutça baskısı altında yaşadı. Bir üçlemenin parçaları olan 'Keçiler Dönemi', Babamın Kitapları' ve Tanrıtanımazlık Müzesi' kitapları boyunca, geçtiğimiz yüzyılın Balkanların bu yönünü keşfediyoruz. Yazar Luan Starova'nın dünyanın eski ve modern dilleriyle yazılan kitaplarının önünde tuttuğu bu notlar 1997 yılında Fransa'da en iyi yabancı roman ödülünü alan 'Keçiler Dönemi' romanıyla başlar ve mozaik romanın bir örneği sayılabilecek 'Babamın Kitapları'yla devam eder. Üç kitabın da neredeyse tek kahramanı Arif Ahmet Starova, Balkanların bu yazgısını soruşturan çalışkan bir entelektüel ve bilge bir kalp. Yazar, okura babasının hayatı eşlikçiliğinde kutsal dinlerin, Batı-Doğu ayrımının, sosyalizmin Balkanlardaki etkilerini sonuçlarıyla sunar. Ahmet Starova, büyük devletlerin ve ardından kendi ifadesiyle 'Stalin İmparatorluğu'nun kimliksizleştirme eylemleri sonucunda Balkanların silinen yüzünü, Balkan halklarına yeniden kazandırma peşinde olan bir Don Kişot. Hatta bu Don Kişot amacı uğruna, binlerce yol öncesine gidip eski bir Balkan inancı olan progomopleksia (atalara tapınma)'yı bile inceler.


DAUDET'İN KEÇİSİ BALKANLADA GEZİNİYOR

Arif Starova, zihni ve kitaplarıyla ilk savaşımını 'Keçiler Dönemi'nde verir. Serinin ilk kitabı olan 'Keçiler Dönemi' soluk soluğa okunabilecek bir av partisini andırıyor. Starova, Moskova'dan verilen emirle Arnavutluğun şirin bir göl şehri olan Pogradec'te Parti İl Komitesi'nin keçi avını anlatırken, babasının aracılığıyla insanların uygarlaşmaya evcil hayvanlarla birlikte girdiklerini vurguluyor. Arif Ahmet, okuma yazma bilmeyen keçi çobanı Çanga'ya sadece Balkanlar'da değil, diğer uygarlıklarda da keçinin önemli bir sembol olduğunu söylüyor. Hindistan'da iki temel nedenden biri olan Praktika'nın ve Dünyanın anasının, Çin'de yıldırım tanrısının, Roma tapınaklarında gezinme serbestisine sahip tek hayvanın keçi olduğunu duyduğunda Çanga'nın yüzü gülüyor. İşin içine bir de ünlü Fransız Alphonse De Daudet'in cesur keçisinin öyküsü girdiğinde, Çanga alfabeyle haşır neşir olmaya koyuluyor.

Sesi ve sakalıyla mizahi bir figür gibi keçinin bu romanda dilediği dolaşması boşuna değil. Stalin İmparatorluğu'na hizmet eden Pogradec İl Parti Komitesi, bütün Yugoslavya'da olduğu gibi keçilerin çobanları fabrikada birer işçi olmaktan alıkoyduğunu düşünmesi, keçi figürünü romanın temel dayanağı yapıyor. Keçiler Balkan sosyalizminin katılığını yumuşatırken, okura insan-doğa ilişkisini böylesi bir ortamda yeniden sorgulatıyor. Roma, Bizans, Osmanlı ve Sovyet baskılarının bağladığı zincirleri keçi sesinin yerelliğinin çözdüğünü düşünüyor Baba Starova.

Babamın Kitapları'nda ise sohbet arkadaşı bir entelektüel 'Bay K.' Baba Starova Doğulu olduğunu düşünerek elindeki kitaplara sarılıp tekrar tekrar okur. K. ise bir batılı olduğunu varsayarak ömrünün okumaya yetmeyeceği bir kütüphane oluşturma peşinde. K. Paris'e giderken, Arif Ahmet Balkanların Doğulu olabileceğini hesaplayarak İstanbul'u tercih ediyor. Arif Ahmet, kendisine kitaplarından bir 'Balkan Babili' inşa ediyor ve kitapların arasında Balkan halkları için bir yurt oluşturma gayretine girişiyor; insanı odağında tutarken din, dil millet ve coğrafyayı sadece birer araç olarak görüyor. Bir yurt imgesine dönüştürülmüş Balkanlar aynı zamanda yurtsuzluk kliğini de içeriyor. Bir istikrar unsuru olarak gördüğü eski başkent İstanbul'a Proust'un çocukluğuna yaptığı gibi yolculuklar yapıyor.

Yazar, yıllar sonra Enver Hoca'nın yönettiği yurduna dönüp 'Tanrı tanımazlık Müzesi'nde Stalin'in sert bakışlarını ve diğer ikonaları yorumluyor, ama sıklıkla babasından devraldığı varsayılan kitaplığı, yani belleği ziyaret eder. Şehir şehir kucakta taşınmış bu kitaplık, Balkan uluslarının büyük devletler ve Stalin İmparatorluğu altında yaşadıklarının bir özeti niteliğinde.

Üçleme, açıkçası kronolojik bir bağla birbirlerine bağlanmış ve ayrı ayrı okunabilecek bir özenle hazırlanmış. 'Keçiler Dönemi', 'Babamın Kitapları' ve 'Tanrıtanımazlık Müzesi', geçtiğimiz yüzyıl Balkanlarının ikinci yarısındaki olaylar dizgesini sunduğu gibi Starova'nın kendi hayatının ve kişisel bilincinin belirgin çizgilerini Balkanların bu tarihine yaklaştırıyor. Balkanların köklerine ve geleceğine ışık tutan bu romanlar, böylesi bir babanın yokluğunda bıraktıklarının, buruk ama güçlü varlığını yakalıyor; babanın zorlu hayatı, insanlığın kurtuluşu için küçük, alçakgönüllü bir istek gibi duruyor.

Her birinde farklı roman tekniklerinin denendiği bu üç kitap, Balkan edebiyatında yerini daha da sağlamlaştıracak ve çok büyük olasılıkla Starova'nın adı, Canetti, Selimoviç ve Andriç gibi yazarlarla birlikte anılacak.