Ölümü bekleyen kentten hikayeler

Nihat Dağlı
00:0027/01/2007, Cumartesi
G: 27/01/2007, Cumartesi
Yeni Şafak
Ölümü bekleyen kentten hikayeler
Ölümü bekleyen kentten hikayeler

Sur Kenti Hikâyeleri, şair ve yazar Ali Ayçil'in ilk hikâye kitabı. Kitabın bugünlerde Timaş Yayınları arasından yeni baskısı yapıldı. Sur Kenti Hikâyeleri, Seyyah İbn Battuta'nın Sur Kenti'ne girişiyle başlar. Kasvet ve hatıra üzerine oturup ölümü bekleyen bu kente giren Battuta yalnız değildir, yanında sanki yazıcı da vardır. Çünkü Battuta, Sur Kenti'nde hikâyesini bırakıp kendini yine yollara vurduğunda, ortaya bir anlatıcı çıkıyor, ne kadar Sur Kenti hikâyesi varsa önümüze koymaya başlıyor. Anlattığı her bir hikâyeyle Sur Kenti'nin ruhunu veriyor. Biz okuyucular bu hikâyeleri okuyup bitirmekle Sur Kenti'ni tanırken, Sur Kenti de, kendisine dair anlatılmış hikâyelerle beklediği ölümü yaşıyor. Yazıcı, beklediği ölümü Sur Kenti'ne armağan etmek üzere buraya gelmiş gibidir. Kent son yüzyılını yaşamakta, sanki hikâyelerinin kayda geçmesini beklemektedir. Öyle ya, olup bitmiş şeyler hikâye edilir. Bu yüzden olsa gerek, yazıcı, yolları ölüme ve hüzne varmış Sur Kentlilerin hikâyelerini yazar.

Sur Kenti Hikâyeleri, birbirinden bağımsız hikâyeler olarak okunabilse de, her bir hikâye bir önceki hikâyeden bir parça taşıyor. Kurgusu, hikâyelerin iç içe geçişleri, kitaba bir anlatıcı olarak giren Dilber Makbule'nin hikâyelerin anlatılmayan ayrıntılarını vermesi, Sur Kenti Hikayeleri'ni 'roman'a, en azından 'anlatı'ya yaklaştırıyor.

Ayçil'in şairliğini ve tarihçiliğini kitabın bütününde hissetmek mümkün. Sur Kenti Hikâyeleri başarılı bir kurguya ve özenli bir dile sahip. Platon şairlere kentinden dışarı bir yer gösteriyordu. Kentlerin hayrı için şairler gerekli midir, tartışılır. Ama Sur Kenti Hikâyeleri'nden anlaşılan şu ki, kentleri şairler anlatmalı.