Müslümanın kendisinden mal ve şöhret açısından aşağı insanları küçük görmemesi, toplum içinde sahip olduğu görev ve sorumluluğa da şüphe düşürmemesi gerekiyor.
İslâm Müslüman'ın tevazu sahibi olmasına büyük önem vermiştir. Peygamberimiz bu özelliği hem bizzat üzerinde taşımış, hem de sözleriyle tavsiye etmiştir. Tevazu, kelime anlamı itibariyle alçakgönüllü olmak demek. Tevazu sahibi kişilere mütevâzı deniliyor. Tevazu sahiplerinin en belirgin özelliği kendilerinden aşağıda olanları hor ve hakir görmemesidir. Tevazu genellikle vakar ile karıştırılır. Ağır başlılık anlamına gelen vakar. mevki ve haysiyetlerinin hakkını gereği gibi koruma davranışına verilen isimdir. İnsan hem mütevazı, hem vakûr olmalıdır. İslâm tevazu ve vakar sahibi olmayı teşvik ederken her ikisinde de aşırı gitmeyi yasaklamıştır. Çünkü tevazuda aşırı gitmek insanı zillete düşürebilir. Örneğin bir doktorun tevazu göstermek adına doktorluğunu gizlemesi söz konusu olamaz. Mütevazı olmak adına hakarete tahammül göstermek, aşağılamalara razı olmak ahlâkî bir fazilet sayılmaz. Vakarda aşırılık ise insanı kibirli yapar. Tavsiye edilen daima dengeyi korumaktır.
Yine Osmanlı'dan hoş bir âdet... Zimem defteri... Bakkal, manav, kasap gibi esnafların tuttuğu borç defteri... Ramazan'da zengin bir şahıs bakkala gelir ve zenginliği ölçüsünde (esâsen gönül zenginliği ölçüsünde) 'İlk 20 kişinin borcunu hesapla' diyerek bu şahısların borcunu öderdi. Bazen tek bir şahıs tarafından bu borç defteri kapatılır, fakirler borçlarından kurtarılırdı. Burada bir başka letâfet daha vardı ki, o da ne borçlu borcunu kimin ödediğini bilir, ne ödeyen kimin borcunu ödediğini bilirdi. Böylece ne zenginde gurur, ne fakirde minnet... Ne hoş zarâfet...






