Ruhu açların karnı doymuyor

Yeni Şafak
11:0330/05/2017, вторник
G: 30/05/2017, вторник
Nihayet Dergi
Yemek programlarına bakışım, programın arka planını deşifre edenlerden sonra tamamen değişti.
Yemek programlarına bakışım, programın arka planını deşifre edenlerden sonra tamamen değişti.

Mutfak odaklı teknoloji aletleri, özel kanallarda yayınlanmaya başlayan yemek programlarında görücüye çıkarak kadınların aklını başından aldı. Gözü doymayanların, başarıya, sevgiye aç olanların ruhlarındaki açlığı yiyecekle giderme girişimi ise başarısızlıkla sonuçlanıyor; doyumsuz insan sayısı her geçen gün artıyor.

Yemek programları ile özel kanalların açılmasından sonra 1990’lı yıllarda tanıştık. “Siz hâlâ annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz?” sloganıyla, geleneksel değerleri alt üst etmeye niyetlenen yeni margarin markasının sponsorluğunda, ilk yıldız Gülriz Sururi idi. Pınar Altuğ, Ayşe Tüter, Emine Beder; seyirciyle yemek vesilesiyle tanışıp yıldızlaşan, akabinde yemek kitabına imza atan ilk şöhretler. Realiti şovlardan sonra beş yıldızlı otellerde aşçılık yapanların aylık kazançlarının nazara verilmesiyle aşçılık okullarına rağbet arttı. Okullu yeni kuşakla birlikte kalabalık bir aşçı ordusu televizyonda program yapmaya başladı.

Yaşanan doymazlığı kaleme alan Sema Karabıyık süreci şöyle anlatıyor; Mutfak odaklı teknoloji aletleri, özel kanallarda yayınlanmaya başlayan yemek programlarında görücüye çıkarak kadınların aklını başından aldı. Soğanı saniyeler içinde parçalayan rondo, kekin kabarması için dakikalarca çırpma işleminden kurtaran blender, hamur yoğurma makineleri ve daha niceleri ekranlarda keşfedilip mutfaklarda yerini aldı. Dolap içinde ve tezgâh üstünde boşluk kalmamıştı ki, yeterli satış rakamını yakalayan sponsorlar programları bıraktı. Şefler, eski usule, annemizin yöntemlerine, gerçekler eşliğinde geri dönüş yaptı. Rondo soğanın acı suyunu çıkardığından, elle doğramak daha lezzetliydi. Blender hızlı devirde çırptığından, kek arzu edilir şekilde kabarmıyordu. Elle yoğurmak hamura dokunmak hem strese iyi geliyordu hem de kesinlikle böyle daha lezzetli oluyordu.

Yemek programlarına bakışım, programın arka planını deşifre edenlerden sonra tamamen değişti. “Çok lezzetli, harika, mutlaka deneyin” diye övmelere doyamayanlar; yemeğin pişmemiş, çoğu zaman lezzetsiz olduğunu, rol ve nezaket icabı görüntüyü kurtarmak adına çok lezzetliymiş efekti yaptıklarını itiraf edince; annemin, “O yemek, ne zaman pişti?” sorusu anlam kazandı.

  • Gerek yemek kitapları gerek yemek programları, görgü kuralları öğretmek adına, sunum adı altında, eve gelen misafire göre yemek takımı kullanılmasını önerdiği için kara listemde. Normal bir insanın mutfağında, bir günlük kullanım için ayrılmıştır tabak çanak takımı, bir de misafirler için. Ne demek akrabalar için farklı, iş arkadaşları için farklı yemek takımı önermek! Evde misafir ağırlamanın dahi kullanılan tabak çanağa endeksli bir şekilde sınıfsal ayrıma tabi tutulması ne demek!

Yemek kitaplarına ne kadar mesafeliysem, realiti şovlara bir o kadar mesafesizim. Yemek temalı realiti şovları takip etmişliğim, “neler oluyor yahu” şaşkınlığı yaşamışlığım var. Realiti şov izlerken analiz yapmak amaçlanıyorsa temanın dışındaki gelişmelere odaklanmak gerekiyor. Teması yemekse, yemek dışında her şey; modayı merkeze alıyorsa moda dışında her şey olarak bakıldığında görülmesi mümkün ancak.

Ekrandaki yemek programlarının sayıca artması, günün her saati haber kanalları dâhil ekranda yer bulması; bir taraftan mutfak teknolojisinin gelişimiyle alakalı diğer taraftan ürünlerin çeşitlenmesiyle.

Dünyada açlıktan ölenlerin sayısında artış yaşanırken gıda ürünlerinde aynı oranda artış yaşanıyor. Çeşitlendikçe gözü doymayanların, başarıya, sevgiye aç olanların ruhlarındaki açlığı yiyecekle giderme girişimi de başarısızlıkla sonuçlanıyor; doyumsuz insan sayısı her geçen gün artıyor.

Günde 25 bin kişi açlığa bağlı nedenlerden dolayı hayata veda ediyor. Çaresiz binlerce kişi bir lokma ekmek peşinde koşarken, üretilen gıdaların üçte biri israf edilerek çöpe gidiyor. Günlük yaşanan ekmek israfıyla dünyadaki açlığın kökünün kazınacağı haberleri yapılıyor ama ne kişisel olarak ne de devletler bazında adım atılıyor. İsraf, yemek beğenmeme, yemek seçme öylesine sıradanlaştı ki yemek temalı realiti şovlar; eleştiri adı altında israf ve beğenmeme üzerinden yol alıyor.


Yemek temalı ilk realiti
şov: Yemekteyiz.

Tahrip gücü yüksek, maliyeti düşük, seyredilme oranlarına bağlı olarak kârlılık oranları yüksek realiti şovlar, ekonomik krizin etkisini gösterdiği zamanlarda TV’ler için bulunmaz nimet olarak ön plana çıkar. Come Dine With Me ismiyle Britanya’da yayınlandıktan sonra tüm dünyaya satılan, ilgi çekici bir format olan Yemekteyiz, 2008 yılında ekrana geldi.

Yemekteyiz; farklı sınıf ve kültürlerden ince hesaplar yapılarak seçilmiş ve bir araya getirilmiş karakterlerin düellosuna ev sahipliği yaptı. Kazanma hırsının galip geldiği, objektif olmanın imkânsızlaştığı bir formattı. Diğerlerinin üzerine basmak, rakipleri sıçrama tahtası gibi kullanarak kazanmaktı hedef. Çaba sarf ederek, emek harcayarak değil; diğerini yok ederek, aşağılayarak hedefe ulaşmak amaçlanıyordu!

Programın lokomotifi dedikodu ve ikiyüzlülüktü. Ev sahibi servis için mutfağa gittiğinde masadakiler yemekler hakkında demediklerini bırakmıyordu. Mezeleri hazır alıp kendi yaptığını iddia edenler, et suyundan yapılan çorbayı tavuk suyu diye yutturanlar, sadece sütle yaptığı çorbanın içinde krema olduğu konusunda ısrar edenler... Kameraların gözünün içine baka baka yalan söylemek, programın olmazsa olmazı idi.

Davetli yani jüri konumunda iken, kendisini dev aynasında görenler, davet sahibi olup yemek yapmaya giriştiklerinde ne kadar cüceleştiklerini fark etmiyorlardı. Diğerlerini hijyenik olmamakla itham edenler, istisnasız, hijyenden sınıfta kaldılar.

Şova dönüşmeden, katılanlar, programın şifresini çözmeden önce sosyolojik açıdan oldukça değerli veriler toplamak mümkündü. Hasan Bey, sosyolojik hikâyenin ilk kahramanı idi. Üç gün boyunca rakiplerini acımasızca eleştirdi: “Çatal kaşık takım değil, bardaklar kristal değil, plastik sandalyen varsa yarışmaya katılmayacaksın, arz ederim” diyerek eleştiri oklarını sapladı. Kılık kıyafeti, saç tarzıyla 1970’li yılların izlerini taşıyan Hasan Bey’in, gerçeğine toslaması gecikmedi. İlk haftalarda 700 lira olan alışveriş bütçesi sonrasında 400 liraya düşürülse de market alışverişi için oldukça iyi bir meblağdı. İflas ettiğini beyan eden, yalnız yaşayan Hasan Bey; üç market arabasını doldururken, misafirleri için değil, kendisi için alışveriş yaptığı açığa çıkacaktı. Buzdolabının olması gereken yerde yeller esiyordu ama mutfaktaki eksikler bununla da sınırlı değildi! Büyük tüpü yoktu, çünkü değiştirecek parası yoktu. Yemekleri sırayla piknik tüpünde yapmak zorunda kaldı. Masaya koyduğu bardaklar kirli bulundu, değiştirmesi talep edildiğinde altıncı bardağı masaya getirmekte zorlandı. Mutfak, masa, sandalye, yemek takımı, diğer evlerde yüksek perdeden eleştirdiği ne varsa hepsi ayniyle mevcuttu Hasan Bey’de! Ekonomik olarak zor günler yaşadığı her hâlinden belliydi. Kendi tabiriyle, marka tereyağını boca ettiği yemekler beğenilmeyince, “Ben o yemekleri kendim için yaptım, üç gün yerim” diyerek olaya noktayı koydu.

  • Yemekteyiz, katılımcılara hatırı sayılır bir bütçe verirken, “Yörenizin yemeklerini tanıtmak üzere çekime geleceğiz, köy odalarında yemek yapılsın” şeklinde, emir tadında haber gönderen TV’ler sadece yiyip içip gidiyorlar. Köyde yaşamak, düzenli bir gelirin olmaması manasına gelir. Toprağa tohum eken, yaz boyu çalışıp çabalayan, nasibine düşen paya razı kişi demektir köylü. Şahit olduğum vakada emir, köy odaları şeklinde verildiğinden, üç ayrı köy odasında kadınlar bildikleri tüm yemekleri ellerinden geldiğince yaptı. İki köy odasında çekim için yeterli görüntü sağlanınca, üçüncü köy odasında bekleyen kadınların payına hayal kırıklığı düştü.

Yemek programlarının en belirgin özelliği, yağ ve kalori oranı yüksek yemeklerin hazırlanması iken, bunun seyredenlerin açlık düzeyini artırdığı uzmanlar tarafından tespit edilen bir gerçek. İçeriğinde yemek ve gıda reklamı olan programları izleyen kişi, önündeki abur cuburu daha hızlı tükettiği gibi, hipnotize olmuş bir şekilde mutfağa ya da buzdolabına yöneliyor. İnternetten siparişin hayatımıza girmesiyle birlikte en çok siparişin yemek üzerinden gerçekleştiği de tespit edilen bir başka gerçek.

Ekrandaki gıda görüntüsü, kişinin aç ya da tok olduğu fark etmeksizin zihnindeki yeme düşüncesini tetikliyor. Aileyi merkeze alan yerli dizilerin yemek masasını çekim mekânı olarak kullanması, aile fertlerinin sabah akşam yemek masası etrafında toplanmasına yol açıyor. Çekimlerde devamlılığı sağlamak adına oyuncular, yiyeceklere ellerini sürmüyorlar ama görsel açıdan zengin, lüks yaşama uygun olması adına kuş sütü eksik olmayan ziyafet masası görünümündeki yemek masaları açlık duygusunu, tetiklemek ne kelime, coşturuyor.

#Oruç
#Ramazan