
Ulaşım imkânlarının günümüzdeki kadar gelişmediği dönemlerde insanlar bir yerden bir yere nasıl ulaşıyordu ve yolculukları ne kadar sürüyordu? Umre ve hac ziyareti için yola çıkanlar hangi zorluk ve imkânsızlıklar ile karşılıyordu? Skyroad Dergisi'nden Yağmur Ertaş, şimdilerde uçakla bile üç saat süren umre yolculuğunun geçmişte hangi zorlu şartlarda yapıldığını anlatıyor.
Günümüzden geriye gittikçe insanın aklının almadığı meşakkatli yolculuklardan biri hiç şüphesiz müminlerin hac ve umre yolculuğudur. Süveyş Kanalı'nın açılması demir yolu ve motorlu araçların kullanılması ve ardından uçakların devreye girmesi ile saatler sonra kutsal topraklara ulaşmak müminler için ulaşım sorununu ve tabii risklerini ortadan kaldırdı. “Teknoloji çağı”ndan evvel umre vazifesi için kara ve deniz yolu kullanılıyordu. Bu yolculuk oldukça zorlu ve uzun sürüyordu. İstanbul merkezli düşünecek olursak hacca ya da umreye gidiş tahmini dokuz ay sürüyordu.
Dokuz ay gibi bir süreçte hacı adaylarının can ve mal güvenliğini sağlamak da büyük önem arz ediyordu. Çünkü bu yolda birçok tehdit unsuru barınıyordu. Bu tür risklere karşı alınan başlıca önlem kervanlar oluşturup yola çıkmaktı. Bireysel bir şekilde yola çıkmak çok fazla risk oluşturuyordu. Üsküdar'dan törenlerle hareket eden kervanlar Kahire veya Şam'a yaklaşık iki ayda varıyorlardı.
Kırk ila elli bin kişiden oluşan hac kervanları Emir-i hac adlı görevlinin idaresinde askeri birliklerin koruması altında Harameyn'e bu iki şehirden hareket ederdi. Bedevilere “surre” adı verilen para karşılığında kervanların yol boyu güvenliği sağlanmaya çalışılırdı. Çölde yaşayan bedevilere hediyeler ve ihsanlar dağıtılarak hem Osmanlı İmparatorluğu'nun meşruiyeti hem de hac kervanlarının güvenliği sağlanmış oluyordu. Böylece fazla bir kuvvet bulundurmadan kutsal yolculuğun güvenliği sağlanmış oluyordu. Ancak her hangi bir gecikme ya da ödeme yapılmaması durumunda işler tam tersi yönde de gelişebiliyordu. Hac kervanları çok renkli bir yapıya sahip olurdu.
Kervanda sayısız esnaf da yer alırdı. Kahvecisinden tutun da şerbetçisine kadar pek çok alanda sayısız kişi kervanın temel ihtiyaçlarını karşılamak için hazır bulunurdu. En önemli mesele kervanlar için yeterli sayıda devenin olmasıydı. Develer hem yük ve insan taşımacılığında hem de çöl iklimine uyum sağlamada dirayetli oldukları için hac kervanlarının can damarını oluştururdu. Hatta deve ihtiyacını karşılamak amaçlı vakıflar dahi kurulmuştu. Dönüş yolculuğu da gene kervanlar halinde olurdu. Devlet kervanların mola ihtiyaçlarını karşılamak için belli menzil aralıkları ile kervansaraylar su kuyuları kaleler inşa etmişti. Hacı adaylarının hac ibadetlerini kolayca yerine getirdiklerine dair İstanbul'a müjdeciler gelirdi.
Padişaha ise Mekke şerifinden hacı adaylarının hac ziyaretlerinin iyi geçtiğine dair bir mektup gelirdi. Hacıların karşılanışları da gidişleri gibi kalabalık ve törenlerle olurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nda 19.yüzyıldan önce kaç hacı adayının hacca gittiğini tahmin etmek zor. Bir rakam verecek olursak 80 ile 100 bin kişinin hac görevini yerine getirdiği söylenebilir.
Hacc-ı ekber (Arafat'a çıkılan günün cumaya denk geldiği yıllardaki hac) yıllarında hacı sayısı fazla olmuş. İstanbul ve Anadolu güzergâhlarının dışında birkaç ana yol daha bulunuyordu. Basra üzerinden İranlıların hacca ve umreye gidişi kolay iken Osmanlı güvenlik nedeniyle bu yolu kapatırdı. Bu durumlarda Şam, Kahire ve Yemen güzergâhlarını kullanırlardı.
Orta Asya'dan gelen hacılar ise Hazar Denizi kıyılarından Kırım'a gelip limanlar vasıtası ile İstanbul'a geçerler buradan kervanlara katılırlardı. Osmanlı Don-Volga ve Hicaz Demiryolu projelerini kutsal yolculuğa çıkan müminlerin ibadetlerini daha kolay icra etmeleri için planlamıştı. Ancak bu projeler Bedevilerin ve Rusların siyasi çıkarlarını zedelediğinden istenen hedefe ulaşılamadı. Bu şartlar ve ulaşım imkanları her ne kadar zorlayıcı olsa da günümüzde hava yolu ulaşımı siyasi ve teknolojik gelişmelerle hacı adayları kutsal yerlere ibadetleri için daha rahat imkanlarla ulaşabiliyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı rakamları çerçevesinde TÜRSAB İnanç Turizmi 2014 raporuna göre bu yıl kutsal topraklara ulaşan hacı sayısı 61 bin olarak açıklandı. Bu yıl içinde umreye gidenleri sayısı 400 bin olmuş ve bir rekor kırılmıştı. 2015 yılında ise Diyanet İşleri'nin açıklamasına göre 59 bin 773 kişi hac görevini yerine getirmiş. Osmanlı İmparatorluğu'nun Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren Mekke ve Medine ile ilgilenmesi halkının inançlarının gereğini yerine getirmesi için devletin tüm imkânlarını seferber etmesi günümüzde de değişen ulaşım imkânlarıyla ama aynı titizlik ve önemle devam ediyor.







