“Yüzü Olmayan Adam”, “Cesur Yürek” ve “Hz. İsâ'nın Çilesi”ndeki yönetmenlik performanslarıyla oyunculukta olduğu kadar kamera arkasındaki yeteneğini de kanıtlayan Mel Gibson, son yapıtı “Apokalipto”da ise bu alandaki ustalığının zirvesine çıkıyor.
Gökyüzüne yükselen devâsâ tapınak-piramitleri, karmaşık ve etkileyici devlet sistemleri, matematik, astronomi, tarım, tıp ve mühedislik alanında kaydettikleri göz kamaştırıcı başarılarla Orta ve Güney Amerika'da bin yıl boyunca hüküm sürmüş olan Maya uygarlığı, yükseliş dönemini tamamlamakta ve artık yavaş yavaş yolun sonuna gelmektedir. Ülke, uzaklardaki bilinmeyen bir diyardan -İspanya'dan- gelen yabancı işgalciler tarafından adım adım ele geçirilmekte, Maya askerleri ise hiç görmedikleri türden ölümcül silahlarla donanmış olan bu vahşi düşmana karşı etkisiz kalmaktadırlar.
Ülkedeki İspanyol yağması bütün hızıyla sürüp giderken, olup bitenlerden habersiz biçimde köyünde kendi hâlinde hayatını sürdüren Maya yerlisi Jaguar Paw, krallığın muhafızları tarafından, kuraklığın bitmesi için tanrılara kurban edilmek üzere yakalanır. Sevdiklerinden kopartılıp uzak bir bölgeye götürülen kahramanımız, adım adım ölüme yaklaştığı bu karanlık yolculuk sırasında önce içsel korkularını yenmeyi öğrenecek, ardından da canını kurtarmak üzere destansı bir mücadeleye girişecektir.
“Apokalipto”, Avustralya kökenli Amerikalı aktör, yapımcı ve yönetmen Mel Gibson'dan tarihin kaydettiği en ilginç, en sıradışı uygarlıklardan biri üzerine soluk kesici bir tarihsel serüven olarak bu hafta sonundan itibaren sinemalarımızda…
Gibson, yaklaşık 30 yıllık aktörlük kariyeri boyunca bir çok önemli filme imza attı; zamanla bütün dünyada izleyicinin çok sevdiği erkek yüzlerinden birine dönüştü. Ancak, üretkenliğini dışa vurmada oyunculuğu tek başına yeterli görmeyen sanatçı, 1990'lardan itibaren kamera arkası için de ısınmaya başladı.
1993 tarihli “Yüzü Olmayan Adam” ile ilk yönetmenlik denemesini gerçekleştiren ve bu öyküdeki performansıyla eleştirmenlerden geçer not alan Gibson, gerek aktör gerekse yönetmen olarak asıl göz kamaştırıcı başarısını ise bundan iki yıl sonrasında gerçekleştirecekti. 1995'de hem yönetip hem de başrolünü üstlendiği “Cesur Yürek”te yakaladığı insanî duyarlılıkla sinema severlerin kalplerini fetheden ünlü aktör, o yıl -başta “en iyi film” ve “en iyi yönetmen” Oscar'ları olmak üzere- ne kadar prestijli ödül var ise hepsini silip süpürmekle kalmadı, aynı zamanda eleştirmenlerle sinemaseverleri de tam bir mutâbakatla buluşturan unutulmaz bir film yapmanın da saygınlığına erişti.
Ve sanatçı, yine bir tarihsel epik olan 2004 tarihli “Hz. İsa'nın Çilesi”yle de (Passion of Christ) bu yöndeki başarılı performansını sürdürecekti.
Ve Gibson, yönetmenlik kariyerinin beşinci filmi olan “Apokalipto” ile artık bu alandaki yetkinliğini cümle âleme ilan ediyor. Bütünüyle Meksika-Yucatan yarımadasındaki gerçek setlerde ve çoğu bölge halkından seçilme amatör oyuncularla çekilen bu muhteşem yapıt, aynı zamanda sinema tarihinde arkaik Maya dilini kullanan ilk film olmak gibi ilginç bir özelliğe de sahip.
Diğer bütün yüksek niteliklerinin yanısıra, görüntü ve sanat yönetimiyle de aşkın bir çalışma olan “Apokalipto”, dört yeni yapıtın gösterime girdiği bu hafta sonunun tartışmasız en iyi filmi. Avrupa'nın kana susamış beyaz işgalcileri eliyle yok edilen büyük bir uygarlık hakkında pek çok şey öğrenmek, buna paralel olarak aynı zamanda soluk kesici bir serüven izlemek istiyorsanız, Gibson'un yönetmenlikte başyapıtı olmaya aday bu büyük görsel şöleni kaçırmayın.






