Alternatif siyasi kültür ve RP

21:364/01/1996, الخميس
G: 13/09/2019, الجمعة
Ahmet Davutoğlu

RP, siyasi sistemin resmi ideolojik çerçevesini belirleme iddiasındaki tarihi kırılma çizgisi ile sosyokültürel yapıyı dokuyan değerler arasındaki gerilimde süreklilik unsurlarının psikolojik ve sosyolojik yansımalarını siyasi platforma taşıyan bir harekettir. RP'nin Milli Nizam Partisi'nden bu yana gelen siyasi çizgisinde kullandığı sloganlarda, ortaya koymaya çalıştığı siyasi program ve uygulamalarda bu özellik en bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Gelişen siyasi olayları İstanbul'un fethine kıyasen izah etmeye dayalı siyasi propaganda taktikleri tarihi birikim ile semboller düzeyinde ilişki kurmaya yöneliktir. Aynı şekilde Ortadoğu ve İslam Dünyası'na yönelik referanslar da bir medeniyete siyasi merkezlik yapmış bir toplumun o medeniyetin jeo-kültürel çevresi ile yeniden anlamlı bir bağ kurma arayışının sembolik yansımalarıdır.


RP bu anlamda resmi ideolojiyi kurgulandıran tarihi kırılma çizgisi tarafından baskı altında tutulan alternatif bir siyasi kültürün kendini siyasi platformda ifade etme çabası olarak değerlendirilmelidir. Bu hareketin doksanlı yıllarda ciddi bir yükseliş temayülü göstermesinin arka planında bu alternatif siyasi kültürün önüne konan engellerin toplumda ortaya çıkan dinamik faktörleri durduramaz hale gelmesi yatmaktadır. Bu yükselme temayülünü sadece diğer partilerin başarısızlığına ya da Batı medya çevrelerince vurgulanan yükselen fundamentalist temayüle bağlamak bu alternatif siyasi kültürün gücünü gözardı etmek demektir.


Radikal tarihi kırılma çizgisini temsil eden CHP'nin düşüşe geçmesi ile süreklilik unsurlarını referans edinen alternatif siyasi kültür temsil eden RP'nin yükselmesinin aynı dönemde gerçekleşmiş olması da bir tesadüf değildir. Bu açıdan 24 Aralık seçimlerinde CHP'nin aslında alternatif siyasi kültürlerin denetimi için konan siyasi barajı son anlarda geçebilmesi ile bu barajın engellemeye çalıştığı RP'nin birinci parti olarak çıkması siyasi kültürde yaşanmakta olan gerilim açısından birbirlerini tamamlayan sosyo-politik olgulardır.

Bugün alternatif siyasi kültürün yükselme temayülü göstermiş olmasına gösterilen tepki de dizimizin başından beri ele aldığımız bu siyasi kültür geriliminin kendi mantığı içinde değerlendirilmelidir. Aslında bu olgu son dönem siyasi tarihimizde ilk defa görülen bir olgu da değildir. Türkiye'de demokrasi denemesinin başladığı 1924 yılından beri sık sık yaşanan bu gerilim ülkemizdeki siyasi katılım sürecinin de en temel çelişkisidir. 1924 yılındaki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve 1930 yılındaki Serbest Fırka olaylarının gerçek bir siyasi katılım yaşanmaksızın merkezi elitin baskılan ile durdurulması, sadece bir elitiçi mücadeleden değil merkezi elitin iradesine rağmen toplumun kültürel altyapısında etkisini sürdüren alternatif siyasi kültürün tarihi kırılma çizgisine dayanan resmi ideolojik çerçeveyi tehdit edecek bir siyasi forma bürünmesini engelleme çabasından kaynaklanmıştır. Bütün öncüleri CHP kadrosundan çıkmış DP çizgisinin bile sistem-içi restorasyon çabalarının gerektirdiği bütün denge politikalarına rağmen merkezi elit tarafından uzun süre güvenilir bir hareket olarak görülmemiş olması da aynı çerçevede değerlendirilebilir. Aslında DP-AP çizgisi siyasi gücü elinde bulunduran kırılma çizgisine süreklilik unsurlarını besleyen çevre faktörleri denetim altında tutabildiği ölçüde müsamaha görmüştür.


Merkezin alternatif siyasi kültür üzerindeki bu suni denetim baskısı yeni ve daha güçlü sosyolojik ivme dinamiklerini devreye sokmuştur. 1969 yılında sistem-içi restorasyon hareketi olan AP'de siyasete atılmak isteyen Erbakan'ın dışlanması Konya'da gerçek bir oy patlaması yaratan bağımsız aday olgusunu ortaya çıkarmış; 12 Mart yönetimince kapatılan MNP hemen sonra MSP adı altında daha güçlü bir kitle hareketi olarak kendini göstermiştir. 12 Eylül müdahalesinin en önemli gerekçelerinden birisini oluşturan MSP'nin mahkemeler ve baskı görerek dışlandığı bu dönemden de daha güçlü bir kitle tabanı ile RP'ni kurarak çıkmış olması da dikkate şayandır.


RP hareketinin seksenli yıllardaki seçimlerde tam bir patlama şansı yakalayamamış olmasının sebebi de RP'ni engellemek üzere konmuş olan seçim barajları değil, ANAP'ın dört eğilimi birleştirme stratejisinin alternatif siyasi kültüre siyasi iktidarda belli bir hayat alanı tanımış olmasıdır. Bu hareket alanı 1989 mahalli seçimlerinden sonra özellikle Mesut yılmaz döneminde daraltıldıkça alternatif siyasi kültürün destek unsurlarının RP'ne kayış süreci hızlanmıştır. Yoksa barajlar ve suni yapılanmalar aracılığıyla sosyo-kültürel temellere dayanan bir siyasi kültür yapılanmasını engellemek mümkün değildir. RP'nin son seçim başarısı da bunu göstermiş bulunmaktadır. Bundan sonra da RP'ni merkezi manipulasyonlarla engelleme çabalan daha yoğun sosyolojik ivmeleri beraberinde getirecektir.


Merkezi elitin dışlama, yargılama ve barajlar yoluyla engelleme çabaları, RP'nin alternatif siyasi kültürden kaynaklanan gücünü daha da pekiştirirken sistem, içine çekildiği dönemler göreceli bir gerilemeyi beraberinde getirmiştir. RP'nin 1974 yılında CHP, 1975 yılında APCGP-MHP ile kurduğu koalisyonlardan sonra 1977 yılında Meclis'teki temsil oranını yaklaşık yüzde elli nisbetinde yitirmiş olması, II. MC koalisyonundan soma da ciddi iç tartışmalar yaşamış olması bu tesbiti doğrulamaktadır. Alternatif siyasi kültürü siyasi platforma taşıyan MNP-MSP-RP çizgisi sistem-içine çekildikçe güç kaybederken, DPAP-ANAP-DYP çizgisi sistem-içi restorasyon niteliği, nedeniyle bu alternatif siyasi kültürün süreklilik unsurlan ile sistem arasında bağ kurduğu ölçüde güç kazanmaktadır. MSP'nin yükseldiği 1973 seçimlerinde AP oylannın 29.8% seviyesine, AP+CHP oylannın 53.1% seviyesine gerileyerek iki partili sistemin o zamana kadarki en düşük oy yüzdesine düşmesi, RP'nin güç kazandığı doksanlı yıllarda ise merkez oylann kademeli bir tarzda inişe geçerek 24 Aralık seçimlerinde Cumhuriyet tarihinin en düşük oranına inmesi bu bakımdan dikkatle değerlendirilmesi gereken göstergelerdir.



Bu tablo RP'ni destekleyen toplum kesimlerinin bu hareketi siyasi kültür açısından salt bir sistem-içi restorasyon hareketi olarak görmediğini, aksine bu harekete sistem-içi restorasyon çizgisinin tıkandığı dönemlerde alternatif bir açılım misyonu yüklediğini ortaya koymaktadır. Bu misyon siyasi sistemi yeni bir siyasi kültür zemininde tutarlı ve uzun dönemli programlarla yeniden kurgulandırmaya yöneliktir. Bu umudun arttığı dönemlerde MSP-RP çizgisi tırmanışa geçmekte, sadece sistemin yükünü taşımaya yöneldiği dönemlerde ise belli bir yıpranma süreci başlamaktadır. Koalisyon dönemlerindeki belli bakanlıklarda sağlanan göreceli başarının MSP'nin oy kaybına engel olamamış olması bu geniş çaplı açılım misyonunun kısa vadeli siyasi programlarla uyumlu hale getirilememiş olmasının bir sonucu olarak görülebilir.


Bugün de RP'nin böylesi bir stratejik karar aşamasında olduğu söylenebilir. RP ya siyasi sistemin kurucusu tarihi kırılma çizgisinin ve sistem-içi restorasyon hareketi olan merkez sağ çizginin tıkanma sürecinin ortaya çıkardığı boşlukta sistemin yükünü üstlenen bir politikaya yönelecek ve Batı'daki hıristiyan demokrat partilerin benzeri bir restorasyon hareketi haline dönüşecek ya da siyasi sistemi alternatif siyasi kültür ve süreklilik unsurları çerçevesinde yeniden kurgulandıracak uzun dönemli bir açılıma öncülük edecektir. Bu alternatiflerden birincisi taktik esnekliği yüksek hükümet programlanın, ikincisi ise uzun dönemli sosyo-kültürel dalgalanmaları gözeten bir yeniden yapılanma stratejisinin teorik ve pratik zeminini oluşturmaya yönelik çalışmaları gerekli kılmaktadır. Bu iki alternatifi ayni anda gerçekleştirmeye yönelmek ise değişik toplum kesimleri arasında çok ciddi ve yoğun bir iletişim alanını ve koordinasyon ağını devreye sokmayı gerektirmektedir. Bu konudaki temel problem, Türkiye'deki kaotik siyasi kültür yapılanmasının ortaya çıkardığı uzun dönemli kutuplaşmalarla kısa dönemli siyasi çıkar ittifaklarının farklı siyasi kültür çevrelerinin sağlıklı bir iletişim kurmalannı engelliyor olmasıdır.

RP, süreklilik unsurlan ile siyasi sistem yapılanması arasında köprü rolü oynayacak bir siyasi kültür oluşum misyonunun Türkiye'nin yerelliği ötesinde daha evrensel boyutlar taşıdığını da gözönünde bulundurmalıdır.

Batı karşısında askeri anlamda yenik düşmüş bir medeniyetin siyasi merkezinin oluşturduğu siyasi kültür yapılanmasının dünya sisteminin merkez güçleri ile ciddi bir çatışmaya girmek zorunda kalacağı unutulmamalıdır. İslam Birliği gibi tarihi birikimin getirdiği siyasi kültür unsurlan ile o medeniyete ruhunu kazandırmış olan dünya görüşünün evrensel mesajlarının bütün insanlığın hizmetine sunulması belli bir uyum içinde gerçekleşmediği takdirde hazırlıksız kutuplaşmalar dünya-sisteminin merkez güçlerinin yeni-sömürgeci dalgalar yaratmaları sonucunu doğurabilir. Aslında Medeniyetler Çatışması gibi suni teorilerle yapılmak istenen de dünya-sisteminin merkezindeki güçlerin bu çatışmadan mesul görülen medeniyetlere yönelik operasyonlarını meşru kılmaktan başka bir şey değildir. Uluslararası ilişkilerdeki son gelişmelerin Türkiye'deki süreklilik unsurlarını daha yoğun bir tarzda gündeme getirmiş olması Osmanlı döneminin tecrübe birikiminin parametrelerini gerekli kılması için uygun bir zemin sağlamıştır. Özellikle Balkanlar ve Kafkaslar'daki gelişmelerin Türkiye'nin tarihi ve coğrafi sabit faktörlerden kaynaklanan siyasi merkez konumunu tekrar gündeme getirmiş olması süreklilik unsurlarının sistemin resmi ideolojik çerçevesini oluşturan tarihi kırılma çizgisi karşısında bir ivme kazanarak Türkiye'nin diplomatik ve askeri güvenlik parametrelerini belirlemeye başlamasına yol açmıştır. Bu da RP'nin siyasi platforma aksettirmeğe çalıştığı alternatif siyasi kültür unsurlarının ülke gündemine girmesi sonucunu doğurmuştur. Türkiye'nin jeo-kültürel çevresinden gelen baskılar karşısında kimse artık nostaljik Batılılaşma adına bölge ile yabancılaşmayı savunamaz durumdadır.


RP'nin önündeki en temel mesele sabit tarihi ve coğrafi faktörleri harekete geçiren süreklilik unsurlarının dayandığı alternatif siyasi kültürü, uygulanabilir ve birbirleriyle uyumlu politikalar ve siyasi kurumlaşmalar çerçevesinde toplum dinamizminin ana unsuru haline getirebilmektir. Japonya gibi Batı karşısında başarılı olmuş yerel kültür çakışlarının da dayandığı temel bu olmuştur. Yoksa dogmatik tarihi kırılma çizgisi de, sembolleri aşamayan alternatif siyasi kültür vurgulamaları da Türkiye'nin bugün geldiği kaotik ve dinamik değişim sürecini jeo-kültürel çevre ile uyumlu tarihi bir eksene oturtamaz. Bu durumu hem geniş kapsamlı bir hazırlığı, hem toplum kesimlerinin tümünü kapsayan sağlıklı bir iletişim ağını hem de bu yeniden yapılanma sürecini uluslararası ilişkilerde anlamlı bir çerçeveye oturtacak evrensel bir açılımı gerekli kılmaktadır. Bu açıdan RP çizgisinin gerçek misyonu ve aynı zamanda imtihanı yeni başlamaktadır.

#Siyasi kültür
#Refah Partisi
#Ahmet Davutoğlu