Kılı kurtardık ya...

00:008/10/1999, Cuma
G: 10/09/2019, Salı
Ahmet Taşgetiren

Sabah büroma gelirken iki başörtülü öğrenci ile karşılaştım. Selâm verdiler, ayak üstü konuştuk. Marmara Üniversitesi Matematik Bölümü son sınıfında okuyorlardı ve okullarına giremiyorlardı.Ateş topu, şimdi onların üniversitesinde idi. Teammüden işlenmiş bir "düğüm operasyonu"nun hedefi olmuşlardı. Marmara Üniversitesi boy hedefi idi ve üniversiteyi barış içinde yöneten rektörün istifa ettirilmesi ile "düğmeye basılmış"tı. Ardından bunların geleceği belli idi.Yalnız ilk gün bir taktik hata işlediler.

Sabah büroma gelirken iki başörtülü öğrenci ile karşılaştım. Selâm verdiler, ayak üstü konuştuk. Marmara Üniversitesi Matematik Bölümü son sınıfında okuyorlardı ve okullarına giremiyorlardı.

Ateş topu, şimdi onların üniversitesinde idi. Teammüden işlenmiş bir "düğüm operasyonu"nun hedefi olmuşlardı. Marmara Üniversitesi boy hedefi idi ve üniversiteyi barış içinde yöneten rektörün istifa ettirilmesi ile "düğmeye basılmış"tı. Ardından bunların geleceği belli idi.

Yalnız ilk gün bir taktik hata işlediler. Başörtüsü yasağı yanında, kılık-kıyafet yönetmeliğinde bulunan (hatta öğretim üyeleri için bile mevcut olan) saç-sakal sınırlamasını da başlattılar. Kapıda duran güvenlik görevlileri, başörtülü öğrenciler yanında, saçı uzun ve sakallı öğrencileri de geri çevirdi. Dolayısıyla tepki büyüdü.

İlginçtir, tepki medya alanında da büyüdü. ATV''nin 5 Ekim ana haber bülteninde Ali Kırca, bu "kıldan meseleler" konusunda rektör yardımcısını bir hayli sıkıştırdı. "Saçın uzunluğu, sakalın biçimi, kulaktaki küpe yüzünden öğrencilerin eğitim hayatı engelenebilir miydi? 2000 yılı eşiğinde bu işlerle uğraşmak bir bilim kurumuna yakışır mıydı? vs..." gibi son derece makul sorular soruyordu Kırca... Buna karşılık, bayan rektörün bayan yardımcısı, saç ve sakal için yönetmelikle getirilen yasakları perişan bir üslûp içinde savunuyordu. Telefon konuşması Kırca''nın, "Bu ne anlamsız tavır" ifadesi taşıyan şaşırmış gülümsemesi arasında sona erdi.

Neyse ki, kısa süre içinde üniversite yönetimi taktik hatayı farketti ve "böl-yönet" ilkesinin bu konularda çok daha etkili olduğunu düşünerek, saç-sakal üzerindeki kısıtlamayı kaldırdı. Her türlü saç, sakal ve küpe sahibi öğrenciler, kapıdan içeriye alınmaya başladı.

"Kıldan mesele" halledilmişti. Öğrencilerin "özel" ilgileri, zevkleri ve tercihlerine saygı gösterilmişti.

Şimdi dışarda sadece ve sadece başörtülü öğrenciler kalmıştı.

Onlarınki "özel" zevk değildi...

Onların kıyafet özgürlü?ğününçağdaşlıkla, 2000 yılı ile alakası yoktu!

Kamu alanında inanç özgürlüğü ve başörtüsü, bir özgürlük ve insan hakkı olarak savunulamazdı.

Ali Kırca''nın sorgulamasında, tek kelime ile başörtüsünden bahsedilmemişti.

Oysa Ali Kırca, aynı soruları başörtüsü için de sorabilirdi. Başörtüsü yasağı, en az saç-sakal ve erkeğin küpesi kadar anlamsızdı. Ama o alan, "yasak" alandı.

O alanda herkes lâlüebkem (sus-pus) oluyordu. Orada tüm standartlar çürüyordu. Tüm adalet duyguları rafa kaldırılıyor, tüm hassasiyetler paspas ediliyordu. Orası vicdanların kapsama alanı dışında kalıyor olmalıydı.

Aynı yönetmeliğin alt alta yer alan maddelerinden birisi "kıldan bir mesele" olduğu için uygulanmıyor, diğeri "iç tehdit"e kadar uzanan alakaları sebebiyle ödünsüz uygulanıyordu. Bu kızlara ödün vermemek lâzımdı, çünkü yarın öğretmen vs. olurlarsa memleketin canına okurlardı.

Ve biz, bu operasyona saygı duymalıydık. "Kıllara özgürlük" sağladığımız için mutlu olmalı, başörtüsüne karşı kazanılan zaferi de kutlamalıydık.

Kaçamak bir umutla "Kıllara özgürlük" sloganının yanına yerleştirmeye çalıştığımız "Başörtüsüne özgürlük" sloganını da cebimize koymalıydık. "Düğme basıcılar"ımız, kül yutmazdı, terazileri şaşmazdı, öyle başörtüsüne özgürlüğü kıl meselesine kurban vermek gibi karambollere karınları toktu. Hatta belki, içten içe, "Çocuklar satanist olsun ama başörtülü olmasın" yollu bir tercihte bile bulunulabilirdi. Ne de olsa satanizmin rejimi değiştirme gibi bir toplumsal potansiyeli olamazdı!

Bu bir Türkiye manzarası idi ki evlere şenlik...

Utanç verici.

Bir kale düşürüyordu YÖK!

Ne zaferdi ama!

Kızlarına boyun eğdiriyordu memleket...

Bundan böyle tüm Marmara mezunu kızlar, rejime müthiş saygı duyacaklardı. Rejimi kutsayacaklardı! Rejim için gerektiğinde canlarını vereceklerdi!

Ankara''da ne saçma şeyler konuşuluyor bu sırada?

"Devlet reformu"ndan bahsetmek ne kadar abes şu görüntüler karşısında?

Bir öğrencinin kılık-kıyafetini, başörtüsünü içine sindiremeyen bir yönetim kadrosu, hangi reformun altına imza atabilir? Hangi özgürlükçü açılımı gerçekleştirebilir?

Bu arada, hemen belirtmem lâzım ki, ekrana yansıyan her başörtüsü acısında, insanlarımız MHP''yi rahmetle anıyorlar... Onlar için kutlu olsun! Hele bir de, "Meclis''e başörtülü girilemez" yollu bir iç tüzük değişikliğine imza atarlarsa, kendilerini çok daha fazla seveceğimizden kuşku duymamalılar... Ne erkek adamlarmış meğer!

Biz sabrı biliriz. Bu memleket sabrı bilir. Çocuklarımızın göz yaşlarının boşa gitmeyeceğinden eminiz. Dualarımızın karşılıksız kalmayacağından da eminiz. Çorak toprakları yeşerte yeşerte geliyoruz. Acıları aşa aşa... Kimse zafer kazanmıyor... Boşuna ümitlenmesin...