Babadan olma, anadan doğma...

00:0031/07/2010, Cumartesi
G: 3/09/2019, Salı
Ahmet Evren - Cumartesi

Öyle değil mi ya? Bu hayatın her yerinde önce babadan olma, sonra anadan doğmayız işte!Bazen zevk-ü sefa içinde, bazen anasını babasını bile bilmeden…Kimi zaman;Yahu o babadan nasıl böyle çocuk olur diye hayretle ya da anasına bak, kızını al benzetmesiyle…Ve daha nice enteresan sözlerle;Armut dibine düşer ya…Sanki elma çok uzağa düşer gibi!Cinsini sevdiğim cinsine çeker ya…Sanki cins-i latifler, hiç babaya çekmez yani!Analar ne evlatlar doğuruyor denir de…Niye o evlat lafı sadece erkeğe yakışır

Öyle değil mi ya? Bu hayatın her yerinde önce babadan olma, sonra anadan doğmayız işte!

Bazen zevk-ü sefa içinde, bazen anasını babasını bile bilmeden…

Kimi zaman;

Yahu o babadan nasıl böyle çocuk olur diye hayretle ya da anasına bak, kızını al benzetmesiyle…

Ve daha nice enteresan sözlerle;

Armut dibine düşer ya…Sanki elma çok uzağa düşer gibi!

Cinsini sevdiğim cinsine çeker ya…Sanki cins-i latifler, hiç babaya çekmez yani!

Analar ne evlatlar doğuruyor denir de…Niye o evlat lafı sadece erkeğe yakışır ki?

Acaba o kör kurşunlar hep o aslanlara denk geldiği için mi?

Bilemiyorum…

Ama bildiğim bir şey var ki;

Aslında genlerimizde taşıyoruz bu hayatı, istesek de istemesek de! Kaderi de, nasibi de…

Boyumuz, endamımız benzer çoğunca! Bakışımız, duruşumuz bile çeker onlara…

Ama nedendir bilinmez;

Beğenmediğimiz her halimize bin bir mazeretle bağlarız lafı genlerimize

Beğendiklerimizse bizimdir, sanki gökten zembille inmişçesine…

Ama kazın ayağı öyle değil işte!

Geçen hafta harika bir film izledim de…

AUGUST RUSH

Günün yorgunluğuyla devrilmişken koltuğa tatlı tatlı sohbet sırasında o kanal senin bu kanal benim geziyordum! Bir binanın terasındaki hurda kanepede, arkadaşlarının eşek şakasıyla uyanan sarmaş dolaş bir çift geldi ekrana! Sonra da bir sarışın erkek çoçuğu… Ama ne çocuk! Öyle böyle değil… Yetimhanede yaşayan bu çocuğun adı August Rush oldu bir süre sonra... O içindeki sesi takip etmek için yetimhaneden çıkıp yola koyulurken beni de peşinden sürükledi… Bir saati aşkın bir süre kitlendim ekrana… Her karede, her dakika içim kabardı! Aidiyet, özlem, çaresizlik ve sevgi bu kadar mı güzel anlatılır be birader… 2007 Amerikan yapımı bu film, Türkiye''de Şubat 2008''de gösterime girmiş. O zaman ne yapıyordum da seyredememişim ben bu filmi, hatırlamadım! O zaman seyredemediğim için utandım… Şimdi biliyor olmaktan keyif duyuyorum!

Öyle uzun uzun filmin konusunu falan anlatacak değilim buradan! Ama mutlaka seyredin… Zaten seyredenler hak verir bana. Rica ederim, onlar da seyretmeyenlere anlatsın! Genlerinde üstün bir müzik algısı ve yeteneği taşıyan bir çocuğun 8-10 yaşlarındaki hayat mücadelesinin konu edildiği bu film, gerçekten nefesimin kesildi dakikalar yaşattı bana…

Ve bir şeyin farkına vardım, iki kişilik salonda…

Ben üzüntüden çok, mutluluğa ağlar olmuşum! Hatta neredeyse; hayattaki hiç bir kötü şey, bir güzel sözden veya bir güzel andan daha çok etkilemiyor beni…

Çocuk annesini bilmeden, kadın ise anne olduğunu görmeden hissediyorsa içindeki sesi…

Bir adam da, baba olmadan özler çocuğunu işte bal gibi!

Genlerimden öyle bir müzisyen çocuk çıkacağını sanmıyorum ama şöyle iyi huylu, boylu poslu bir delikanlı çıkar inşallah diye düşünürüm. Ben uzun yıllar futbol oynadım mesela! Hentbol, basketbol, voleybol da çabası… Ah bir de spor kabiliyeti bana veya dedesine çekse diye çok isterim… Filmdeki gibi seyretsem onu hayran hayran! Çaksa bir gol, alem-i cihan şapka çıkarsa… Tek başına kalesinde devleşse, maçı alsa! Hani golden sonra eşe, dosta, başkana doğru bir şeyler yapıyorlar ya; "senin için" der gibi… Görür müyüm acaba bende? Hayali bile çok güzel be…

August da, film boyunca hep o inancının ve hayalinin peşinden gitti, kulağındaki seslerle!

Araştırdım, filmin Türkçe ismini de "Kalbini dinle" diye koymuşlar o zamanlar…

İşte bu herkesin ortak noktası bence!

Ne olursak olalım, en büyük yeteneğimiz O!

Bizi insan yapan…

Kalbinizin sesini dinleyin…

Bana bir filmden nerelere geldin demeyin!

Hayat da bir film değil mi zaten…

Evrensel; Hiçbir ses kaybolmazmış! Ne kadarını duyuyoruz acaba…