"Radikal Hıristiyan Teröristler"

00:003/11/2013, Pazar
G: 9/09/2019, Pazartesi
Ali Nur Kutlu

Algı yönetimi üzerine günlerce konuşmak ve tartışmak gerek. O derece önemli bir konu. Önce algıyı yönetenler sonra ülkeyi yönetebilirler.İslam dünyası yıllardır Anglo/Sakson iletişim kuramlarının deney sahasıdır. Amerikan ve İngiliz düşünce kuruluşları, üniversiteler ve daha karmaşık/karanlık kurumlar, Ortadoğu"da ülkelerinin çıkarlarını geliştirmek için yaptıkları toplantıların önemli bir kısmını algı yönetimine ayırırlar."Ortadoğu"da dolayısı ile dünyada daha güçlü olmak için İslam ve Müslüman

Algı yönetimi üzerine günlerce konuşmak ve tartışmak gerek. O derece önemli bir konu. Önce algıyı yönetenler sonra ülkeyi yönetebilirler.

İslam dünyası yıllardır Anglo/Sakson iletişim kuramlarının deney sahasıdır. Amerikan ve İngiliz düşünce kuruluşları, üniversiteler ve daha karmaşık/karanlık kurumlar, Ortadoğu"da ülkelerinin çıkarlarını geliştirmek için yaptıkları toplantıların önemli bir kısmını algı yönetimine ayırırlar.

"Ortadoğu"da dolayısı ile dünyada daha güçlü olmak için İslam ve Müslüman algısını nasıl yönetmeliyiz?" Sanırım bu açıklıkta ve saflıkta bir soruyu sormuyorlar o havalı yuvarlak masa toplantılarında. Aslında sükseli, sosyolojik terimleri bir yana bırakırsanız soru şu basitliğe ve çıplaklığa inebilir: "Müslümanlara hangi ismi takalım da mahkum edelim".

Bizim siyaset bilimcilerimiz ve (maalesef çok az sayıdaki) iletişimcimiz, Batı"da durarak doğuya baktığı için havalı siyaset bilimi kavramlarının takılı olduğu zokaları genelde yutarlar. Doğu"da durarak Doğu"ya baksalardı bu kavramlarının tümünün birer tuzak olduğunu ve algımızı değiştirmeyi amaçladıklarını görebilirlerdi.

Daha somutlaştırarak konuyu anlatayım.

Sözün gelimi ABD"deki ünlü bir düşünce kuruluşu, en az kendisi kadar ünlü bir üniversite ile Ortadoğu"da bir araştırma yapar ve sonunda "Ortadoğu"da Yeni Fundemantalist Akımlar" adıyla bir rapor yayımlar. Raporun kamuoyuna sunumu ve PR çalışmaları ile birlikte entelektüel camia konuyu tartışmaya başlar.

Raporda şu kavramlar kullanılmıştır: "Radikal İslamcılar, aşırı dinciler, extremist İslamcılar, kökten dinciler, fundemantalist Müslümanlar, aşırı uç dindarlar, el Kaideciler, İslamcı teröristler, Selefiler, Vahhabiler, Cihadistler…"

Bu isim ve sıfatlara daha onlarcasını ekleyebilirsiniz. Tüm bu kavramlar "Müslüman" ismine eklenmiş ve işin özünü değiştirmeyi amaçlayan bir algı yönetimi çalışmasıdır aslında.

İşin ilginç yanı Müslüman aydınlar, üretilmiş bu sıfat ya da isimlere temelden itiraz edeceklerine konuyu bu kavramları kullanarak tartışmaya başlarlar. Yani üzeri süslü bilimsel ve medyatik kavramlarla gizlenmiş zokayı yutarlar. Bundan sonra istediğiniz kadar o zokayı çıkarmaya çalışın, asla başaramazsınız.

Algı yönetiminin en önemli uygulama alanı olan medya (şimdilerde sosyal medya) aynı zamanda en stratejik yerdir. Bilimsel toplantılar ve konferanslarda tartışılan kavramlar, birden bire tüm medyada peydah oluverir. Bu konuyu tartışmaya hazır onlarca yazar, gazeteci ve televizyon yorumcusu bu rapordaki kavramları/tespitleri kullanmaya başlar. Medya bir anda "bilimsel" olarak tespit edilmiş bu isim ve sıfatları bir de üstüne kanat önderlerine sorar ve gündeme yerleştirirler. Geniş kitleler böylece bu kavramları zihinlerinin arka planlarına kaydederler.

Google ya da Youtube"da yukarıdaki kavramlardan herhangi birini yazarsanız karşınıza, "Çeçen" ya da "El kaideci" olduğu yazan garip tiplerin kör bıçakla "kafa kesme" sahneleri çıkar. Zihinlere yerleştirilmiş kavramlar bu görüntülerle eşleşir. Böylece barış anlamına gelen "İslam", bir anda "kafa kesme" anlamına gelen "El Kaide dini" oluveriyor.

Adı barış olan bir dinin mensubu olarak istediğiniz kadar karıncayı bile incitmeyeceğinizi söyleyin, insanları kafalarındaki algının aksine inandırmanız neredeyse imkansızdır.

"Müslüman ve İslam" isimlerinin yanına eklenen her türlü tanımlayıcı/ayrıştırıcı ve kategorize edici sıfatlar çok tehlikelidir. "Ilımlı İslam, radikal İslamı", "Demokrat Müslüman, Sosyalist Müslüman"ı doğurur. Bize yapıştırılan ve karşıtını doğuracak her sıfat bir tuzaktır.

Biz Müslümanlar olarak Batıdan gelen her türlü sıfatı/ismi reddetmeliyiz. Bunlar bizi tanımlayan kavramlar olamaz. Bunlar bizi mahkum eden, toplumdan soyutlayan, ötekileştiren ve uçlara iten kavramlardır.

Kör bıçakla kafa kesen de, alışveriş merkezi bombalayan da, kilise basıp sivilleri öldüren de teröristtir. Teröristin ve terörün dini olamaz.

Yıllarca Avrupa"yı perişan eden IRA ya da ETA gibi terör örgütlerini Batı hiçbir zaman "radikal Hıristiyan teröristler", "aşırı dinci Ortodokslar" diye tanımlamamıştır. Batı dini ya da mezhebi ayrıştırır hiçbir kavramı kendi toplumu için kullanmaz. Tüm Hıristiyanlığın algısını etkileyecek bu tür kavramların oluşmasına müsaade etmez ama söz konusu İslam"ın ve Müslümanların algısı olduğunda her şey mübah oluverir.

Yüzümüzü kendimize çevirelim. Biz kendimizi tanımlamalıyız. Bize, adalet ve ahlakta tüm topluma örnek olmak için "orta ümmet" olmak emrolundu. (Bakara 143).

#ETİKET

Türk basını "anormal köşe yazarı" cenneti oldu

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihi bir adım atarak başörtüsü sorununu çözdü. Ortak bir akıl ve sağduyu ile milletin meclisi millete ait inanç ve değerlere sahip çıktı.

90 yıldır bu parlamento milletin yarısından fazlasının kullandığı başörtüsünü çatısı altında yaşatmadı. Bu ülkemiz için utanç verici bir ayıptı ve şimdi bu utançtan kurtulduk. Türkiye normalleşiyor. Normalleşen ülkede "anormal olanlar" göze batar. Türk basını "anormal köşe yazarı" cenneti oldu birden. Yıllardır karanlık odakların algı yönetme operasyonlarının kiralık kalemleri, normalleşen Türkiye"yi gördükçe öfkeden ne yapacaklarını bilemiyorlar.

Twitter.com/alinurkutlu