
Önce “Çözüm Süreci” kavramının çerçevesini çizelim...
Çözüm Süreci, 2013 yılının Mart ayında, 21 Mart'ta, yani Nevruz'da başlamıştı. Temmuz ayında Suruç'ta 2 polisimizin şehit edilmesiyle de bu süreç artık bir daha asla açılmamak üzere kapandı.
Kürt sorununun, ya da sonradan Kürtlerin sorununun çözümü için süreç 2001 yılında AK Parti'nin kurulmasıyla başladı. Zeminin olgunlaşmasıyla birlikte, 2005 yılında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Diyarbakır'da “Kürt meselesi benim meselemdir” diyerek yeni bir dönemin kapılarını araladı.
2009 yılı, Kürt meselesinin çözümünde milattı. Ağustos ayında, Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısında yaptığı tarihi konuşmayla, süreç, “Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci” adını aldı.
2009 yılına kadar zaten Doğu ve Güneydoğu'da farklı rüzgarlar esmeye başlamıştı. Eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan toplu konuta kadar, cumhuriyet tarihinde örneği olmayan yatırımlar yapılmıştı.
2009 yılı ise, red, inkar ve asimilasyon politikalarının resmen sona erdirildiği bir yıl oldu. Kavramların üzerindeki baskılar, kelimelerin üzerindeki korkular, dillerin üzerindeki yasaklar artık tamamen kaldırıldı. Hiç konuşulmayan konular serbestçe konuşulmaya, hiç tartışılmayan meseleler özgürce gündeme alınmaya başlandı.
Kürt Sorunu'nun inkarına bir son verilmesiyle, Kürt Sorunu da artık Kürtler'in sorunu olarak isimlendirildi. Türkiye'de farklı kesimlerin sorunları vardı, Kürtler'in de sorunları vardı; bu sorunların tümden çözümü için de samimi bir niyet ve gayret ortaya kondu.
“Demokratik Açılım” olarak da adlandırılan bu süreç, 2013 yılında yeni bir boyuta evrilmek zorundaydı. Devletin Kürtler'e bakışındaki büyük değişim, artık silahların tamamen bırakılması, siyasetin bir çözüm mekanizması olarak sürece egemen olmasıyla noktalanmalıydı.
Esasen, terör örgütünün bütün istismar araçları da ortadan kaldırılmıştı. Doğu ve Güneydoğu'nun geri kalmışlığını sona erdirmek, demokratik ve kültürel hakları teslim etmek noktasında tarihi adımlar atılmış, “sessiz devrimler” gerçekleştirilmişti. Türkiye'nin önünde, silahın aradan çekilmesi, her meselenin konuşularak, istişareyle çözüme kavuşturulması dışında hiç bir seçenek kalmamıştı.
İşte Çözüm Süreci, 2013 yılında, bir son aşama olarak devreye alındı. Terör örgütü silahlı unsurlarını Türkiye'den tamamen çekecek, silahları bırakacak, kendisini tasfiye edecekti. Demokratik siyasetin önü daha da açılacak, Kürtlerin sorunları siyaset yoluyla tartışılacak ve çözüme kavuşturulacaktı.
Ancak, 21 Mart'taki Nevruz'un hemen ardından Gezi olayları başladı. Gezi olayları, Türkiye'nin bütün kazanımlarına olduğu kadar, Çözüm Süreci'ne yönelik de ağır bir saldırıydı; başarılı da oldu.
Terör örgütü silahlı unsurlarını Türkiye'den çekmedi, silahı bırakmadı; süreci istismar etmeye, paralel devlet yapılanması oluşturmaya, yeraltında örgütlenmeye başladı. Önce 7 Haziran seçimlerinde Ağrı olayları, ardından Suruç'ta polislerimize yönelik alçakça saldırı, Çözüm Süreci'ne noktayı koydu.
Şunu özellikle hatırlatalım: 2013 yılının Nevruz'una, yani Çözüm Süreci'ne kadar olan süreç, terör örgütünün kanlı saldırılarına rağmen ilerletilmiş bir süreçti.
Çözüm Süreci'nin bitmesiyle, Türkiye, 2002 yılına değil, 2013 yılının Nevruz'una geri dönmüştür.
Yani, PKK'nın asla silah bırakmayacağı, Kürt çocuklarının kanı üzerinden uyuşturucu ticaretini ve uluslararası istihbarat örgütlerinin maşalığını terketmeyeceği bir kez daha görülmüş, tüm dünyaya gösterilmiş, terörden hiç bir şekilde kendisini tasfiye etmesi beklenemeyeceği çok net olarak ortaya çıkmıştır.
Türkiye, 2002'den itibaren yaptığı gibi, terörle kararlı şekilde mücadele etmeye, Kürtlerin sorunlarını da samimi şekilde çözmeye devam edecektir.
Muhatap, Kürt vatandaşlarımızdır. HDP'nin, vesayet ve tehdit altında bir parti olarak muhatap olamayacağı açıktır.
Tıpkı Aleviler, Sünniler, dindarlar, azınlıklar gibi, Kürtlerin de sorunlarının çözümü için mücadele kesintisiz ve kararlı şekilde devam edecektir; ama aynı zamanda, elinde silah olan, şiddeti bir yöntem olarak kullanan her örgüte karşı da amansız bir mücadele verilecektir.
Çözüm Süreci tartışmasız olarak sona ermiştir; yeniden başlamasına dair hiç bir görüşün, niyetin ya da talebin de alıcısı yoktur.
Kürtlerin sorunlarının çözümüne ilişkin samimi süreç ise, Kürtlerle birlikte, sonuç alınıncaya kadar devam edecektir.
CHP'nin çapsız Genel Başkanı'nın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı'na yönelik sözleri siyasi tarihimize bir edepsizlik levhası olarak kazındı.
Kılıçdaroğlu, gündemde kalabilmek için elindeki tek malzemenin hakaret olduğunu, ancak bu yolla tartışmalara katılabildiğini, ancak bu yolla isminden söz ettirebildiğini görüyor ve sıkça hakarete başvuruyor.
Allah ıslah etsin, CHP seçmenine de sabır versin.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.