İşte o an!

00:003/03/2007, Cumartesi
G: 28/08/2019, Çarşamba
Bekir Hazar

Çocukluğum tarihi bir evde geçti. Çok severdim o ahşap yapıyı... Yıllar sonra gittim aynı eve.. Yıkmışlar, yerine muazzam bir apartman yapmışlar. Üzüldüm... Ağlamaklı oldum... Acı çektim... Psikolojim bozuldu. Hatıralarım yerle bir olmuştu...Şimdi Uğur Dündar fakirlerin evini yıkıp muazzam evler hediye ediyor programında... İyi yapıyor, hoş yapıyor da, o evde doğup büyüyen çocuklara evlerinin yıkılma anını izlettiriyor. Çocukların gözlerine bakıyorum, faltaşı gibi açılıyor. Acı çekiyor çocuklar...Her

Çocukluğum tarihi bir evde geçti. Çok severdim o ahşap yapıyı... Yıllar sonra gittim aynı eve.. Yıkmışlar, yerine muazzam bir apartman yapmışlar. Üzüldüm... Ağlamaklı oldum... Acı çektim... Psikolojim bozuldu. Hatıralarım yerle bir olmuştu...

Şimdi Uğur Dündar fakirlerin evini yıkıp muazzam evler hediye ediyor programında... İyi yapıyor, hoş yapıyor da, o evde doğup büyüyen çocuklara evlerinin yıkılma anını izlettiriyor. Çocukların gözlerine bakıyorum, faltaşı gibi açılıyor. Acı çekiyor çocuklar...

Her köşesinde anıları olan evlerinin yıkılışını, çocuklar seyrettirmeyin bence...

Minicik gözler yaşarmasın!...

***

Haberleri izliyorum, kabus görüyorum...

Kartonla kapalı rögar deliğine düşerek hayatını kaybeden 5 yaşındaki Dilara geliyor hep gözümün önüne...

Yolda yürürken kağıt kaplı çukura düşüveriyor. Annesinin elinden kayarken gözgöze geliyorlar... Son sözü “Anne kurtar” oluyor... Aman Yarabbim!...

Ellerimle yüzümü ovuşturuyorum. Beynimdeki bu görüntüyü silmeye çalışıyorum, başaramıyorum.

Ya o anne... Kızının elinden kaydığı anı gören... Gözgöze gelen anne ne olacak?... Ömür boyu kimsenin silemeyeceği görüntüler var beyninde...

Ölüme yol açmakla suçlanan şirketten “Her yayanın başına bekçi koyamayız” açıklaması geliyor... Kahreden bir açıklama... İstanbul''daki 12 milyon yayanın başına bekçi koyamazsın tamam ama açtığın deliğin üzerine karton yerine tahta da mı koyamıyorsun be adam..? Laf mı bu açıklama..?

***

Ağabeyim Amerika''da çalışıyor. Oğlu İstanbul''da okulunu bitirdi. Pasaportunu hazırladı. ABD''ye uçmadan bir hafta önce arkadaşları ile son kez tatile çıktı. Mersin''de havuzda boğuldu 16 yaşındaki yeğenim Ahmet. Takdir-i ilahi... Acımız büyüktü. Hastanede hoca ile beraber yıkamaya başladık. Ağabeyim yeni inmişti New York''tan gelen uçaktan. Yanımıza gelir gelmez ilk işi elini çantasına atmak oldu. Bir fotoğraf makinesi çıkarıp bana verdi, sonra tası alıp oğlunu yıkamaya başladı ve bana “Çek” dedi. Acı bir görüntüydü benim için. Çektim o anı. Nefes nefese binlerce kilometre katedip, uçaktan iner inmez oğlunun naaşını yıkayan ve ilk iş o ortamda fotoğraf çektiren bir baba... O benim ağabeyim. Duydum ki, çektiğim fotoğrafı ofisinde masasının üzerine koymuş. Her gün o fotoğrafla yaşamak. Yapma be abi... Yırt o fotoğrafı... Seni o halde görmesem de, beynimdeki kamera kaydetmiş onu hafızama... Ben taa buralardan acı çekiyorum, canım abim...