Yazarlar Eski Sahaflar Çarşısından manzaralar

Eski Sahaflar Çarşısından manzaralar

Dursun Gürlek
Dursun Gürlek İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

Sahaflar Çarşısı deyince akla ilk önce Beyazıt Camii’nin yanı başındaki tarihi Kitapçılar Çarşısı gelir. Buranın asıl müdavimlerini yazmalara, eski matbu eserlere ve benzeri yayınlara ilgi duyan kimseler teşkil eder. Bugün İstanbul’un Kadıköy, Beyoğlu gibi muhtelif semtlerinde de bu mesleği icra eden bir hayli eski kitapçı ve sahaf bulunuyorsa da asıl Sahaflar Çarşısı Beyazıt’takidir. Ben de böle bir çarşısının müdavimi olmaktan büyük bir zevk duyduğumu bu vesileyle söylemek isterim.

Bizde, son zamanlarda bu konuda ciddi ve sağlam bir eser kaleme alındı. Prof. Dr. İsmail Erünsal Bey’in Timaş Yayınları arasında çıkan eseri, sahaflık mesleğinin ve sahafların en ayrıntılı ve belgelere dayalı çalışmasıdır, müellifi de takdire şayandır.

Şunu da haber vereyim: Bu mesleği dedesinden, babasından tevârüs eden kadim dostumuz Turan Türkmenoğlu’nun belgelerden, bilgilerden, hatıralardan ve anekdotlardan oluşan hacimli “sahaf” kitabı da yakında Ötüken Yayınları arasında neşredilecek. Erbabına ve meraklılarına duyurulur.

Kitabiyat dünyasının önemli isimleri sahaflarla ve sahaflık mesleğiyle ilgili ben de bir hayli makale, araştırma, inceleme yazısı topladım ve dosyaladım. Bunları sahaflıkla ilgili derleme bir kitap olarak hazırlasam herhalde büyükçe bir kitap ortaya çıkar.

Geçen gün işte bu makalelerden bazılarını gözden geçirirken merhum Adnan Adıvar’ın, Haziran – Temmuz 1959 tarihli “İş ve Düşünce” dergisinde yayımlanmış bir yazısı dikkatimi çekti. O yılların Sahaflar Çarşısı’ndan ilgi çekici tablolara yer verdiği için siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim. Adnan Adıvar, gözlemlerini ve duygularını şöyle dile getiriyor:

“Geçen gün Beyazıt Umumi Kütüphanesi’yle meşhur Çınarlı Kahve’nin önündeki meydanlığı, oranın sevimli güvercinlerini ürkütmeden geçiyorduk.

Son savaş yıllarında oradan geçerken bu güzel kuşların Nazilerin açlık kamplarındaki esirleri gibi bu çınaraltı kampında zayıfladıklarını, tüylerini döktüklerini gördükçe içim sızlardı. Şimdi kuşcağızlar canlanmış, mağrur mağrur dolaşmaya başlamışlar. Zaten berbat olan kaldırımlar bir kat daha bozulmuş ve öbek öbek topraklar yığılmıştı. Çarşının eski manzaralarını hatırlamaya çalıştım. Arada mühür kazmakla meşgul hakkâklar ve tesbihçiler olmak üzere baştan aşağıya kadar kitap satan ve kitap veren ‘sahaflar’, yani kitapçılar görülürdü.

Bu esnaf karşıdan karşıya birbirleriyle dostça konuşurlar. Hiç biri diğerinin müşterisini çağırıp ayartmaya kalkışmaz. Aksine kendisinde bulunmayan kitabı, ‘belki filan efendide bulursunuz’ diye komşularına gönderirdi. Benim yetiştiğim istibdat devrinde artık burada nadir bile olsa, en son basılan eserler ve fakat bol bol Tanzimat devrinin kitapları bulunurdu.

Sahafların asıl sermayesi, Türkçe, Arapça, Farsça eski basma ve bilhassa yazma kitaplardı. Dükkân sahipleri temiz seccadeler döşenmiş, peykelerde, çekmecelerinin başına kurulurlardı. Müşteriler ise selam verdikten sonra o güzel halıların üzerine oturur ve kitapları karıştırırlardı. Kitapları karıştırıp gidenler kitapçının hiddetine asla uğramazdı.

Çünkü orası sadece kitap satılan bir yer değil. Biraz da ilim dağıtan bir merkezdi. Geçen gün orada bu eski kitapçı dükkânlarını yine buldum. Fakat mazinin toz ve topraktan örülmüş örtüsünün artık bu sokağı tamamen sarıp sarmalamaya başladığını da görüyordum. Sadece kütüphanelerine kitap toplayıp onların yüzüne bakmak, yahut ‘filan eserin yegâne nüshası özel kütüphanemdedir’ diye çalım satmak isteyen kitap sevdalıları ile iş yapmak isteyen tellallar ve nihayet evinin bir köşesinde bulduğu babadan değil de, büyük babadan kalma ve bugün okuyamadığı için ters tutmaya mecbur olduğu kitapları oraya getirip satanlar çarşının müşterileri ve gezicileri idi. Sahaf dükkânlarından bir kaçı yerini çorapçılara bırakmıştı.

İşte modernleşmiş bir meydanımızı en eski eserlerimizden biri olan Kapalı Çarşı’mıza bağlayan bu dar berzahın alt kapısından çıkınca bütün tarih, edebiyat ve sanat mütehassıslarının yalnız kitapçısı değil, dostu da olan Raif Bey’in (Yelkenci) dükkânıyla karşılaştık. Penceresinin önünde oturup kitabı anlayarak seven ve onu ehline satmayı, satıştan kâr etmeye tercih eden bu aziz insanın tavanlara kadar birbiri üstüne yığılmış eski kitapları arasına, tıpkı onun dostlarının bir toplantısına iştirak eder gibi oturduk. Bize çarşının en nefis çayını ikram etti. O günün gecesi Miraç Kandili olduğuna dair bir söz geçince, arkamda yığılmış kitaplardan yapılmış muazzam merdivenin de insanların başını göklere değdirecek bir vasıta olabileceğini düşündüm. İşte tam bir kitapçı, tam bir bibliyograf.”

Geçmiş zaman olur ki hayâli cihan değer...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.