
Memleketimizde hayırlı işlere imza atmak, ilim ve irfan dünyamıza hizmet etmek, ecdadına saygılı ve donanımlı gençler yetiştirmek maksadıyla kurulan birtakım müesseseler olduğunu biliyoruz. İlim Yayma Cemiyeti, Aydınlar Ocağı, Türkiye Milli Kültür Vakfı, İbnülemin Mahmud Kemal İnal Vakfı, Türk Edebiyatı Vakfı bunlardan bazılarını teşkil etmektedir. Şurasını da belirtmek isterim ki, bütün bu kuruluşlar hakkında ayrıntılı bilgiler almak için kaynak sıkıntısı çekilmektedir. Durum böyle olunca, biz ancak o kurumlarda görev yapan bazı kişilerin hatıralarından -eksik de olsa- birtakım mâlûmat elde etmekle yetiniyoruz.
Aynı durum, câmiamızın en eski ve en köklü kuruluşlarından olan İlim Yayma Cemiyeti için de söz konusuydu. Memnuniyetle belirtmek isterim ki, Mart 2023’de “İlim Yayma Vakfı-Elli Yılda Elli Vâkıf İnsan” ismiyle yayımladığı kitap ile bu boşluğu gidermiş oldu. Büyük boy, bol resimli 599 sayfalık bu eserde İlim Yayma Cemiyeti’ne -şu veya bu şekilde destek veren- elli güzel insanın hayat hikâyesi ve yaptığı hizmetler dile getiriliyor. İçlerinde kimler yok ki… Sabri Ülker’den Sabahaddin Zaim’e, Yusuf Türel’den Nazif Çelebi’ye, Mahmud Celaleddin Ökten’den İbnülemin Mahmud Kemal İnal’a, Nevzat Yalçıntaş’tan İbrahim Bodur’a, Münevver Ayaşlı’dan Süleyman Yalçın’a, Sabri Özpala’dan Abdullah Tivnikli’ye kadar say sayabilirsen…
Eserin baş tarafında İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan Bey’in “Takdim”iyle, editör Dr. Âlim Kahraman’ın “Bu Kitap” başlıklı yazısı yer alıyor. Adı geçen kitap İlim Yayma Cemiyeti’ni ziyaret ettiğim bir gün bana da hediye edilmişti.
Yukarıda, adlarını verdiğim ve vermediğim kuruluşlar hakkında bazı kısa bilgileri biz ancak oralarda vazife yapan zevatın kırık dökük hatıralarından öğreniyoruz demiştim. Bunun bir istisnası var ki, o da merhum Prof. Dr. Sabahaddin Zaim’in hatıratıdır. “Bir Ömrün Hikâyesi” isimli bu hatıratta, İlim Yayma Cemiyeti, İlim Yayma Vakfı hakkında verilen bilgiler hayli kabarık. Ayrıca ilgi çekici anekdotlar da yakın tarihimizin bazı sır perdelerini aralıyor. Ben bu yazımda, merhum hocamızın İlim Yayma Cemiyeti ve imam hatip okullarının ilk açılışıyla alakalı bölümden bazı nakillerde bulunacağım.
Sabahaddin Hoca’nın anlattığına göre, İlim Yayma Cemiyeti, Demokrat Parti’nin iktidara gelişinden hemen sonra 11 Ekim 1951’de kuruldu. 68 güzel insanın birlikte tesis ettiği bu cemiyetin asıl gayesi, geniş kapsamlı dini eğitim verecek bir eğitim müessesinin açılmasıydı. Bu da tabii ki imam-hatip okullarıydı. Daha Halk Partisi döneminde, Başbakan Şemseddin Günaltay zamanında imam-hatip liselerinin açılması düşünülmüştü. Çünkü memlekette cenazeleri kaldıracak imam bulmakta bile zorluk çekiliyordu. Dinini bilen, Kur’an okuyan gençlik kalmamıştı. 1950 seçimlerini Demokrat Parti kazanınca mecburiyetten kaynaklanan bu proje de suya düştü.
1950’den sonra İlim Yayma Cemiyeti, ilk imam-hatip okulunu 18 kişi ile bir binada açtı. Sonra, Vefa’da Zeyrek Ortaokulu binasına taşındı. Bu okulların açılmasında baş rolü oynayan iki isim vardır ki, bunlardan biri Yusuf Türel, diğeri de Senüyyüddin Başak’tır.
Yusuf Türel, kendisiyle yapılan röportajın bir bölümünde imam-hatip okullarının nasıl açıldığını şöyle anlatıyor:
“Şemseddin Günaltay’ın CHP döneminin sonuna doğru, Nihat Erim’den önceki son başbakan olmasına yakın bir dönemde, bir mayıs günü rahmetli Şemseddin Günaltay’la beraber Edebiyat Fakültesinden çıktık, oradan Beyazıt Kütüphanesi’ne uğradık. Saim Bey, bu kütüphanenin müdürü idi. Çok muhterem bir zattı. Hoş beş edip bir müddet sohbet ettikten sonra Şemseddin Bey, Kur’an-ı Kerim’i tefsir ettiği ‘Zulmetten Nura’ adlı kendi eserinin kütüphanede bulunup bulunmadığını sordu. O da, ‘Evet, var’ diye cevap verince, bu sefer ‘Acaba okuyan var mı?’ diye ekledi. Saim Bey, baktı sonra da fazla okuyan olmadığını söyledi. Ben, haddim olmayarak ‘Nasıl okusunlar beyefendi, çünkü eski harfleri bilmedikleri gibi mânâyı da herhalde bu yüzden anlamıyorlar’ diye araya girdim. Hafifçe bir gülümseme oldu. Yarım veya bir saat kadar oturduktan sonra Şemseddin Bey ile kütüphaneden çıktık, Sahaflar Çarşısı’na gittik. Şemseddin Bey bir iki yere daha uğradı, bazı kitaplar sordu. Sonra tekrar yürümeye başladık. Yol boyunca kütüphane müdüründen aldığımız cevabı düşünüyor, bunun onun zihnini de meşgul ettiğini hissediyordum. Mebus olduğunu da hesaba katarak ona dedim ki:
- Bir zaman gelecek ki, Kur’an-ı Kerim okunamayacak, okunsa da okuyan onu anlamayacak. Size tamamen hükümetin icrası olacak bir şey söyleyeyim. Siz gayret gösterirseniz dini bugünkü gençlere öğretmek yine mümkün olacaktır. Sordu:
- Nasıl?
Cevap verdim:
- Mektepler ile olur.
Tevhid-i Tedrisat Kânûnu’ndan bahsederek, umumi olarak mekteplere bu dersin konulmasının mümkün olmadığını söyledi. O zaman birdenbire aklıma bir çare geldi ve dedim ki:
- Eski imam-hatip mekteplerini ihya etsek! Çünkü 1930’larda Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ile beraber medreseler de kapatılınca yerini imam-hatip okulları açılmıştı. Fakat sonra bu okulların önce alt kısmını ilga ettiler, sonra da lise kısmına devam edecek talebe bulunmadığı gerekçesiyle tamamen kapattılar. Hatırıma bu geliyor. Hiç olmazsa birkaç vilayette bu eski imam- hatip mekteplerini ihya etsek! Bana cevaben ‘Bu, en çıkar yoldur’ dedi.
Şemseddin Bey, bu konuşmamızdan bir müddet sonra Başvekil oldu. Ankara’da, Senüyyiddin Başak, Celal Ökten ve Hasan Basri Çantay beylerle beraber kendisini ziyaret ettiğimiz zaman mevzuyu tekrar hatırlatarak vazifemizi ifa ettik. Bize bu mevzudaki düşüncesini anlattı. Hazırlık için zemin aradığını belirterek bir müracaat başlarsa bunun Meclis’e kadar getirileceğini vadetti. Oradan sevinç ile ayrıldık. Tam hazırlıklarımızı yaparken çok partili hayata geçildi ve 1950 seçimleri yapıldı. Demokrat Parti iktidarı aldı ve Şemseddin Bey de siyasetten ayrıldı. Böylece onun hazırlık çalışmalarını yürüttüğü imam-hatip okullarını açma hareketi Demokrat Parti iktidarına intikal etti. 1951’de çıkarılan bir kanun ile imam-hatip okullarının Türkiye’de yeniden açılması neticesi hasıl oldu. Okullar açılacak, fakat devlet hiçbir yardımda bulunmayacak, sadece öğretmenlerini tayin edecekti. Bunun üzerine biz de İlim Yayma Cemiyeti’ni kurduk. Diğer sahadaki çalışmalarımıza da başlamış durumda iken Diyanet İşleri Başkanı Hayri Bey, bizi İstanbul’da bir görüşmeye davet etti. Bize ‘Bu imkânı elde ettik, fakat eğer siz sahip çıkarsanız bu okulu derhal burada açarız’ dedi. Teklifini hemen kabul ettik. Böylece ilk imam-hatip okulu İstanbul’da açıldı. Tedrisata 18 talebe ile küçük bir binada başlandı.
İbnülemin Mahmud Kemal İnal merhum şöyle derdi: ‘Bu vatanın hak ettiği evlatlar, Din-i Mübin ile müftehir olan ve onun ferâizine itina eden bir gençliktir. Ancak ve ancak onlar bu vatana ve insanlığa hizmet edebilirler. Devlet de ancak bu gençliğin bayrağı ile ayakta kalabilir.”
İşte imam-hatip okullarının temeli, böyle güzel ve gayretli insanların üstün çabalarıyla ve tabii ki -lütf-u İlahi- olarak atıldı. Allah’ın rahmeti hepsinin üzerine olsun.
Not:
-Yukarıda, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin müdüründen “Saim” diye bahsediliyor. Bu yanlıştır, doğrusu “Sâib”dir. Yani İsmail Saib Sencer merhumdur.
-Ayrıca Şemseddin Günaltay’ın “Zulmetten Nura” isimli eseri için de “tefsir” deniliyor. Halbuki bu kitap tefsir değildir. Müellif, okuyucularını bunalım çağından İslam’ın aydınlığına çıkarmak için çeşitli dini, tarihi, edebi makaleler şeklinde kaleme almıştır. Osmanlı Türkçesiyle hazırlanan bu kitap daha sonra Marifet Yayınları tarafından Latin harfleriyle de neşredilmiştir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.