Peyami Safa’nın kabri nasıl yapıldı?

04:0024/09/2023, Pazar
G: 23/09/2023, Cumartesi
Dursun Gürlek

İstanbul’da en az ziyaret edilen türbelerden biri de Şeyh Vefa Hazretleri’nin türbesidir. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz diye sual ederseniz, defalarca yolumu o uhrevi mekâna düşürdüğüm halde pek kimseye rastlamamışımdır, diye cevap verebilirim. Nitekim ilgisizliğimizden, bigâneliğimizden ne zaman söz açılsa “Vefa, İstanbul’da artık sadece bir semtin adı olarak kaldı”, sözünü mırıldanma ihtiyacı duyarız. Kalem ve kelâm erbabından birçok zevatın sıkıntılı bir hayat yaşamaları, hüzün verici bir

İstanbul’da en az ziyaret edilen türbelerden biri de Şeyh Vefa Hazretleri’nin türbesidir. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz diye sual ederseniz, defalarca yolumu o uhrevi mekâna düşürdüğüm halde pek kimseye rastlamamışımdır, diye cevap verebilirim. Nitekim ilgisizliğimizden, bigâneliğimizden ne zaman söz açılsa “Vefa, İstanbul’da artık sadece bir semtin adı olarak kaldı”, sözünü mırıldanma ihtiyacı duyarız.

Kalem ve kelâm erbabından birçok zevatın sıkıntılı bir hayat yaşamaları, hüzün verici bir manzara içinde bu fani dünyayı terk etmeleri, hatta kendilerine ait doğru dürüst bir mezar bile yapılmaması, vefasızlığımızın can sıkıcı, ibret verici örnekleri olarak karşımıza çıkıyor. Mezarlıklarımızın böyle nisyana terk edilen bir kabir taşı bile bulunmayan büyük zatlarla dolu olduğunu biliyoruz.

Merhum Süleyman Nazif, hem edebiyat dünyamızın parlak bir ismi, hem de gerektiğinde ölümü bile göze alacak kadar vatansever bir simasıdır. 1927 yılının soğuk bir kış gününde, Nişantaşı’ndaki evinde vefat ettiğinde cebinden sadece üç nikel kuruş parası çıkmıştı. Cenaze masraflarını Tayyare Cemiyeti ödediği gibi, kabrini neden sonra İstanbul Belediyesi yaptırmıştı. Hâlbuki onu en çok üzen hususlardan biri de vefasızlıktı, insan kıymetinin bilinmemesiydi. Bu haberi, kabrinin belediye tarafından yapılacağı haberini duyan üstad Ömer Ferid Kam, duygularını şu dörtlük ile dile getirmişti:

Sağlığında nice ehl-i hünerin

Bir tutam tuz bile konmaz aşına

Öldürürler evvel ânı acından

Sonra türbe dikerler başına

Böyle muzdarip bir hayat yaşayan, kabri bile epeyce bekledikten sonra bazı himmet erbabının gayretiyle kaybolmaktan kurtulan diğer bir yazarımız da rahmetli Peyami Safa’dır. Geçenlerde Büyük Doğu’nun ciltlerinden birinin sayfalarını çevirirken, 29.9.1965 tarihli nüshasında “Peyami Safa’yı Umumi Ölü Çukuruna Atıyorlar!” başlığıyla karşılaşınca derhal ilgiyle ve merakla okudum. Üstad Necip Fazıl şöyle feryad ediyordu:

“Mukaddesatçı, milliyetçi, ruhçu, komünizma, maddecilik ve devrimbazlık (bu tabir kendisinindir) düşmanı büyük Türk edibi Peyami Safa, eğer bir aya kadar kabri yapılmayacak olursa yattığı mezarlığın ‘umumi çukur’ dedikleri sahipsiz ölüler kısmına atılacaktır.

Korkunç değil mi?

Eğer o bir belediye memuru veya kabzımal kâtibi olsaydı şimdiye kadar kabrinin yapılabilmesi için gereken yardımı sağlayacak bir teşekkül, bir alaka, bir müzaharetten mahrum kalmazdı. Fakat Türkiye çapında, belki bu çapın da üstünde bir sanat ve tefekkür adamı olduğu için hiçbir ilgiye muhatap olmamakta ve böyle bir âkıbete namzet görünmekte…

Eğer böyle olursa, onun naaşını umumi çukura atacak olurlarsa, bu netice şu veya bu teşekkül ve makamdan vazgeçtik, otuz milyon Türk’ün alnında leke olacaktır.

Evet, Edirnekapı Şehitliği’nde yatan Peyami Safa, bu mezarlıkla ilgili derneğin nizamnamesine ve mezarlığı imar prensibine göre, uzun zaman bir kabre nail olamadığı için eğer muayyen zamana kadar aynı vaziyette kalacak olursa, umumi çukura kaldırılma mecburiyetine girmektedir.

Kabahat ne dernekte, ne de derneğin mezarlığı imar zarureti bakımından koyduğu ölçülerde… Kabahat, 4 yıldır ona bir taş dikemeyen alakalılarda, kültür teşekküllerinde ve nihayette bütün cemiyette… Hatta onu âdi bir leş gibi bir çukura atmak isteyen derneği bu acıklı durumu meydana çıkardığı için tebrik etmek lazımdır.

Bir zamanlar, onun kabrini yapmak için bir kampanya açıp on bin liradan fazla para toplayan eski ‘Yeni İstanbul’ gazetesinin bu parayı nerelere sarfettiğini sormaya bile lüzum yok! Mezarsız kalan ve bir çukura atılmaya namzet görünen büyük Türk

edibinin, ölüsüyle bile yardım ettiği müesseseleri ve insanları tanıyoruz!

Peyami Safa’ya çabucak bir kabir yapılması için ne bir kampanya, resmi makam ve alakalı teşekküllere ne bir ihtar, ne bir şey! İman ve vicdan sahibi herhangi bir tüccarı, tek başına, birkaç bin lira sarfederek Peyami Safa’ya sade ve basit bir mezar yapmaya ve ölmez satırlar sahibi bu edibin ölüsünü korumaya davet ediyoruz! Ve kültür dünyamızla, kültür alakasına sahip bütün resmi teşekkül ve makamların suratına çarpıyoruz:

Utanmıyor musunuz???”

Üstadın, nev’i şahsına münhasır üslubuyla kaleme aldığı bu feryatname derhal ses getirdi ve Peyami Safa’nın kabri hemen yapıldı. Bunu da yine aynı Büyük Doğu’nun 13.10.1965 tarihli sayısında yer alan bir ilandan öğreniyoruz. “Peyami Safa’nın Mezarını Milliyetçiler Derneği Üzerine Aldı” başlığıyla ve el yazısıyla intişar eden bu ilanı da konunun tam anlaşılması için aşağıya alıyorum:

“Muhterem Necip Fazıl Bey

6.10.1965

Büyük Doğu Gazetesi Müessisi ve Başmuharriri

Derneğimizin umumi kongresinin aktedildiği 26.9.1965 Pazar günü, merhum Peyami Safa Bey’in mezarının yaptırılmasına ittifakla karar verilmiştir. Aynı gün baskıya verilen Büyük Doğu’nun da çok veciz bir ifade ile ve kalbleri sızlatan, vicdanları harekete getiren bir vefakârlıkla aynı hadiseye parmak basması bizi son derece sevindirdi.

Türk edebiyatına, bugünün kısır gidişi ve güdük anlayışı ile erişilemeyecek bir irtifa kazandıran, yarım asır kalemiyle, tek başına komünistlere kan kusturan merhumun ne devlet ve ne de onun eserlerinin ticaretini yaparak milyoner olanların küçücük bir alakasına mazhar olmaması bizi divânelere döndürmüş ve perişan etmişti. Ama hamdolsun âlemlerin Rabbine ki, rahmetlinin mezarının yaptırılmasını derneğimize nasip eyleyerek, bu ızdırabımızın mükâfatını kat kat verdi.

Peyami Safa Bey’in vefakâr dostuna selam ve hürmetlerimizi arzederiz.

Milliyetçiler Derneği İstanbul Şubesi Başkanı, Asist. Mühendis, Ahmet Nuri Yüksel”

Makamı cennet olsun. Merhum Ahmet Nuri Yüksel cesur bir kalem sahibiydi, Hakk’ın hatırını her şeyden üstün tutardı. Ben de konuşmalarından ve yazılarından çok istifade etmişimdir.

Merhum Mehmet Niyazi Özdemir ağabeyimizle yaptığımız bir gezide, önce “veliyyi nimeti uğrunda fedayı can eden” Çerkez Hasan’ın (Sultan Abdülaziz’in kayınbiraderinin) kabrini ziyaret etmiş, daha sonra da Peyami Safa’nın -bahsini ettiğimiz- mezarında dua okumuştuk.

Merhumu bilinmeyen yönleriyle ve daha yakından tanımak için aziz dostu Vecdi Bürün’ün, “Peyami Safa İle Yirmi Beş Yıl” adıyla yayımladığı eseri ve hakkında yazılan diğer biyografileri okumak gerekiyor.

#Edebiyat
#Tarih
#Dursun Gürlek