
Son devrin büyük İslam âlimlerinden biri de Prof. Kâmil Miras Efendi’dir. Sahih-i Buhari mütercimi olarak da tanınan merhum hocamızın daha birçok değerli esere imza attığı biliniyor. İşte onlardan biri de “Ramazan Musahabeleri” adlı kitaptır.
Kâmil Miras Hoca da emsali olan bazı ulema gibi, dini konuları anlatırken fıkralara, şiirlere, hatta hikâyelere de yer verir. Bu da okuyucunun merakını celbetmesi bakımından elbette ki faydalı olmaktadır. Onun, adını verdiğimiz eseri de bu tarzda kaleme alındığından okuyucularının ilgisine mazhar olmuştur. Biz de aynı minval üzere hareket edip, daha doğrusu merhumun gösterdiği istikametten gidip konuyu Ramazan hilali ile başlayalım.
Kâmil Miras Hoca, mübarek ayın başlangıcı olan Ramazan hilalini, kitabının ilk bölümünde şöyle anlatıyor:
Hilal, İslam hukukunda kameri ayın ilk günlerindeki bir, iki, üç gecelik Ay’a denmektedir. Bundan sonraki gecelerde bu parlak kürenin bize karşı görünüşünün adı Kamer, yani Ay’dır.
Hilal, Türk bayrağı kavsinin (yayının) iki ucu arasındaki yıldızla birlikte Türk devletinin şerefli bir remzidir. Hilal aslında Arapça bir kelime olmasına rağmen enikonu Türkçeleşmiş ve Araplardan ziyade Türkler arasında kullanılmıştır. Hele merhum Âkif bu sevimli kelimeyi tarihimizin en karanlık günlerinde ümit nûru ve irade huzmeleri serpen bir eda ile İstiklal Marşımızda terennüm ettikten sonra artık hilal kelimesi Türk devletinin ve mukaddes istiklalinin haşmetli bir sembolü olmuştur.
Mübarek Ramazan’a nispetle hilal, en ziyade bir gecelik Ay’a denir. Farsça mâh-i nev, yani yeni ay demektir ki, bu yeni ay görülmekle o zamanda Ramazan’ın hululü (girişi) gerçekleşmiş olur ve o geceden itibaren teravih namazı kılınmaya, gündüzleri de oruç tutulmaya başlanır. İşte bundan dolayı hilal adının üzerimizde hem milli hem dini çok önemli bir hatırası vardır.
Ramazan ayının girdiği, hilalin görülmesiyle sabit olduğu gibi, astronomi ilminde müspet riyazi hesaplarla da anlaşılır. Asr-ı Saadet’te ne astronomi ilmi malum ne de geceyle gündüzün taksimini inceleyen saat mevcut bulunmadığından Peygamber Efendimiz “Ramazan ayını görünce oruç tutunuz, Şevval ayını görünce de orucunuzu bozunuz!” buyurdu (Buhari 2/211).
Asr-ı Saadet’in bu iptidai vaziyetini Resul-i Ekrem Efendimiz’in kendileri de: “Biz Araplar ne yazı yazmasını biliriz ne de yıldızların seyrini ve ecramın hareketlerini riyazi (matematik) hesaplarla anlarız. Bize Ramazan konusunda gerekli olan bilgi, bu ayın kâh yirmi dokuz, kâh otuz olması derecesindedir” buyurmuştur (Buhari 2/212).
Bu hakikat Kur’an-ı Kerimde de, “Allahü Teâlâ ümmilere kendilerinden peygamber gönderdi ki o, kavmine Allah’ın âyetlerini okuyor, onları hurafelerden, batıl inançlardan temizleyip kötü huylardan arıtıyor ve onlara Kur’an okumasını öğretip akli ilimler talim ediyor” mealindeki âyetle bildirmiştir.
Asr-ı Saadet’te Araplar böyle ümmi bir ümmet olduklarından oruç, hac gibi ibadetlerin günlerinin, hilalin görülmesiyle belirlenmesine müsaade olunarak, üzerlerinden büyük bir güçlük kaldırılmıştı.
Fakat Asr-ı Saadet’ten bir buçuk asır geçtikten sonra Abbasi halifelerinden Harun Reşid ve Me’mun devirlerinde Müslümanların arasında ilmin her dalı geliştiği gibi, astronomi ilmi de şahikalara yükselmişti. Bu tarihlerde artık ibadet aylarının, günlerinin, hatta saat ve dakikalarının en ince hesaplarla tayin edilme imkânı ortaya çıkmıştı. Bu sebeple fukaha dediğimiz İslam hukukçuları arasında Arabi ayların hilallerini belirlemede astronomik hesaplara itibar edilip edilmemesi söz konusu olmaya başladı. Ve genellikle menfi bir yol tutuldu (Umdetü’l-Kâri c.5, s.199).
Fakat zaman geçtikçe ve astronominin kıymeti ve hiç şaşmayan isabeti İslam hukukçuları tarafından takdir edilmeye başlayınca Subkî gibi bir kısım âlimler, İbn-i Mukâtil’den gelen müspet bir içtihada dayanarak, vakitlere dair şer’î meselelerin astronomi bilginlerinden sorulması ve bunların verecekleri cevaba itimat edilmesi tezini savunmuşlardır (İbn-i Âbidin c.2, s.126). Daha sonra ayın ve diğer gök cisimlerinin yörüngeleri ve menzilleri hakkındaki bilgiler yayılmaya başlayınca muvakkitlerin namaz vakitleri hakkındaki hesapları kânun haline geldi, bütün camilerin yanında birer muvakkithane kuruldu ve kameri ayların hilallerini bildiren gurrenâmeler düzenlenmeye başladı.
Ne gariptir ki, yalnız Ramazan ve Şevval hilallerini belirleme hususunda matematik hesaplar göz ardı edildi, gözetlemeyle ispat konusunda ısrar edildi. Cumhuriyet devrine kadar devam eden bu sürede, Ramazan hilalini gözetlemeyle belirlenmesine, devletçe üzerinde durulması gereken meseleler arasında yer verildi. Bu vazife merkezde şeyhülislamların, vilayetlerde ise kadıların uhdesindeydi. Ramazan’dan bir gün önce İstanbul’da tedbirler alınırdı. Çamlıca gibi en yüksek yerlere keskin gözlü, düzgün görüşlü gözlemciler gönderilirdi. Ayrıca halktan görenlerin şahitlikleri de kabul edilirdi.
Fakat bu yolda uzun bir merasimle Ramazan’ın ilanı her zaman akşamla yatsı arasında mümkün olamazdı. Yatsıdan, hatta güneş doğduktan sonra da ilan edildiği vâki idi. Daha da garibi, bir vilayette ay görülür ve Ramazan ilan edilirdi. Öbür vilayette görülmeyip yemeye, içmeye devam edilirdi. Bazen de ayın başında ay görülmeyerek, bir orucun yenildiği ve bu Ramazan’ın 29 olarak bir orucun daha eksilip, o Ramazan’ın 28 güne indiği olurdu. Böyle bir durumla ben de karşılaştım. Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi’nin, bir Ramazan’ın son gününde davetinde bulunmuştum. Yemekten sonra İstanbul kadısıyla fetva emini gelerek, bir şahidin Şevval’in hilali hakkında şahitlik ettiğini söylediler. Bu hesaba göre Ramazan 29 oluyordu. Bir oruç da başında yenilmişti. Bunun üzerine Şeyhülislam hiddetlenerek “Bu adamın şahitliğini kabul etmeyin. Sonra tarih, Musa Kâzım şeyhülislamlığında Ramazan’ı 28’e indirdi” demiş ve ertesi günde oruç tutturmuştu.
Dini ilimlerle tarihi ve edebi ilimleri mezceden merhum Tahirü’l-Mevlevi de bu konuyla ilgili olarak şunları söylüyor:
“Şâbân ve Ramazan aylarının yirmi dokuzuncu günleri gurub vaktinde garp ufku tarassut edilir, hilal görüldüğü takdirde kadı huzurunda şehadet edilerek hükm-i vâki üzerine Ramazan ve bayram olduğu davul çalınarak ahaliye bildirilirdi.
Mahalle bekçileri davul çalarak Ramazan’ı ve bayramı ilan ederken çocukların onu takip etmeleri ve:
Ramazan geldi, hoş geldi
Baklava tepsisi boş geldi
diye bir ağızdan terennüm eylemeleri seyrine doyulmayacak mâsûmâne bir levha teşkil ederdi. Muharrir Ahmed Rasim Bey merhum, ‘Menâkıb-i İslam’ ünvanlı eserinde diyor ki:
‘Vaktiyle Cerrahpaşa Camii’nin bir imamı varmış. Bu zat hilalin zamanını ve doğuş yönünü pek güzel hesap ve tahmin ettiği için genellikle ispat-ı hilale muvaffak olur ve yevm-i şek (1) akşamında hilali görünce kunduralarını koynuna koyup koşa koşa Şeyhülislamlık binasına gidermiş. Hatta o zamanlar Cerrahpaşa, Sinekli Bakkal ve Aksaray ahalisi merhumu gözetler, onun hızla geldiğini görünce Ramazan’ın başladığına kesinlikle inanırlarmış’
Hacı Zihni Efendi’nin, El- Hakâik isimli kitabında ve Enes bin Malik hazretlerinin hal tercümesinde yazılıdır ki:
‘Basra’da bir cemaat hilali görmek için bakışırlarken Hz. Enes de yüz yaşına yakın olduğu halde onların içinde bulunup, ben hilali gördüm işte diye işaret etmiş. Gören olmayınca Kadı İyas, Hz. Enes’in yüzüne dikkat edip bakmış ki, ağarmış olan kaşlarından bir kıl kıvrılıp gözünün üzerine gelmiş. İyas, onu eliyle düzelttikten sonra: Yâ Eba Hamza, hilalin yerini bize göster, demiş. Hz. Enes bakınca ‘Göremiyorum’ demiş.
Hilali görmek için toplanan bir cemaatin, toplanış sebebini öğrenen bir safdilin de, ne tuhaf memleket! Tırnak parçası kadar bir ay parçası için bakışıp duruyorlar, bizim oralarda araba tekerleği kadar olur da kimse başını kaldırıp bakmaz, dediği meşhurdur.
Ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun efendim.
(1) Yevm-i şek: Havanın kapalı olması dolayısıyla hilal görülemediği için Ramazan’ın başlayıp başlamadığı şüpheli olan Şaban ayının 30. Günü.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.